Eğitim

Baba Olmak
Pazar, Mayıs 27th, 2007

ABD’de yapılan bazı istatistiklere göre; babasından ayrı büyüyen çocuklar, aileleri ile büyüyenlere oranla:
* 8 kat daha fazla suç işleme ihtimali
* 5 kat daha fazla intihar etme ihtimali
* 12 kat davranışsal bozukluk gösterme ihtimali
* 12 kat daha fazla tecavüze meyilli
* 32 kat daha fazla evden kaçma ihtimali
* 10 kat daha fazla uyuşturucu kullanma ihtimali
* 9 kat daha fazla liseden atılma ihtimali
* 33 kat daha fazla ciddi suiistimallere maruz kalma ihtimali
* 73 kat daha fazla öldürülme ihtimali
* Okulda ‘A’ alma ihtimali 10 kat daha az
* Ortalama % 44 ölüm oranı daha fazla
* Ortalama % 72 hayat standardı daha düşük
* Öğrencilerden davranış bozuklukları gösterenlerden % 85’i babasız evden gelenler
* Evsiz veya evden kaçanlar çocukların % 90 ı babasız evden
* Okuldan atılanların % 71 i babasız evden
* Gençlerden intihar edenlerin % 63 ü babasız evden
* Tecavüzcülerin % 80 i babasız evden
* Cezaevlerinde yatan gençlerin % 85 i babasız evden
* Babasız kızların, aile ortamında yetişen kızlara oranla 13-19 yaş arası hamile kalma oranı 2,1 kat daha fazla
* Babası yetişen kızların 13-19 arası evlenme oranı, aile ortamında yetişen kızlara göre % 53 daha fazla
* Bu kızların prematüre bebek yapma oranı % 164 oranında daha fazla
* 1983’te ABD’de yapılan ir araştırmada, ülke genelinde tüm suçlu çocukların % 60 ı anne vesayeti altında yani babasız
* Şu anda ABD’de 18 milyon çocuk annesiz ya da babasız yaşamaktadır. Bu rakam tüm Amerikan çocuklarının % 75 ine tekabül ediyor.
* Şu anda Türkiye’de sokak çocuklarının % 82 si parçalanmış aile çocuklarıdır.

Ortam
Pazartesi, Mayıs 7th, 2007

Ben çok küçük yaşlarımda evinde radyonun devamlı açık olduğu, kitapların okunduğu, haftada bir kez mutlaka konsere gidilen, mutlaka tiyatro, opera izlenen, sinemaya tutkun bir ailede yetiştim. Annem çok güzel sesli bir kadındı, güzel şarkı söylerdi. Ben de ne seyredilecek, hangi kitap okunacak gibi şeylerin konuşulduğu bir ortamda büyüdüm.
Hülya Koçyiğit

100 İşte Orada!
Pazar, Nisan 22nd, 2007

İmkansız. 100 İşte Orada!
Bir çocuk 100′den ibarettir
Bir çocuğun 100 lisanı
100 eli
100 fikri
100 düşünme şekli
oynama şekli ve konuşma şekli vardır
100 her zaman 100
dinleme şekli
sevme şeklidir
şarki söylemek ve anlamak için
keşfetmek için
100 zevk
100 dünya
icat etmek için
hayali kurulacak 100 dünya.
Bir çocuğun 100 lisani vardır
( ve yüzlerce yüzlerce dahası )
ama 99unu çalıyorlar.
Okul ve bu kültür,
kafayla vücudu ayırıyor.
Onlar cocuğa:
elleri olmadan düşünmesini,
kafasi olmadan yapmasını,
zevk almadan anlamasını
sadece yılbaşlarında ve bayramlarda
sevip şükretmesini söylüyorlar.
Onlar çocuğa:
zaten orada olan bir dünyayı keşfetmesini söylüyorlar
ve geri kalan 99unu çalıyorlar.
Onlar çocuğa:
iş ve oyunun
gerçek ve fantezinin
bilim ve hayal etmenin
yerin ve göğün
sebep ve rüyanın
birbirine ait olmadığını söylüyorlar.
Ve onlar çocuğa
100′ün orada olmadığını söylüyorlar.
Çocuk onlara:
İmkansız. 100 işte orada! diyor.
Loris Malaguzzi

Another Brick On The Wall
Perşembe, Mart 29th, 2007

http://www.youtube.com/watch?v=tC0g-x9_NxY

A Brief History of Education
Pazar, Mart 25th, 2007

Peter Kuper

Çocuklara Söylenebilecek En Kötü 5 Cümle
Salı, Mart 13th, 2007

1. Yaşına Uygun Davran!
Altı yaşındaki oğlunuz istediğini almadığınız için ağlıyor veya dört yaşındaki kızınız otomobil güvenlik koltuğunda sürekli ayağa kalkmak istiyorsa, zaten yaşlarına göre davranıyorlar demektir. Çocuklarımız yaşlarından daha olgun davranışlar gösterdiklerinde çok mutlu olsak da, bu doğru değil. Birçok anne baba bu gerçeği göz ardı eder; çünkü çocukça davranışlar bunaltıcıdır. Fakat çocuğunuza yaşına uygun davranmasını söylediğiniz zaman aslında tek odağınız onun davranışının sizi nasıl etkilediği. Bunu yapmak yerine, onun duygularına odaklanıp, tepkilerinizi bunlara göre belirleyin. “Çok kızgın görünüyorsun” veya “Böyle bir şeyin olması çok üzücü; farkındayım” gibi.
2. Sadece Şaka Yapıyordum
Çocuğunuzla şakalaşmanın mizah duygusunu geliştirmek için iyi bir yol olduğunu düşünseniz de, “Yakında kendini de unutacaksın” gibi şakaları anlamamaya meyilliler. Anne ve babalar olarak göreviniz, hakaretleri mizah kılığına sokabilecek kadar zeki ve hazırcevap, ayrıca sevgi dolu ve destekleyici olmak. Gerçekten söylemek istemediğiniz bir şeyi söylemeyin.
3. Neden Sende Ağabeyin/Ablan/Kardeşin Gibi Olamıyorsun?
Bu tür karşılaştırmalar, çocuklara kendilerini ikinci sınıf vatandaş gibi hissettirmenin ve kardeş kıskançlığını ateşlemenin en kesin yolu. Bu cümleler onun ödevlerini ablası kadar hızlı yapmasını veya abisi gibi basket atmasını sağlamaz; sadece çocuğunuzun özgüvenini azaltır. Çocuklarınızın güçlü ve zayıf yanlarını kabullenip, her birini kendi davranışlarına odaklanmaya teşvik etmek daha doğru bir tutum.
4. Koşma, Düşersin
Çocuğunuzu korumak yönündeki tüm iyi niyetlerinize karşın bu tür uyarılar onun takılıp düşme olasılığını artırır. Bu cümlenin altında yatan mesaj çocuğunuzun düşmesini beklediğinizdir ki; bu da bağımsızlığını kazanmak için çok çalışan bir çocuk için oldukça cesaret kırıcı. Bunun yerine “Dışarı çıkmadan önce ayakkabılarının bağcıklarını bağlamış olduğundan emin ol” demeyi deneyin. Böylece onun sakarlığıyla değil, bağcıklarla ilgili konuşmuş olursunuz.
5. Ben Az Önce Ne Dedim?
Cevabı biliyorsunuz! Bu imalı soru gerçekte inceltilmiş ve üstü kapalı bir suçlama içerir. Ve eğer çocuğunuz, “Ceketini nereye attın sen?” gibi benzer bir soruya cevap verirse, sadece akıllı geçinen bir budala gibi görünür. Çocuğunuzun ondan istediklerinizi yapmaması konusunda rahatsızsanız, böyle söylemeyi deneyin: “Bunu üç kere tekrarlamış olduğum için çok sıkıldım; ama bir kere daha söyleyeceğim; ceketini as.”
Çocuğunuzun özgüvenini geliştirin
Çocuğunuzun özgüveni, hayatı boyunca kişiliğini ve tüm davranışlarını belirleyecek çok önemli bir yaşam becerisi. Hem bu yaşlarda hem de ileriki yıllarda çocuğunuzun sosyal becerileri, cesareti ve bağımsızlığı özgüveni ölçüsünde gelişir. Özgüven kazanma konusunda başrol, ailelerde. Çocuğunuzun özgüvenini geliştirmenin yolu, ona kendisini önemli bir yeri olan ve değerli bir birey gibi hissettirmenizden geçer. Her sözünüz ve davranışınızla onu sevdiğinizi, sizin için değerli olduğunu, bazı hatalar yapsa bile bu durumun değişmeyeceğini hissettirmeye özen gösterin.

Çocuklara Söylenebilecek En İyi 5 Cümle
Pazartesi, Mart 12th, 2007

1.Lütfen Bir Karar Ver
Çocuğunuza bir şeyi yapmasını veya yapmamasını söylerken bu cümleyi kullandığınızda, kendi hareketlerinden sorumlu olduğunu belirtmiş olursunuz. Örneğin, ona ve arkadaşına oyun oynarken çok gürültü çıkarttıkları zaman susmalarını söylemek yerine “Lütfen bir karar verin; ya sessizce oynayın ya da dışarı çıkın” deyip, beş dakika sonra hálá gürültü yapıyor olurlarsa “Evet görüyorum ki, dışarı çıkmaya karar verdiniz” diyebilirsiniz. Bunu yapmanız çocuğunuza sadece sebep sonuç ilişkilerini göstermenize yaramaz, aynı zamanda sizi kötü polis rolünden de çıkarır.
2. Seni Seviyorum Ama Bu Davranışın Hoşuma Gitmedi
Çocuğunuza disiplin vermeniz gerekiyorsa, kötü davranışın onu kötü bir çocuk yapmadığını göstermek için davranışla davranışı gösteren kişiyi birbirinden ayırmanız gerekir. Memnuniyetsizliğinizi belirttiğiniz cümlede onu sevdiğinizi de söylüyor olmak, size de disiplinin amacının çocuğunuzu cezalandırmak değil, doğru davranışa yöneltmek olduğunu hatırlatır. Bunu uyguladığınızda daha sakin olacak ve daha az bağıracaksınız.
3. Sorunumu Çözmek İçin Yardımına İhtiyacım Var
Çocuğunuz sizi rahatsız edecek bir şey yaptığında -yemek boyunca mızmızlanmak ve yemeğiyle oynamak gibi- bu durumu sanki sorunu olan sizmişsiniz gibi sunun. Ondan bir çözüm bulmasını isteyin. Bu sayede kendisini yardımın ihtiyaç duyulan biri gibi hisseder. Eğer tek çözümün bu davranışı tamamen bırakması olduğunu düşünüyorsanız, bunu yapmamayı nasıl hatırlayacağına dair birlikte beyin fırtınası yapabilirsiniz.
4. Aslında Ne Demek İstedin?
Çocuklar çok kızdıklarında, “İğrenç bir insansın” veya “Senden nefret ediyorum” gibi cümleleri rahatlıkla sarf edebilirler. Çocuğunuza onu tam olarak neyin bu kadar kızdırdığını keşfetmesi konusunda yardımcı olabilirsiniz. “Arkadaşın senin hakkındaki bir sırrı başkalarına söylediği için mi kızgınsın?” gibi sorular sorarak yönlendirebilirsiniz.
5. Farklı İnsanların Farklı İhtiyaçları Vardır
Çocuğunuz artık ezberlediğiniz “Ama haksızlık bu!” cümlesini sarf ettiği zaman ona herkese aynı davranışı göstermek gerekmediğini açıklayın. Misal, “Çocuklarınızdan birinin gözleri bozulduysa, adaletli olsun diye diğerine de gözlük almazsınız. Çocuklarınızdan biri ayakkabılarını eskittiyse, bu diğerine de ayakkabı almanız gerektiği anlamına gelmez. Tıpkı bir çocuğunuzun kulak iltihabı geçirmesinin her ikisine de ilaç vermeniz anlamına gelmeyeceği gibi.”

Çocukları Geleceğe Hazırlama
Pazartesi, Aralık 25th, 2006

John Kennedy (1917–1963) ABD’nin 35. başkanı olduğunda Robert ve Edward adlı iki kardeşini de hükümette önemli görevlere atamıştı. Bunun üzerine muhalefetten “Bu kadar olur mu? Başka adam mı yok.” diye itiraz sesleri yükselmeye başladı.
Bu tepkiler üzerine Kennedy şu açıklamayı yaptı:
“Onlar Kennedy’dir, farkları vardır! Biz bu üç erkek kardeş, henüz ilkokul sıralarında iken gazete okumaya başladık. Annem her sabah hepimizden önce kalkar, gazeteleri okur ve çok önemli yazı, yorum ve makaleleri kesip büyük bir panoya iğnelerdi… Biz kalkar, elimizi yüzümüzü yıkar ve panonun önünde on-onbeş yazıyı okuduktan sonra kahvaltı yapmaya hak kazanırdık… Bu hal üniversite bitene dek sürdü…”

Tüm Öğretmenlere
Cuma, Kasım 24th, 2006

Yaptığınız tüm işlere,
Harcadığınız saatlere,
Gösterdiğiniz ilgiye,
Paylaştığınız bilgiye,
Verdiğiniz fikirlere,
Uyandırdığınız ilgiye,
Açtığınız zihinlere,
Körüklediğiniz zeka kıvılcımlarına,
Geliştirdiğiniz kişiliklere,
Uyandırdığınız umutlara,
Desteklediğiniz hayallere,
Teşvik ettiğiniz yaratıcılığa,
Öğrettiğiniz becerilere,
Başlattığınız kariyerlere,
Biçimlendirdiğiniz geleceklere,
Uyandırdığınız sonsuz etkiye
Teşekkürler.

Seni Çok Seviyorum Öğretmenim
Cuma, Kasım 24th, 2006

Hayatının gayesinin gayeli bir hayat olduğunu bilen ve bu çerçevede, olduğu yer ile olmak istediği yer arasındaki farkı net bir şekilde görüp kendini aşarak geliştiren ve bu gelişimle elde ettiği pozitif enerjiyi çağına ruh kazandırmaya adayan yürek fatihleri tüm öğretmenlerimin ellerinden öpüyorum.
Bu günününüzün çok güzel geçmesi temennisiyle..
İyi dersler…
Satırarası
İllüstrasyon: Cansu Kaykaç

Eğitime Farklı Bir Bakış
Cuma, Kasım 24th, 2006

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki günümüzde okuma ve anlama kabiliyetini en iyi geliştiren Yeni Zelandalılar; matematiği en iyi öğretip kullandırmasını bilen ve yabancı dil öğretmede ve öğrenmede en başarılı Hollandalılar; fen bilimlerini teknolojiye en iyi aktarıp uygulayan ve bunu en iyi öğreten Japonlar; lise seviyesinde en başarılı ve kaliteli eğitim veren aynı zamanda en kaliteli öğretmen yetiştirmede dünyada tek millet Almanlar; üniversite seviyesinde özellikle lisansüstü eğitimde ve sanat dalında en iyi öğretimi veren Amerikalılar.
Selami Aydın – Eğitime Farklı Bir Bakış

Eğitime Dair Karikatürler-2
Cuma, Kasım 24th, 2006




Eğitime Dair Karikatürler-1
Cuma, Kasım 24th, 2006





Ritalin Çocukları
Çarşamba, Kasım 22nd, 2006

Saat sabahın onu: Güzel bir sonbahar sabahı çıktığınız yürüyüşte, çocuğunuzun okulunun önünden geçiyorsunuz. Bahçede çoğunluğu erkeklerden oluşan bir grup ilkokul çocuğunun, serseri görünüşlü bir adamın etrafında toplandığı dikkatinizi çekiyor. Çocukların arasında on yaşındaki oğlunuzu da görüyorsunuz. Adam, çocuklara hap dağıtıyor. “Bu hapları yutun. Kendinizi iyi hissedeceksiniz. Okulda öğretmenleriniz sizi daha çok sevecek. Ben her gün burada olacağım. Size bu haplardan dağıtacağım. Sizin için neyin iyi olduğunu biliyorum.” diyor. Hışımla okulun bahçesine dalıp adamın elindeki kutuyu kapıyorsunuz. Kutunun üzerinde Speed yazısını okuyorsunuz. Bu durumda reaksiyonunuz ne olurdu? Adama vurmak mı? Polisi çağırmak mı? Çocukların ellerinden hapları toplamak mı?
Şimdi bir başka sahne: Saat sabahın onu. İlkokuldaki oğlunuzun öğretmeniyle görüşmek üzere okula gidiyorsunuz. Öğretmenler odasına doğru giderken ofisin önünde çoğu erkek çocuklardan oluşan uzunca bir kuyruk dikkatinizi çekiyor. Sizin oğlunuz da kuyrukta bekliyor. Kuyruğun başında beyaz üniformalı bir hemşire çocuklara elindeki şişeden hap dağıtıyor. Hemşire, “Şimdi ilacınızı alın, kendinizi daha iyi hissedeceksiniz, öğretmenleriniz sizi daha çok sevecek. Doktorunuz ve ben sizin için neyin iyi olduğunu biliyoruz.” diyor. Hemşirenin yanına yaklaşıp elindeki ilâç kutusuna bakıyorsunuz. Üzerinde Ritalin yazıyor. Bu durumda reaksiyonunuz ne olurdu?
Bunlar hayal ürünü değil. Amerika’nın hemen her ilkokulunda her gün yaşanan sıradan birer hâdise. Kuyruktaki çocukların ortak özelliği “hiperaktivite” ya da “dikkat eksikliği sendromu”na yakalanmış olmaları. İki senaryonun ortak özelliği de çocuklarda bağımlılık yapan “amfetamin” maddesinin verilmesi. Uyuşturucu satıcısı hapları para kazanmak adına veriyor, hemşire ise ilâç firması ve doktorların öğretmen ve aileleri yanına alarak tedavi(!) adına tavsiye ettiği ilâcı çocukların boğazına tıkıyor. İki sahne arasındaki fark, “amfetamin satıcısının kimliği” diyor, Dr. David Stein.
“Amerikan okullarında olan bir şey bizi niye ilgilendirsin?” diyebilirsiniz. İlgisi var, çünkü;
1-Amerika’daki bütün uygulamalar doğru kabul edildiği için; yarın aynı sahnelerin Türkiye’de de yaşanmasından korkuluyor.
2-Çevremizde “hiperaktivite” teşhisi konmuş ve Ritalin alan çocuk sayısındaki hızlı artış…
3-Amerika’da yaşamış bir annenin anlattıkları çok önemli… “Oğluna hiperaktif teşhisi konmuş ve çocuğuna Ritalin vermeyi reddettiği için, çocuğu okuldan atılan bir anneyim. Oğlum bugün iş ve sosyal yaşamında başarılı ve doyumlu bir genç. Arkadaşı Randy ise, bir eroin bağımlısı. Çünkü Randy’nin annesi, çocuğunu yetiştirme tarzını sorgulamak yerine kendisini rahatlatmayı seçti: okul idaresinin baskılarına boyun eğerek çocuğuna hasta etiketi yapıştırılmasına izin verdi.”
Okulların fon alabilmek için özel sınıf açmaları gerektiğini ve bu sınıfı açabilmek için de gerekli sayıda hiperaktivite hastalığına(!) yakalanmış çocuklara ihtiyacı olduğunu nereden bilebilirdik ki? Hiperaktivite tedavisi(!) için doktorlar tarafından verilen Ritalin, Dexedrine, Adderall, Benzedrin gibi ilâçlar; afyon, morfin ve kokainin dahil olduğu “Schedule II” listesinde yer alıyor. Yüksek derecede bağımlılık yaratan bu ilâçları kullanan çocukların daha sonra; eroin, kokain ve alkol bağımlığı geliştirdikleri sıkça görülüyor.
Bugünlerde Amerika’da sıkça yapılan bir espriyi paylaşayım sizlerle. Anne-baba ile çocuk arasında fark nedir? Anne-baba Prozac alır, çocuk ise Ritalin… Acı bir espri değil mi?
İlâç firmalarının doktorları tarafından yapılan araştırmalar sonucu ortaya atılan bir hastalık olan hiperaktivite ve dikkat eksikliği sendromunun bütün çarpıtmalara rağmen, genetik ve biyolojik kökenli olduğu kanıtlanamadı. Çevre faktörleri sonucu, beyin kimyasında ve davranışlarda görülen değişikliğe “davranış bozukluğu” denir, “hastalık” değil. Stres de beyin kimyasında ve davranışlarda bozukluk yapmıyor mu? Bir davranış bozukluğunu düzeltmek için ilaç gerekmez. Hiperaktiviteye, bazı lüzumsuz aşıların çocuklara vurdurulmasının sebep olduğunu da iddia edenler var ve bu durum mutlaka araştırılmalıdır. Fakir çocuklar; yaramaz, tembel ve ilgisiz, gelir durumu iyi olan çocuklar ise, “hiperaktivite” ve “dikkat eksikliği sendromu”ndan müzdarip oluyorlar.
Aslında bu hastalıkların(!) mevcudiyetini gösteren test yoktur. Doktorunuz çocuğunuzda bu hastalığın olduğunu söylüyorsa ve siz de inanmayı seçiyorsanız bunun iki sebebi olabilir:
1-Çocuğunuzun okulda ve evdeki davranış bozukluğunun sorumluluğundan anne-baba olarak kendinizi beraat ettirmek ve çocuk yetiştirme tarzınızı sorgulamamak işinize geliyor olabilir.
2-Bu hastalık(!) hakkında bir şey bilmeyen, “Doktor söylüyorsa doğrudur.” diyen ve otoriteyi sorgulamayan biri olabilirsiniz.
Hiperaktivite, enerji fazlalığından başka bir şey değildir. İtaatkâr, uslu ve söz dinleyen insanların makbul olduğu toplumumuzda; anne-babalar ve okul sistemi tarafından zeki çocuklar ve fazla enerji kanalize edilemediği için yaramazlık yapan çocuklara tahammül edemiyor. Çünkü çocukları bir ömür boyu “hasta” olarak etiketlemek daha kolay geliyor.
Bu nasıl bir hastalıktır ki, doktor ilâcın sadece okul döneminde alınmasını öneriyor? Yaz tatilinde, hafta sonlarında ise çocuğa ilâç verilmiyor! Bu nasıl bir hastalıktır ki, okulda dikkatini derslere yoğunlaştırma sorunu yaşayan çocuk, kendisini ilgilendiren bir video oyunu ya da aktivite içindeyken, saatlerce dikkatini toparlayabiliyor? Bu nasıl bir hastalıktır ki, Amerika’da ilâcı bedava alan fakir ve zenci ailelerin çocuklarında yaygın iken, bizde sadece belirli gelir düzeyine sahip ailelerin çocuklarını etkiliyor? Çoğu zenci ve gelir düzeyi düşük çocuklar Ritalin’le okulda zombileştirildiğinde okul idaresi rahat ediyor. Bizde ise, ekonomik durumu iyi ebeveynler, gerçek anlamda ilgili anne-baba olamama duygusundan bu hastalık sayesinde kurtuluyor. Çocuklarını doktora götürdükleri için de çocuklarıyla ilgili oldukları hususunda kendilerini haklı çıkarıyorlar. Ritalin yanlısı doktorların faturasını ödeyenler de onlar.
Ritalin işe yarıyor mu?
Yarıyor. Çocuğu sakinleştiriyor ve dikkatini toparlamasına yardımcı oluyor. Bütün amfetaminler ve kokain de aynı sonucu veriyor. Sadece hasta çocuklarda(!) değil, Ritalin herkes üzerinde aynı tesiri yapıyor.
Ritalin’in güçlü bir bağımlılık oluşturması dışında, kısa ve uzun vadeli yan tesirleri de var: Hemen ya da birkaç hafta içinde çıkan yan tesirleri; uykusuzluk, sinirlilik, aşırı tepki verme, ağlamak, kişilik değişimi, ciltte kızarıklık, mide bulantısı, baş dönmesi, kalp atışlarının hızlanması, kan basıncı değişikliği, diskinezi (garip dil ve yüz hareketleri), sersemleme, anjin ve göğüs ağrısı, karın ağrıları ve ateş yükselmesi… Bazen toksik (zehirlenmeye bağlı) psikoz, yani çocuğun realiteyle bağlantısının kopması ve ilâcın zehirli boyuta ulaşması görülebiliyor. Bütün amfetamin ve kokain kullananlarda görüldüğü gibi, kilo kaybı ve aneroksi olabiliyor. İntihar düşüncesi, turet sendromu (tiklerin oluştuğu ve küfürlü konuşmaların istem dişi ağızdan döküldüğü bir nörolojik bozukluk) hattâ depresyon gibi komplikasyonlar da görülebiliyor.
Ritalin’in uzun vadeli zararı ise; çocuklarda boy ve kilo gelişimini engellemesi ve bağışıklık sistemini tahrip etmesidir. “Doktorum, ilâcın zararlı olmadığını söylüyor.” diyen anne-babalar! Doktorlar bir zamanlar Thalidomide’in de zararlı olmadığını söylemişlerdi! Netice; kolsuz, bacaksız doğan binlerce çocuk… Zararsız olduğu söylenen birçok ilâcın zararları sonradan fark ediliyor. Ayrıca lâboratuarda üretilen hiçbir ilâç yoktur ki, yan tesiri olmasın.
Anne ve babalar! Çocuğunuzun davranış bozukluğunu kontrol etmek adına kısa ve uzun vadeli riskleri almaya değer mi? Kanunî olmayan uyuşturucu ve uyarıcılarla, ilâçlar arasındaki tek fark, ilâçların kanunî olması. İngilizce’de ilâçlara drug (uyuşturucu) deniyor. Çocuğunuza uyuşturucu özelliği olan tablet almayı öğretirseniz, onlar da uyuşturucu kullanmayı öğrenir.
İşte size bir haber: “Hollanda’da hiperaktif olan ve konsantrasyon bozukluğu çeken çocuklara tavsiye edilen Ritalin adlı hapın, alındığında kokain tesiri bıraktığı ortaya çıktı. Ritalin’in uyuşturucu amacıyla öğrenciler arasında kullanılmaya başlandığı ve okul bahçelerinde rahatlıkla alınıp satıldığı bildirildi. Hollandalı uzmanların açıklamalarına göre, Ritalin satışı geçen yıl % 60′ın üzerinde artış gösterdi. Ritalin fazla miktarda alındığında kişiyi ölüme götürebildiği belirtildi. Hap sürekli alındığında bağımlılık da yapıyor.”
Aşırı hareketliliğin ilmî adı olan hiperaktivite; zekânın keşif ve buluşa kanalize olma ortamı bulamaması, çocuğun ilgi ve sevgi açlığı çekmesi ve çocuğa yaşına uygun verilmesi gereken sorumluluk duygusunun ve sağlıklı disiplinin verilmemesinden kaynaklanan bir davranış bozukluğudur. Dikkat eksikliği ise, ilgi eksikliğinin diğer adı.
Türkiye’de karşılaştığım Ritalin çocuklarının ailelerinde sıkça gördüğüm özellikler şunlar oldu: Koca ilgisi eksikliği yaşayan anne, işkolik baba, zeki ama disiplin ve sorumluluk duygusu verilmemiş şımarık çocuk… Refah seviyesi yüksek sayılabilecek bu ailelerin çocuklarının artık mazeretleri var: “Ben hastayım.
Yaramazlığımın hatası bende değil.” Çocuğu hediyelere ve oyuncaklara boğmak, ilgi eksikliğini telâfi etme çabasıdır. Ama işe yaramaz. Çocuk bütün yaramazlıklarını bir yudum ilgi ve sevgi görebilmek için yapıyor. Ve okullardan gelen şikâyetlere bakılınca, günümüz eğitim sisteminin de sorgulanmayı gerektirdiği anlaşılmaktadır.
Erdem Yusufçuk

Çocuk Mu, Çiçek Mi
Salı, Kasım 21st, 2006

Onlar hep yanı başımızda oldular.. Belki kucağımızda… Belki ellerimizin uzandığı yerde…
Belki şimdilik hayâllerimizde. Yarınların şafağına gönderdiğimiz elçi onlar. Bizim erişemeyeceğimiz zamanlar için doğdular. Bizim ulaşamayacağımız mekanlara yolcu oldular.
Onlar çocuklarımız…
Hayatın rengini önce gözlerimizin içinde gördüler. Yaşamanın tadını dudaklarımızdan çıkan sözlerle fark ettiler. Sevmeyi dokunuşumuzla hissettiler. Yedi rengi bizimle öğrendiler. Ve şimdi, kucağımızda ve elimizin altında beklerken, iyilik umuyorlar bizden. Daha çok iyilik, daha çok mutluluk, daha çok umut istiyorlar bizden. Çünkü, çocuklarımız onlar. Yarınların gecelerinde doğacak bütün yıldızlar onları selamlayacaklar.
Ne çok unutuyoruz nefesimizin erişemediği yarınların gecelerinde doğacak yıldızlara selam gönderdiğimizi? Ne çok unutuyoruz bizi sessiz bir toprak yığınının altında karşılayan sabahların taze güneşlerine sımsıcak insan bakışları gönderdiğimizi?
Muhtemelen o da unutmuştu. Henüz bir çocuğu vardı. Renkleri yeni öğreniyor, makinelerin nasıl çalıştığının uzun uzadıya anlatılmasından hoşlanıyordu. Ne zaman babası tamir kutusunu alsa eline, ya bir penseye dokunmak ister ya tornavidayı alıp kaçmak isterdi.
Günlerden pazar. Çim biçme makinesini çalıştırdı. Çok geçmeden ortalığı enfes bir taze çimen kokusu kapladı. Çimlerin nasıl da aynı hizaya geldiğini uzaktan hayranlıkla seyreden oğlu usul, ürkek adımlarla yaklaştı. Makineyi durdurdu. “Bu nasıl çalışıyor baba?” diye her zamanki sorularından birini daha sordu. Çiçekleri de çocukları da severdi. Hele de çiçekleri sevdiğini konu komşu gayet iyi biliyordu. Herkesin hayranlıkla seyrettiği, anlata anlata bitiremediği o güzelim çiçekleri kendi elleriyle yetiştirmişti. Ne zamandır hayal ettiği bahçeli evi kelepir bulmuş, yavaş yavaş tamir ettirmişti. Sonra bahçeyi süslemeye girişmişti. En kaliteli toprağı döktürmüştü. Mısır çarşısından çeşit çeşit tohumlar almış, her sabah erkenden kalkıp hem çiçeklerini sevmiş hem de onların yüzündeki çiğleri görünce sonsuz bir cennet mutluluğu yaşamıştı.
Çim biçme makinesini tersine çevirip altındaki bıçakları gösterdi oğluna. Çimleri nasıl biçtiğini, biçilen çimlerin nasıl atıldığını, ayarını nasıl yaptığını açıkladı. Sonra makineyi çimlerin üzerine yerleştirdi. Oğluyla birlikte tuttular. Düğmeyi gösterip oğlunun çalıştırmasını istedi. Makine gürültüyle kımıldadı çimlerin üzerinde. Birkaç manevra yaptılar birlikte.
Eşinin kendisine seslendiğini duydu. Telefona bakması gerekiyordu. Makineyi stop ettirdi. İçeri koştu. Telefon görüşmesi biter bitmez, bahçeye döndü. Ama gördüğü manzara korkunçtu. Oğlunun elindeydi çim biçme makinesi. O güzelim laleler, sümbüller, karanfiller, kasımpatılar çim biçme makinesinin altında paramparça olmuştu. Makineden dışarı fırlayan biçilmiş çiçek yaprakları ortalığı taze ve karışık bir çiçek kokusuna boğmuştu. Bahçenin çimleri üzerinde renk renk çiçek parçaları dağılmıştı.
Onca emek verdiği, onca zaman hayalini kurduğu çiçekler bir anda berhava oluvermişti.
Oğlu ise ne yaptığından habersiz, tebessümle çim biçme makinesini idare etmeye çalışıyordu.
Nefesi kesildi. Ağzını açtı. Bağırmak üzereydi. Tam o anda eşinin koluna dokunduğunu hissetti. Olan biteni o da görmüştü. Çiçekleri o da seviyordu elbet.
“Hayatım.” dedi her zamanki sıcak sesiyle, “Unutma, çiçek değil, çocuk yetiştiriyorsun!”
Çiçek mi, çocuk mu?
Anne–baba olarak sık sık bu iki tercih arasına sıkışırız. Çiçeğin yerini bazen bitirilmesi gereken bir iş, okunması gereken bir kitap, yıkanması gereken bulaşıklar alır. Okuduğum kitapların önemli bir kısmı çocuklara dair. Çocuklarım için okuyorum onları. Çocuklarım için çalışıyorum zaten. En azından bu yazıyı çocuklar(ım) için yazıyorum. O kadar da zıt tercihler arasında değilim yani!
Küçük kızım bilgisayarın tuşlarına rastgele dokunmaya çalışırken, küçük oğlum –kendi tabiriyle “sıkı sıkı”– kucaklanmak isterken ben yazımla uğraşmak zorundayım. Onlar için yazıyorum ya! Şimdi bir kenarda durmalılar. Bir süreliğine baba olmaktan “kurtulmam” gerek. Öyküdeki adamın da aklına gelmemiş miydi bu? Eşine “İyi ama, hayatım, çiçekleri çocuklar için yetiştiriyorum ya!” demesi gerekmez miydi?
Çocuklar için çiçek yetiştirmek, çocuklar için çocuk yetiştirmekten daha az bir şey.
Çocuklar için çalışmak, çocuklar için yaşamaktan daha kolay.
Şimdi şu soruyu soralım kendimize: Çocuklarımıza bizim hayatımızın aksesuarıymış gibi bakıyoruz? Bir süreliğine de olsa, biz onların hayatlarının aksesuarıymışız gibi yaşamayı göze alabiliyor muyuz? Onlar için oyuncak alabiliriz belki; peki onlar için oyuncak olabilir miyiz?
Hayır, hayır; sadece bir süreliğine…
Unutmayın ki, gelecekte uzunca bir süre bizsiz olacaklar, bize onların hayatlarında aksesuar olmak bile düşmeyecek.
bence karikatürler türkçeye çevrilmeli çükü türkiyede yayımlanıyor ve insanlar
nlamıyor aynı benim gibi
Yorum yazan: berfe — Ocak 12, 2008 @ 8:29 pm
çok komik ben de çok güzekl karikütü yaparım
Yorum yazan: simge — Nisan 11, 2008 @ 8:41 am
Bence karikatürler çok hoş en çokta 9. resim çok güzel animasyon ve kızgın bir bebek
Yorum yazan: beyza [cemre] — Nisan 20, 2008 @ 6:59 am