ETKİLİ ÖĞRETMENLİK EĞİTİMİ
|
ETKİLİ ÖĞRETMENLİK EĞİTİMİ Yazar : DR. Thomas GORDON Yayınevi : Sistem YayıncılıkBaskı : İstanbul / 1993 / 238 shf. 1- ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ İLİŞKİSİÖğretme evrensel bir uğraştır. Herkes birbirine birşeyler öğretir. Bu kitap, “öğretme”nin nasıl daha etkili yapılacağını, öğrencilerin bilgilendirilip, olgunlaştırılırken çatışmaları azaltıp sistemin süresinin nasıl artırılacağını anlatıyor. “Etnik öğretmenlik eğitimi” kısaca EÖE profesyoneller için hazırlanmıştır, ama öğreten herkesin etkisini arttıracak niteliktedir. Öğretme-Öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için öğreten ve öğrenen arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. İşte bu kitapta öğretmenin söz konusu bağlantıları sağlayabilmesine yarayacak iletişim becerilerini ele alır. Amaç, öğrencilerin büyümesi ve gelişmesidir, fakat birçok öğretmen tarafından kullanılan ve okul idaresi tarafından salık verilen öğretme yöntemleri öğrencilerin bağımlı, gelişmemiş ve çocuksu kalmalarını sağlamaktan ileri gitmez. EÖE’de bütün bunların çözümünü bulacaksınız. 2- ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ İLİŞKİSİ İÇİN ETKİLİ BİR MODEL Öğretmenler okuldaki ve öğrencilerdeki problemlerden dolayı hayal kırıklığına uğrayabilir ya da problemin çözümünde başarısız görülebilir. Yapılan araştırmalara göre, onların başarısız olmadığını, tersine çoğunun öğretmenlik hakkında çok şey bildiği fakat bunu uygulamak için yeterli fırsatları bulamadığını göstermektedir.İyi öğretmen tanımları genelde çok kişi tarafından kabul edilmiş yaygın inançlara dayanır. Misaller: 1. İyi öğretmen sakindir, telaşlanmaz, sinirlenmez, soğuk kanlıdır. 2. İyi öğretmen önyargılı ve yanlı değildir, öğrencilere eşit davranır. 3. İyi öğretmen her şeyden önce tutarlıdır. Değişmez, unutulmaz, hata yapmaz. 4. İyi öğretmen her sorunun cevabını bilir. İşte bir öğretmen kendisini bu yaygın inanç modellerine göre değerlendirir ve kendisini başarısız kabul eder. EÖE’nde tuzaklardan kurtulup, durum ne olursa olsun gerçek bir kişi olarak davranmayı ve gerçek kendiniz olmayı göreceksiniz. Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki, 1. Açıklık 2. Önemsenmek 3. Birbirine ihtiyaç duymak 4. Birbirinden ayrı olmak 5. İhtiyaçlarını karşılıklı olarak giderebilmek Özelliklerini içerirse, iyi bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurulmuş demektir. KABUL EDİLEBİLİRLİK Öğretmen-öğrenci ilişkilerinde, öğretmenlerin öğrencilerin davranışlarını kabul edip etmemeleri çok önemlidir. Kabul çizgisi değişkendir ve üç sebebi vardır. 1. Öğretmendeki değişiklikler, 2. Öğrencideki değişiklikler 3. Durum ve çevredeki değişiklikler, Öğrenci davranışların kabul edilebilir ve edilemez davranışlar arasındaki ayrım, ilişkilerde ortaya çıkacak meselelerin, öğretmenler tarafından halledilmesine yardımcı olacaktır. Fakat burada öğretmen-öğrenci ilişkisine ortaya çıkan sorun kime ait olduğunun çözülmesi gerekir. Öğretmenler kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen, öğrencinin özel sorunları ile; doğrudan ilgilendiren sorunları ayırt etmelidir. Çünkü öğretmen sorun kendisine şu soruları sorabilir; - Bu davranış benim üzerimde gerçek müşahhas bir etki yapmıyor mu? - Olumsuz etkilendiğim için mi bu davranışı kabul edemiyorum? - Yoksa yalnızca öğrencinin değişik davranmasını benim düşündüğüm şekilde hissetmesini istediğim için mi kabul edemiyorum? Son soruya cevap evet ise sorun öğrencinindir; eğer bir önce ki cevap evet ise sorun öğretmenindir. Öğrencilerin okuldan kaynaklanan ya da kaynaklanmayan birçok sorunları da vardır ve bu sorunlarla başetmeye çalışırlar. Çünkü, öğretme-öğrenme yalnız ilişkinin sorun-yok bölgesinde etkili olabilir. Öğrencinin sorunu Öğretme-öğrenme alanı (sorun yok) Öğretmenin sorunu 3. ÖĞRENCİLERİN SORUNLARI OLDUĞUNDA ÖĞRETMENLER NE YAPABİLİR? Birçok öğretmenin iki ortak şikayeti vardır; yardımcı olmakta yetersiz kalışları ve yardım için el uzattıklarında geri çevrilmeleri. Öğretmenler, sorun ortaya çıkınca, sorunları nasıl etkili bir biçimde tepki göstereceklerini bilemediklerinden yardımcı olamazlar. Öğretmen, öğrencinin davranışının kabul edilemez olduğu mesajını verir, onun değişmesini, sanki sorunu yokmuş gibi davranmasın ve sorunu ne olursa olsun onu bir kenara bırakmasını ister. Öğretmen bu yaklaşım diline EÖE’de “Kabul etmeme dili” denir. Kabul Etmeme Dili = İletişimin On İki Engeli Bunlar öğrencinin öğrenmesini engelleyen sorunları çözmesinde gerekli olan iki yönlü iletişimi yavaşlatır, engeller ya da bütünüyle yok eder. 1. Emir vermek yönlendirmek, 2. Uyarmak gözdağı vermek, 3. Ahlak dersi vermek, 4. Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek, 5. Öğretme, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler önermek, 6. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşüncede olmamak, 7. Ad takmak, alay etmek, 8. Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak, 9. Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirme yapmak, 10. Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak, 11. Soru sormak, sınamak, sorguya çekmek, çapraz sorgulamak, 12. Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak. Üç Yaygın Yanlış Anlama EÖE kurslarında tartışmalar üç temel sorunda yoğunlaşıyor: 1. Gerçekleri söylemenin, öğüt vermenin ve açıklamanın nesi yanlış? (Öğretmenin asıl vazifesi bu değil mi?) 2. Övmek ve değerlendirmek neden engel olsun? (Övme iyi davranışları pekiştirir) 3. Soru sormak neden etkisiz kabul ediliyor? (Çünkü bu öğretmede en değerli yollardan) Kabul Dili Neden Güçlüdür? “12 Engel” kabul etmeme dilidir, çünkü sorunu olan kişiye, değişmesi gerektiği, sorunlu olmanın kabul edilemeyeceğini ve sorunlu kişide bir sorun bulunduğunu iletir. Bir kişi, başka birini içtenlikle kabul eder ve iletebilirse, o kişide yardım etme yeteneği var demektir. Başkalarını oldukları gibi kabul etmek, ilişkileri kuvvetlendirmede önemli bir etkendir. Kabul, küçücük tohumları bile en güzel çiçeğe dönüştürebilecek verimli bir toprak gibidir. Burada asıl iş tohumdadır. Genç insan da kendi organizmasında bir gelişme yeteneği taşır. Kabul, gencin gizli gücünün ortaya çıkmasına imkan sağlar. Kabul, çocukları açar, onları, duygularını ve sorunlarını paylaşmak için yüreklendirir. EÖE kurslarında kabul etmeme iletilerini önlemek ölçüde azaltabilecekleri gösterilmiştir. Kabul için özel beceriler gerekir. Kişiyi iyi bir danışman yapan psikoloji bilgisi ya da zihinsel gizli gücü değildir. Psikologlar buna iyileştirici iletişim derler. SORUNLU ÖĞRENCİLERE YARDIM ETMENİN ETKİLİ YOLLARI EÖE kurslarındaki öğretmenler bir kişiye yardım etmenin yolunun hiç bir şey yapmaksızın yalnızca orada olmak olduğunu öğrenince şaşırır ve inanmazlar. Usta danışmanlar başarılarını temelinin, kişiyi konuşmaya başlatmak ve onu dinleyerek yolunu açmak olduğunu söylerler. Etkili biçimde yardımcı olmanın dört farklı yolu: 1. Edilgen Dinleme (sessizlik): Öğrenciye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve sizinle daha fazla paylaşması için yüreklendiren çok güçlü bir iletidir. 2. Kabul Ettiğini Gösteren Tepkiler: Dinlerken, özellikle duraklamalarda gerçekten dinlediğinizi göstermek için sözlü ya da sözcük belirtileri vermeye “kabul tepkileri” denir. “Hı-hı”, “evet”, “anlıyorum” gibi… 3. Kapı Aralayıcı İletiler Ne Yapılabilir?: Öğrenciler, bazen daha çok konuşmak, diren inme ve başlamak için bile ek yüreklendirme beklerler. Bu iletilere “kapı aralayıcılar” denir. “İlginç, devam etmek ister misin?” “Söylediklerin çok ilginç”, gibi 4. Etkin Dinlemenin Gereği: daha fazla etkileşim ve dinleyenin yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu nedenle usta dinleyici “etkin dinleme”yi daha yaygın kullanır. ETKİN DİNLEME NASIL ÖĞRENİLİR Etkin dinleme öğrencinin ilettiğini doğru anlamanızı sağlar. Öğretmen, öğrenciyi anladığını gösteren geri iletiler verir. İletişim işlemlerinde çözümleme çok önemlidir. Öğrencinin de, sizin, kendisini doru mu yanlış mı çözümlediğinizi bilmemesi de aynı derecede önemlidir. Bu nedenle, öğrencinin iletisini yanıtlamadan önce, onu doğu çözümleyip çözümlemediğinize karar verdiğiniz düşünelim. Tek yapılacak, çözümleme sonuçlarınızı kendi sözcüklerini kullanarak geri iletmektir. Bu geri iletim yöntemine “etkin dinleme” denir. ETKİN DİNLEME İÇİN NELER GEREKLİDİR? 1. Öğretmen, öğrencinin kendi sorunlarını çözebileceğine kesinlikle inanmalıdır. 2. Öğretmen, öğrencinin dile getirdiği duygu ve düşüncelerini, bir öğrencide olması gereken düşünceler saysa bile gerçekten kabul edilmelidir. 3. Öğretmen, duyguların genelde geçici ve anlık olduğunu bilmelidir. 4. Öğretmenler, öğrenciye sorunlarında yardımcı olmayı istemeli ve bunun için zaman ayırmalı. 5. Öğretmen, sorunu olan öğrenci ile birlikte olmalı ama kendi kimliğini korumalıdır. 6. Öğretmenler, öğrencilerin sorunlarını paylaşmak ve konuya başlamak için zorlanabileceklerini bilmelidir. 7. Öğretmenler, öğrencilerin sorunlarının gizliliğine saygı duymalıdır. Etkin Dinleme (E.D.) öğrenmeyi kolaylaştırmada, sorgulamayı, yüreklendirmede öğrencilerin düşünme, tartışma, soru sorma ve araştırmada kendilerini özgür hissedecekleri ortamı oluşturmada güçlü bir araçtır. Etkin Dinlemede Zaman Kazanma Nedenleri: 1. E.D. öğrencilerin sorunları ile başa çıkabilmelerine ve onları çözümlemelerine yardım eder. 2. E.D. öğrencilerin duygularından korkmalarına ve duyguların kötü olmalarını anlamalarına yardım eder. 3. E.D. sorunu çözmesine yardımcı olur. 4. E.D. sorunu çözümleme ve çözme sorumluluğunu öğrencide bırakır. 5. Öğretmen kendilerini dinlerken düşünce, görüş ve duygularını ve kabul ettiğini görür, bu nedenle görüşlerini almaya hazır olurlar. 6. E.D. Öğrenci ile öğretmen arasında da yakın ve anlamlı bir ilişkinin kurulmasını sağlar. 4- ETKİN DİNLEMENİN YARARLARI E.D. öğrencileri belirli konular üzerinde tartışmaya yüreklendirir. Öğrenmeye direnci olan öğrencinin direncini kırar. Bağımlı ve boyun eğen öğrencilere yardım eder. Öğrencilerin olumsuz olaylarla ilgili duygularını sınıf içinde açıkça tartışmalarına yardımcı olur. E.D.’yi kullanan öğretmenler, tartışma grubundaki öğrencilerin güçleri, yetenekleri ve özel ilgi alanları hakkında edindikleri bilgileri, daha sonra sınıf yararına kullanabilir. Öğrenmeye karşı direnme, öğrencinin bir sorunu olduğunu gösterir. Bu da E.D. ile çözülür. E.D., bağımlı öğrencilere yardımda da kullanılır, sorunun sorumluluğunun öğrencide bırakılıp kendi çözümünü bulması sağlanır. 5- ÖĞRENCİLER SORUN ÇIKARINCA ÖĞRETMENLER NE YAPABİLİR Öğretmenler Sorun Kendilerindeyken Ne Yapabilir? Sorunun kendilerinin olduğunu anlatan ip uçları kırgınlık, can sıkıntısı, dikkatin dağılması, yılgınlık, küskünlük, sinirlilik. Öğrencilerin çekilmez davranışları öğretmenlerin davranış penceresinin “kabul etmeme” alanındadır. Öğretmen çocuğun kabul edilmez davranışını değiştirmeye çalışırken etkisini üç değişkene yönlendirmelidir: 1. Öğrencinin davranışına 2. Çevreye 3. Kendi davranışına Tipik etkisiz yüzleşmenin sonuçları: Öğretmenlerin gönderdikleri yüzleşme iletilerinin hemen hemen %15′inin öğrenci üzerinde aşağıdaki etkileri doğurduğu görülür: 1. Değişmeye karşı direnmeye neden olur. 2. Öğretmenin kendini aptal ve yetersiz sandığını düşünmesine neden olur. 3. Kendisini suçlu duyumsatır, utandırır. 4. Benlik saygısını azaltır. 5. Savunmaya iter. Öğretmenlerin öğrencilerle yüzleşirken gönderdikleri iletiler üç ana başlıkta toplanır. 1. Çözüm iletileri 2. Bastırıcı iletiler 3. Dolaylı iletiler Çözüm İletileri Neden Yararsızdır? Çözüm iletileri öğrencilere tam olarak davranışlarını nasıl değiştireceklerini, ne yapmaları gerektiğini, ne yaparlarsa daha iyi olacağını ya da ne yapabileceklerini gösterir. Çözüm iletilerinin beş değişik türü vardır. 1. Emir vermek, yönlendirmek; “Çikleti hemen ağzından çıkar at”. 2. Uyarmak göz dağı vermek. 3. Ahlak dersi vermek; “4. Sınıf öğrencisi doğruyu yanlıştan ayırabilmeli.” 4. Öğretimi mantıklı yürütmek. 5. Öğüt vermek, çözüm getirmek; “Yerinde olsam çalışmaya başlardım” Çoğu öğretmen çözüm iletilerini, kendi gereksinmelerini kısa yoldan elde etmek için kullanırlar. Yanlış olan, işe yaramaması ve yaradığı zaman bile taşıdığı gizli iletiler neden ile öğrenciyi küstürüp uzaklaştırmasıdır. Çözüm iletileri öğrencilerinin öğretmenlerine aynen karşılık verme tehlikesini taşırlar. Bastırıcı İletiler Neden Yararsızdır? Bunlar öğrenciyi küçümser kişiliğini sorgular, benlik imajını zedeler. Bunları 6 grupta toplayabiliriz. 1. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşünceyi paylaşmamak. 2. Ad takmak, alay etmek. 3. Yorumlamak, çözümlemek, tanı koymak. 4. Övmek aynı düşünceyi paylaşma, olumlu değerlendirme yapmak. 5. Güven vermek, desteklemek, duygularını paylaşmak. 6. Sınamak, sorguya çekmek. Bastırıcı iletiler, öğrenciler tarafından ya önemsenmez ya da yetersizlik duygularını pekiştirir. Öğrenciler genelde bunlara gülüp geçerler. Dolaylı İletiler Neden Yararsızdır? Bunlar alay etmeği, iğnelemeyi, takılmayı, utandırmayı içerir. Bunlar, çok gizli olduklarından ya anlaşılmazlar yada öğretmenlerin sinsi davranışları olarak nitelendirirler. Sen-İletileri’ne Karşı Ben-İletileri: EÖE kurslarını verirken yüzleşme becerileri sınıflandırmanın ve onları daha iyi anlamanın bir başka yolunu bulduk. Bu yolla, dilimizin yapısı gereği için “sen” zamiri olmayan cümlelerin sen-iletisi olduğunu öğrenen öğretmenler şaşırdılar. Sen iletiler öğrenciyi olumsuz yargılayan, ben-iletileri ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getiren ilişkilerdir. Öğrenciler sen-iletileri ile hemen her zaman kötü olduklarını algılarlar. Ben-iletileri iki açıdan “yükümlülük iletileri” olarak adlandırılabilir. 1- Ben-iletilerini gönderen öğretmen, kendi duygularının bilincinde olmak için önce kendini dinleme ve duygularını tüm açıklığıyla öğrencileriyle paylaşma yükümlülüğü taşır. 2. Ben-iletileri, davranışın yükümlülüğünü öğrencide bırakır. Üç önemli ölçütü vardır: 1- Öğrencilerinin davranışını değiştirme ihtimali yüksektir. 2- Öğrenci ile ilgili çok az olumsuz değerlendirme içerir. 3- İletişimi zedelemez. Ben-iletileri öğretmenleri saydam, dürüst, öğrencilerin kendileri ile anlamlı ilişkiler kurabilecekleri gerçek kişiler olarak gösterir ve yakınlığın gelişmesine yardım eder. Ben-İletili Cümleler Nasıl Kurulur? Öğrenciler üzerinde etkili olabilmesi için ben-iletileri üç öğeyi taşımalıdır. 1. Sorun oluşturan davranışın tanımlarını içermelidir: Öğretmenin, kendisi ile neden yüzleştiğini kestirmek zorunda kalmamalıdır. Öğrenci iyi bir ben-iletisi yorum içermeyen haber gibidir. “Kabadayılık ettiğin zaman…” Yargılama ile başlayan ben-iletilerine “kılık değiştirmiş sen-iletileri” denir. İyi bir ben-iletisinde zaman belirten bir bağlaç vardır. Öğrenciye sorun teşkil eden davranışın zamanını belirtmek çok önemlidir. Öğretmen, öğrenciye değil onun belli bir davranışına kızmıştır. 2. Öğrencinin kabul edilmeyen davranışını öğretmen üzerindeki kesin gerçek, somut etkisinin ona söylenmesidir. “senin uzun saçlarını görmeye dayanamıyorum” Ben-iletilerini kullanmaya başlayan öğretmenlerin yapacakları ilk iş kabul edilmez öğrenci davranışlarını iki grup içinde sınıflandırmak olmalıdır. Somut etkisi olanlar ve olmayanlar. 3. Duyguların dile getirilmesi: Ben-iletisi, davranış, etki ve duygu zincirinden oluşur. Ben-iletisinden nasıl dönülür? Ben-iletileri, sen-iletilerine göre öğrencileri daha az savunmaya iter. Fakat herşeye rağmen iyi bir ben-iletisinden bile öğrenci incinebilir. Öğretmen bunu farkedince hemen, yüzleşmeden etkin dinlemeye geçmelidir. Öğretmenler kendilerini nasıl kızdırır. Kızgınlık, öğretmenin üç bölümlü ben-iletisini, duygu bölümünde olduğundan, yüzleşmeler öğrenciler tarafından suçlama ve bastırıcı iletiler olarak algılanır. Kızgınlık ikinci bir duygudur. Her zaman daha önce yaşanan başka duyguların sonucunda oluşur. Öğretmen bahçede dolaşırken, çocuklardan birinin attığı taş başını sıyırıp geçer. Öğretmenin ilk duygusu korkudur, ikinci duygusu kızgınlıktır. EÖE kurallarında öğretmenle birinci duygularını talebelerine iletmeleri öğretilir. Ben-iletilerinin tehlikeleri 1. Ben-iletileri uygulayabilecek kişinin kendini tüm çıplaklığıyla ortaya koymasıdır. 2. İnsanın kendini değiştirme ihtimalidir. 3. Sorumluluktur. Etkili ben-iletileri neler yapar Ben-iletileri, düşüncesiz kimseleri düşünceye yöneltir. Öğretmenlerin ben diliyle konuşmaları, öğrencilere insanlar arası etkili iletişimi öğretir. Çünkü onlar öğretmenlerini kendilerine model olarak alırlar. SORUNLARI ÖNLEMEK SINIF ORTAMI NASIL DEĞİŞTİRİLİR Eğitim sistemleri gelişip değişiyor ama binaları 1992′lü (eski) yıllardan kalma, yani hiç yenilenmeyen imkanlara karşı öğretmenlerden modern eğitim yapmaları bekleniyor. Yenilikçi Düşünce EÖE’de sekiz yol önerilmiştir. 1. Dikkatin kolay yoğunlaştırılabileceği ve dış etkenden olabildiğince az etkili bir yer seçilmeli. 2. Özel sorunun ne olduğuna karar verilmeli. 3. Düşünce seli için zaman sınırlaması koyulmalı. 4. Ürettiğiniz tüm düşünceleri yazmalısınız. 5. Nitelik değil nicelik arandığından, oldukça çok düşünce üretilsin. 6. Üretilen düşüncelere sınır koymamalısınız. 7. Hiç bir değerlendirmeye izin vermemelisiniz. 8. Bakış açınızı zaman zaman değiştirmelisiniz. Sınıf ortamını değiştirmek Bunun da 8 yolu vardır: 1. Ortamı zenginleştirme. 2. Ortamı fakirleştirme. 3. Ortamı kısıtlamak. 4. Ortamı genişletmek. 5. Ortamı yeniden düzenlemek. 6. Ortamı yalınlaştırmak. 7. Ortamı sistemleştirmek. 8. Ortam için önceden plan yapmak. Sınıfta zamanı verimli kullanma: Sorunsuz ortamlarda üç tür işe yarar ve kullanılabilir zaman vardır: 1. Sayısız uyaranla başedilebilme zamanı (rahatsız edicilerin kaldırılmaları) 2. Bireysel zaman (sessizlik köşeleri, bireysel çalışma köşeleri, ses geçirmeyen kulaklıklar) 3. En uygun zaman (öğrencinin sorunsuz ilgi beklediği zaman9 Öğretmenlerin öğretebildiği öğrencilerin öğrenebildiği, her birinin “insan” olabildiği zamanlardır, dersler her iki taraf için daha zevkli olacaktır. 7- SINIFTA TARTIŞMA Ben-iletilerinin etkisiz olduğu, sınıf ortamını değiştirmenin işe yaramadığı durumlar iki nedene bağlanabilir: Ya çocuğu kabul edilemez davranışa yönelten dürtü çok güçlüdür ya da öğretmeni ile iyi ilişkiler içinde olmadığı için onun ihtiyaçlarını umursamaz sonuç olarak, pek çok sınıfta öğretmen ve öğrenciler zaman zaman ihtiyaç çatışması yaşayabilirler. Çatışmaların çözümü: Öğretmenler; çatışmaların çözümüne genellikle kazanmak kaybetmek açısından bakarlar. Kazanmaya ya da en azından beraber kalmaya çalışırlar. Kazanmak kaybetmek yöntemlerine EÖE yöntem 1 ve yöntem 2 adları verildi. Yöntem 1′de her zaman öğretmen kazanır, yöntem 2′de ise öğrenciler kazanır. Yöntem 1′de büyükler önce kendi çözümünü önerir, inandırmaya çalışır, olmazsa sertleşerek çözümüne ulaşır. Küçükler boyun eğmek zorunda bırakılır. Büyük kazanmış, küçük kaybetmiştir. Yöntem 2′de ise çocuk kazanıp büyük kaybeder. İki yöntemde de ortak yan her iki tarafın kazanmak için sanki savaş vermesidir. Her ikisinde de kaybeden kızgın, kırgın ve mutsuzdur Sınıfta otorite Öğretmenler, otoritenin nasıl kullanıldığını ve olumsuz etkiler yaptığını çoğu zaman bilemez ya da farkedemez. İki tür otorite vardır. 1. Bu türü, uzmanlığa, bilgiye, deneyime dayanır. (o bu konuda otoriterdir) Bu otorite, çocukların kendilerine ve öğretmenlerine yakıştığı “psikolojik boyut” farklarını gösterir. Öğrenci büyüdükçe kendi psikolojik boyutu da büyür. 2. Bu türü ise öğretmenin öğrenciyi ödüllendirme ve cezalandırma gücünden doğar. Öğretmen otoritesini ödül ve ceza gücünden alır. Öğrenciler, öğretmenin kendisine değil güç kullanmasına karşı geldiler. Öğretmenler güç kullanmaktan vazgeçtiklerinde, öğrenci isyanlarının çoğu ortadan kalkar. Yöntem 1 otoritenin arkasına saklanmış güçtür. ÖĞRENCİLERİN KULLANDIKLARI BAŞETME YÖNTEMLERİ 1. İsyan etme, direnme, meydan okuma. 2. Karşı koyma. 3. Yalan söyleme, duygularını saklama, sinsice davranma. 4. Başkalarını suçlama, dedikodu yapma. 5. Hile yapma, başkasının çalışmasını sahiplenme. 6. Patronluk taslama zorbalık etme. 7. Yenilgiden nefret etme, yenme gereksinimi duyma. 8. İşbirliği yapma, örgütlenme. 9. Boyun eğme, rol yapma. 10. Yağcılık. 11. Yeni şeyler denemekten ve tehlikeden kaçma. 12. Geri çekilme hayal kurma. Yöntem 2 Neden Kullanılmamalı? Yöntem 2′yi kullanan öğretmenlerin ihtiyaçları karşılanmaz, acı çekerler işlerini yapamazlar, öğretin onlar için bir yük hatta karabasan olur. Sonuçta Yöntem 1′de kaybeden öğrenci gibi başetme yöntemleri geliştirirler. 1. Habersiz zor sınav yaparlar. 2. Diğer öğretmenlerle iş birliği yaparlar. 3. Bir başka okula atanmayı isterler. 4. Aşırı yiyip içip, hayal kurarak gerçeklerden kaçarlar. 5. Psikosomatik hastalıklara yakalanırlar. 6. Arkadaş ilişkilerinde isteksizdirler. 7. Öğrencilere bol not vererek yağcılık yaparlar. 8. İstenilen işin en azını yaparlar. 8- ÇALIŞMALARIN ÇÖZÜMÜNDE KAYBEDEN-YOK YÖNTEMİ Yöntem 2: Kaybeden-yok Bu yöntem, göreceli olarak eşit güçte olanlar arasındaki çatışmaların çözümünde etkili tek yöntemdir. Yöntem 3, bir süreçtir. Yöntem 3, çözümlenen tarafların dışında hiç kimse tarafından kabul edilmek zorunda olmamasıdır. Yöntem 3 tarafların kendilerine sorunlarına yine kendilerine özgü çözümler bulmada özgür kılar. Gücün, Yöntem 3′de yeri yoktur. Yöntem 3′ün ön şartları: - Etkin dinleme konusunda yetkinleşme gerekir. - Öğrencilerin duygu ve düşüncelerini olduğu gibi kabul gerekir. - Öğretmen doğru ben-iletisi ihtiyaçlarını açıkça ortaya koymalıdır. - Yöntem 1 ve 2′nin özelliklerinin öğrencilere anlatılmasında da fayda vardır. Yöntem 3′de Altı aşamada sorun çözme, 1. Sorunu tanımlama 2. Olası çözümler üretme 3. Çözümleri değerlendirme. 4. En iyi çözümün hangisi olduğuna karar verme. 5. Bu kararları nasıl uygulanacağını belirleme. 6. Çözümün başarısını değerlendirme Yöntem 3′ün Okuldaki Yararları 1. Küskünlük yok. 2. Güdülenme çözümünün uygulanmasını sağlar. (Katkıda bulunulan karar benimsenir) 3. Tek elin nesi var? (İki tarafın çözümlerini birleşmesi) 4. Yöntem 3′de satış gerekmez. (İnandırmaya gerek yok) 5. Yöntem 3′de güç ya da otorite gerekmez. 6. Yöntem 3′de öğretmen ve öğrenciler birbirlerini sever. 7. Yöntem 3′de gerçek sorun ortaya çıkar. 8. Yöntem 3′de öğrenciler daha sorumlu ve olgun olurlar. 9- KAYBEDEN-YOK YÖNETİME İŞLERLİK KAZANDIRMAK Sınıfta kural belirleme toplantıları nasıl işler? EÖE kurslarına göre, kural belirleme sınıfta öğrencilerle birlikte olur bunun en uygun zamanı okulun ilk günüdür. 1. Korkuyu yenmek: Öğretmenler kural belirleme toplantısı yapmaktan çekinmemelidir. Sınıf, yalnızca öğretmenin özgür bıraktığı alan içinde karar alabilir. Öğretmen de grubun bir üyesidir. 2. Hazırlık: Toplantının amacı anlatılmalıdır. Hiç kimse kaybettim duygusuna kapılmamalı ve alınan kararlar herkesi mutlu etmelidir. 3. Toplantıyı yönetmek: Öğretmen kararların çerçevesini çizmelidir. Her davranış için kural konulmamalıdır. 4. Öğretmenin rolü: Kural tespitide toplantısını önderidir. Bu toplantı sayesinde öğrenciler kararlara iştirak edecek ve kabulde sorun çıkarmayacaktır. Çatışmalar önlenir, fikir, üretilir. Öğretmenlerin Yöntem 3′ün kullanırken karşılaşacakları sorunların çözümleri; 1. Öğrenciler anlaşmaya uymayabilir: Yöntem 1′e dönüp güç kullanmamalıdır. Öğrenciye bir şans daha tanınabilir, sözü hatırlatılabilir ya da sorunun çözümüne tekrar dönülebilir. 2. Öğrenciler cezayı çözüme katmak isteyebilirler: Cezadan söz etmek güvensizliktir, kuşku ve kötümserliği çağrıştırır. Her öğrenci güvenilmezliği ispatlanana kadar güvenilirdir. Yöntem 3′ün uygulanması sırasında; olağan üstü durumlarda ve oyun türü kurallara (öğrenci bilgilendirilerek) yöntem 1 kullanılabilir. 10- OKULDA DEĞERLERİN ÇARPIŞMASI İnanışlar ve değerler değiştirilmeye yatkın değildir ve üzerlerinde tartışmasız insanları çözüme götürmez. Öğrenci sözlü ya da davranışlarıyla diğer alanına girildiğini belirtir. Öğretmen de sen-iletili cümlelerle kendini rahatlatmak için yargılayıcı, aşağılayıcı konuşmaya başlarsa değer çarpışması değer çatışmasına döner. Ben-iletileri değer çatışmalarında işe yaramaz. Yöntem 3′de bazen değer çatışmaları işe yaramaz, çünkü öğrenci kendi değerleri ile ilgili işbirliğine girmek istemezler. Yöntem 1 güç kullanacağından (tarih, değerleri uğruna yaşamlarını yitirenlerin örnekleriyle doludur); Yöntem 2′de de öğretmen çözüme gitmeyip umursamazlığı tercih edeceğinden, değerler çatışmasında etkisizdir. Değer Çatışmaları İle Nasıl Baş Edilir? 1. Etkili bir danışma olmalısınız. 2. Öğrenciler öğretmenlerini danışman olarak işe almalıdır. 3. Kusursuz bir hazırlık yapmalı. 4. Düşüncelerin yalnızca bir kere paylaşılması gerekir. 5. Sorumluluğun öğrencide bırakılması gerekir. 6. Değer verilerine model olmak. 7. Daha kabul edici olmak edici olmak için kendini değiştirebilir. 8. Çocukları tanımak. 9. Grup çalışmalarına katılarak kendilerini geliştirmeliler. 10. Bireysel ve grup psikoterapisine başvurmak. 11. Kendi değerlerini anlamak. 12. Kendi değerlerine bağlı olmak anacak bunları başkalarına zorla kabul ettirmemek. 13. Çocukları sevmek. 14. Kabul etme olgunluğunu bulmak. 11- DAHA İYİ BİR ÖĞRETİM İÇİN OKULU İYİLEŞTİRMEK Öğretmenlere sorun çıkaran okulların özellikleri: 1. Öğretmenler asttır. 2. Öğretmenler kararların alınmasına katılmazlar. 3. Okullar değişime karşı koyar. 4. Bir örnek değerleri kabul ettirmek. 5. Suçu başkasına atmak. Öğretmenler okulda daha etkili olmak için ne yapabilir? 1. Öğretmenler rollerinin önemin kabul etmelidir. 2. Her zaman kendi pencerenizden bakmalısınız. Grup toplantılarında nasıl etkili olunur? Genellikle öğretmenler toplantıların çözümü için değil, çözümden kaçmak için yapıldığını bilir ve bu nedenle toplantıları zaman ve enerji kaybı olarak değerlendirirler. Daha ileri giderek toplantıların pireye deve yaptığına inanırlar. Toplantı öncesi yapılması gerekenler: 1. Toplantıdan önce bir önceki tutanağı okuyun. 2. Toplantı gündemine hangi sorun ve konuları getireceğinizi bilerek giriniz. 3. Her toplantıya zamanında girin. 4. Gereken her şeyi yanınıza alın. 5. Toplantı zamanını yalnızca toplantıya ayarın (telefonları, özel görüşmeleri vb. kabul etmeyin) Toplantıda yapılması gerekenler 1. Gündem maddelerini abartmadan olabildiğince kısa bir biçimde dile getirin. 2. Bir duygu ve düşünceniz varsa bunu açık ve dürüst bir biçimde dile getirin. Duygularınızı bastırmayınız. 3. Gündeme bağlı kalın. Başkalarının da böyle yapmasına yardımcı olun. 4. Anladığınız her şeyin açıklamasını yapın. 5. Etkin olarak katılın. Söyleyecek bir şeyiniz varsa söyleyin; size sorulmasını beklemeyin. 6. Grubun işbirliği için aşağıdaki yöntemin izlenmesinde dairenin. a) Zamanında başlamak, b) Gündemi belirlemek, c) Konudan sapmak, d) Sırayı bozmak, e) Kayıt tutmak, f) Önemli gündem maddelerini bir panoda duyurmak, g) Karara varmak, h) Toplantıyı zamanında bitirmek. 7. Konuşmak isteyenleri dinleyin, konuşmaktan çekinenleri de yüreklendirin. 8. Herkesi dikkatle dinleyin. İyi anlaşmalarına yardım etmek için etkin dinleme yapın. 9. Yaratıcı çözümler bulmaya çalışın. 10. Grubu bölecek alaya alma, şaka yapma gibi iletişim engellerinden kaçının. 11. Alınan kararları not edin. 12. Kendinize sürekli şu soruları sorun, a) Grubun gereksinimi nedir? b) Nasıl yardım edebilirim? c) Şu an bu sorunun çözülmesine ne yardım edebilir? d) Grubun daha etkili çalışmasına yardım edebilecek ne tür katkılarım olabilir? Toplantı sonrası yapılması gerekenler 1. Kararları uygulayın. 2. Karaları ve çözümleri toplantıya katılmayanlara da aktarın. 3. Toplantıda yaşanan olayları ve bir üyeyi olumsuz bir biçimde etkileyecek konuşmaları gizli tutun. 4. Toplantıdan sonra alınan bir kararla ilgili olarak yakınmayın. Eğer o konuda başka bir düşünceniz var ise bir sonraki toplantıda dile getirin. ÖZEL BÖLÜM = EVDEKİ SORUNLARLA NASIL BAŞEDİLİR (öğretmen-öğrenci-veli ilişkisi) Ana-babaların gözünde öğretmenlerin çocukların öteki ana-babalarıdır, öğretmenlerin gözünde de ana-babalar çocukların öteki öğretmenleridir. Eğitim doğumla başlar, ölüme kadar devam eder, ana-babalar, bebeklere birşeyler öğrensin diye özgürlük tanırken bebekler yürümeye, konuşmaya başlayınca “eğitmeye” ve “ders vermeye” başlarlar. Ödül ve ceza vererek onları zorlarlar. Oniki iletişim engelinin tümünü kullanırlar. Ana-babaların görevi çocuklara öğrenmeleri için sadece “izin” vermektedir. En iyi öğretmenler bu öğretme sürecinde sessiz ortaklar gibidir. Çocukların dinleyerek değil, yaparak öğrenebilmesi için ev ortamını zenginleştirirler. Ana-babalar genellikle çocuklar tarafından “işe alınmadan” onlara birşey öğretmeye kalkışırlar. Aslında “ustalık” çocuğa kendisini yetersiz hissettirdiği için öğretmeye engeldir. Ailenin en önemli görevlerinden biri çocukların güvenli bir “liman”, kabul ortamı, dış dünyada incindiklerinde, belkide başları derde girdiğinde barınabilecekleri bir “sığınak” sağlanmaktır. Çocukların okuldaki sorunlarına yardımcı olmanın yoluda, çocukların sorunlarını üslenmesine izin vermektir. Ana-baba çocuğun sorununu kendi sorunu olarak algılamalıdır, kendilerini ondan ayrı tutabilmelidir. Fakat bu zordur, çünkü çocuk anne-babanın “canlarının bir parçası” dır. Ana-babalar ben-iletileri, etkin dinleme ve yöntem 3′ü kullanarak öğretmenleri etkileyebilirler. Çocuğun okulu hakkında ipuçlarını; oradaki insanlar arasındaki ilişkilerin niteliğini verir. Eğer okulda yöntem 1 kullanılıyor, çocuklar yıkıcı sen-dilinin hedefi oluyorsa merdivenlerin halı ile döşenmiş olması, bilgisayarlarla donatılmış olması birşey ifade etmez.
|
|
ETKİLİ ANA BABA EĞİTİMİ Yazar: Dr. Thomas GORDON
1. ANA-BABALAR SUÇLANIR AMA EĞİTİLMEZ En zor meslek olduğu halde hiçbir eğitime tabi tutulmayan ana babaların bu kitapta yalnızca yöntem ve becerileri öğrenmekle kalmayacağı aynı zamanda onları ne zaman ve hangi amaçla kullanacakları da anlatılıyor. E.A.E.nin başanlı olması anne ve baba tarafından birlikte tatbik edilmesiyle mümkündür. Ana baba kabaca üç gruba ayrılabilirler;Birinci gruptakiler her zaman haklı olduklarını ve güç ve otoriteleriyle çocuğu kurallara uymaya zorlayanlar; gerekirse ceza vermekle korkutan ve ceza verenler; ikinci gruptakiler çocuklarına fazla özgürlük tanıyan ve çocuğun gereksinimlerinin yerine getirilmemesinin zararlı olduğuna inananlar; üçüncü gruptakiler ise bocalayanlar. Bugünün ana babaları çocuk yetiştirmede ben kazanayım sen kaybet veya sen kazan ben kaybedeyim metodundan başkasını bilmezler E.A. E. programının yöntemi ise “Kaybeden yok”diye adlandırılıyor. 2. ANA-BABALAR TANRI DEĞİL İNSANDIR *Etkili bir ana baba olmak için tutarlı olma0k zorunda değilsiniz. Ana babaların tutarsız olması kaçınılmazdır. Tutarlı olmaya çalışırlarsa gerçekçi olamazlar.*Eğer çocuğun davranışını kabul edemiyorsanız, ediyor gibi davranmamalısınız. İçinizden sevgi gelmiyorsa seviyormuş gibi görünmemelisiniz. Ayırım yapmış olmamak için yapmacık kabul ve sevgi göstermek zorunda değilsiniz. (Dürüstlük). Çocuğun gerçek duyguyu anlamasıdır. *Eşiniz ve siz çocuklarınızla olan ilişkilerinizde ortak bir cephe oluşturmak zorunda değilsiniz.(Ana baba dan birinin yapmacık olması söz konusudur) *Yapmanız gereken en önemli şey duygularınızı tanımayı öğrenmektir. *Çocukların yaptığı ya da söylediği pek çok şeyi kabullenen (gerçekten, samimi) ana babalar kişi olarak kabullendikleri duygusu taşıyan çocuklar yetiştirecekledir. *Sınır koyarak yasaklayarak çocuğun davranışlarını değiştirmeye çalışmayın. Bütün çocuklar yasaklardan nefret eder. 3.ÇOCUKLARIN SİZINLE KONUŞMASI İÇİN ONLARI NASIL DINLEMELİSİNİZ? Kabul Dili * Bir insan bir başkası tarafından olduğu gibi kabul edildiğini hissedince o zaman bulunduğu yerden kımıldamayan,nasıl değişeceğini, gelişeceğini,farklı olacağını ve olduğundan dâhâ iyi olabileceği düşünmeye başlayacaktır. * Kabul, minicik bir toplumun içinde gelişip, olabileceği en güzel çiçeğe dönüşmesine yardım eden verimli bir toprak gibidir. * Çocuğa ne kadar çok ne olduğunu söylersen onu olur. * En etkili olanlar kendilerine yardım istemek için gelenlerini gerçekten kabul ettiklerini onlara iletebilendir. * Ana babaların çocuğu kabul etmesi başka bir şey bunu ona hissettirmesi başka şeydir. Ana babanın kabulü çocuğa ulaşmadıkça onun üzerinde hiç bir etkisi olmaz. * İyi bir danışman olmak için psikoloji bilgisi ya da insanların akıl düzeyinde anlamak gerekmediğini biliyoruz. Önemli olan, öncelikle insanlarla yapıcı bir şekilde nasıl konuşulacağını öğrenmektir. Psikologlar buna “terapötik iletiş” derler. (İnsanlara kendilerini iyi hissettirebilmek, konuşmaya yüreklendirmek, duygularını açıklamasına yardım etmek, korku ve göz dağı duygusunu azaltmak.) * Ana babalar çocuğa karışmayarak onu kabul ettiklerini gösterebilirler. Genelde babalar çocukların kendi uğraşlarına yalnız kalmalarına izin vermiyor ve ellerini çocuklardan çekmek onlara çok zor geliyor. * Genellikle ana babalar, terapistler ve danışmanlar tarafından “Tipik On İki” denilen sözlü tepkileri kullanırlar. Bunlar: 1) Emir vermek, yönlendirmek; 2) Uyarmak. gözdağı vermek 3) Ahlak dersi vermek; 4) Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek 5) Öğretmek, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler öne sürmek; 6) Yargılamak ,eleştirmek, suçlamak; 7) Övmek, aynı düşüncede olmak; 8) Ad takmak, alay etmek 9) Yorumlamak, analiz etmek tanı kovmak; 10) Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak; 11) Soru sormak, sınamak, çapraz sorgulamak; 12) Sözünden dönmek oyalamak, şakacı davranmak, konuyu saptırmak; başlıkları altında toplanabilecek cevaplardır. Bu cevapların hepsi yapıcı değil yıkıcıdır ve terapist ve danışmanlar çocuklarla çalışırken bu 12 sözlü tepkiyi kullanmazlar. * Sözlü iletimde 2 önemli husus vardır: 1-) Basit Kapı Aralayıcılar 2-) Etkin dinleme. Basit Kapı Aralayıcılar: Çocuğun duygularını hiçbir yaralama ve görüş beyan etmeden ve daha etkili bir şekilde aktarmasını sağlama “Anlıyorum”, “Oh”, “Hımm’ “olur”, “Bana ondan söz et’, “Duymak istiyorum”, “Senin görüşün ilgimi çekiyor”, “Bu konuda konuşmak istermisin bunu tartışalım”, Anlatacaklarını dinlemek istiyorum” “Bana her şeyi anlatmanı istiyorum”, “Bu konuda bir şeyler söyleyecek gibisin”, “Bu senin için önemli gibi görünüyor”, “Duygularını âçıklamaya hakkın var”, Senden öğreneceğim, şeyler olabilir”, “Senin görüşünü gerçekten öğrenmek istiyorum .Bu tip yaklaşım sâdece çocukları değil yetişkinleri de yakınlaştırır. Temelde değerli olduğunu, sayıldığını, önemli olduğunu hissettirmek esastır.Etkin Dinleme: Temelde çocuktan gelen mesajı doğru çözümleyip geri gönderme vardır,yani herhangi bir şekilde kendi düşüncesini katmadan karşı tarafın ne anlatmak istediğini anlayıp tekrar geri iade etme: Bir kaç örnek: I-Çocuk:Bu yıl ki öğretmenimi hiç sevmedim. Anne baba: Öğretmeninden hoşlanmadığın için düş kırıklığına uğramışsın Çocuk: Evet öyle 2-Çocuk:Yemek ne zaman hazır olur. Anne: Acıkmışsın. Yemeğe kadar biraz yağlı ekmek ister misin? Baba gelmeden yemek yiyemeyiz. O da bir saati bulur. Çocuk: İyi olur. Biraz atıştırayım. : ·Etkin dinleme bastırılarak unutulmaya çalışılan duyguları boşaltmaya yardım eder. ·Etkin dinleme çocukları ana babalarının söylediklerini ve düşündüklerini dinlemeye daha istekli yapar. ·Etkin dinleme topu çocukta bırakır. Etkin Dinleme İçin Gerekli Tavırlar: 1- Çocuğun söylediğini duymak istemelisiniz. Bu, onu dinlemek için zaman ayırmak istemeniz anlamına gelir. 2- O andaki soruna yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz. İstemez-seniz, isteyinceye kadar bekleyin. 3- Duyguları ne olursa olsun sizin duygularınızdan ne denli farklı olursa olsun onun duygularını gerçekten kabul etmelisiniz: 4- Çocuğun duygularını tanıdığına, onlarla baş edebileceğine ve sorunlara çözüm bulma yeteneğine tam olarak güvenmelisiniz. Bu güveni, çocuğun sorunlarını çözdüğünü görerek kazanacaksınız. 5- Duyguların sürekli değil, geçici olduğunu anlamsız. Duygular değişir, nefret sevgiye dönüşebilir. 6- Çocuğun, yaşamını sizin verdiğiniz ama artık sizden ayrı bir birey olarak görebilmelisiniz. Bu, “ayrılık” çocuğun kendi duygularını olmasına nesneleri kendine göre algılamasına “izin” vermenize destek olur. “Ayrılığı” yalnızca hissetseniz bile çocuğa yardımcı olabilirsiniz. Çocuğun sorunları olduğunda onun yanında olmalı ama karışmamalısınız. Etkin Dinlemenin Riski: Etkin dinlemenin başarılı olması ancak karşıki insanın yerine kendini koymakla mümkün olabilir. Yani ana baba çocuğun tam olarak niyetini anlayabilmeleri kendilerini çocuğun yerine koymaları sayesinde olur. Dünyayı onun gördüğü gibi örmek, “gerçekten anlamak”insanların kendi düşüncelerinde de değişiklik yapabilir. Görüşlerini korumaya çalışan, değişmeye direnen insanların farklı görüş ve düşünceler karşısısın da kendilerini aşmaya gücü yetmez.4. ETKİN DİNLEME BECERİSİNİ KULLANABİLMEK ·Çocuğun sorunu olduğu zaman ana-babanın etkin dinlemesi için en uygun zamandır. Ama sorun ana-babadayken uygun değildir. ·Etkin dinleme,sorunu olan bir kişinin kendi çözümünü bulamazsa yardımcı ,olarak güçlü bir yöntem olur. Oysa ana-babaların çoğu çocuklarının sorunlarını üstlenmeye yatkındırlar bu ise çocukla aralarındaki ilişkinin kötüleşmesine neden olur ve çocuklarına etkili danışmanlık yapma şansını kaçırır. Güzel Bir Etkin Dinleme Örneği Çocuk: Tom bugün benimle oynamıyor. Benim dediklerimi yapmak istemiyor. Anne: Tam kızgınım (Etkin Dinleme) Çocuk: Evet. Bir daha onunla oynamayacağım. Arkadaşım olmasını istemiyorum. Anne: Ona öyle kızgınsın ki onu bir daha görmek bile istemiyorsun. Çocuk: Doğru. Ama o arkadaşım olmazsa oynayacak başka kimse kalmaz. Anne: Arkadaşsız kalmak hoşuna gitmiyor. Çocuk: Evet. Galiba onunla iyi geçinmeliyim. Ama ona kızmamda zor olacak. Anne: Tomla daha iyi geçinmek istiyorsun. Ama ona kızmamak sana zor gelecek Çocuk: Eskiden ona kızmazdım, çünkü ne istersem onu yapardı. Artık onu yönetmeme izin vermiyor. Anne: Tom’u etkilemek artık kolay değil. Çocuk: Öyle. Artık büyüdü. Ama şimdi daha çok eğleniyoruz. Anne: Onu bu haliyle daha çok beğeniyorsun. Çocuk: Evet. Ama onu yönetmekten vazgeçmek biraz bana zor geliyor. Öyle de alışmıştım ki. Arada bir onun istediğini yaparsak belki daha az dövüşürüz. İşe yarar mı dersin. Anne: Ara sıra boyun eğersen ilişkinize yardımcı olabileceğini düşünü-yorum. Çocuk: Evet deneyeceğim. ·Etkin dinlemede konuşmanın yarım yamalak kalmasında mahsur yok. Çocuk kendi çözümünü daha sonradan bulabilir. ·Çocuğun duygularının anlaşılması en çok gereksinim duyduğu şeydir. ·Bazı ana-babalar niyetleri kötü olarak etkin dinlemeye başladıkları için başarılı olamazlar. Etkin dinlemeyi, çocuklarının kendileri gibi düşünmesi ve davranması yönünde etkilemek için kullanırlar. ·Çocuk etkin dinlemek istemediğini söz veya yüz ifadeleriyle belirtebilir. Israra gerek yoktur. 5. KONUŞAMAYAN BEBEKLER NASIL DİNLENİR 6. ÇOCUKLARIN SİZİ DİNLEMELERİ İÇİN NASIL KONUŞMALISINIZ? ·Bastırıcı iletiler (yargılamak,eleştirmek,suçlamak ad takmak,alay etmek,utandırmak, yorumlamak tanı koymak, analiz etmek, öğretmek, nasıl yapılacağını söylemek) kişinin yaşamı boyunca engellenmesinin tohumlarını atar. Su damlalarının mermeri delmesi gibi her gün kullanılan bu bastırıcı iletiler de yavaş yavaş hissedilmeden çocuklar üzerinde yıkıcı etki bırakırlar. ·Sen-İletileri ana-babanın duygularını iletmede yetersiz kalırlar.(Yapma şunu, yaramazlık yapıyorsun, daha iyi öğrenmelisin, çünkü çocuk bunları ya ne yapması gerektiği(çözüm îletme) ya da kötü olduğu (suçlama ve değerlendirme) şeklinde çözümleyecektir. ·Ben İletileri ise çocuğun ana-babanın kabul edemediği davranışını değiştirmesinde daha etkili olduğu gibi, çocuk ana baba ilişkisi de daha sağlıklıdır. (Yorgun olduğum için canım oyun oynamak istemiyor. Akşam yemeğini zamanında yetiştiremeyeceğimden endişeleniyorum. Tertemiz mutfağımın kirlendiğini görünce üzülüyorum) 7. BEN İLETİLERİNE İŞLERLİK KAZANDIRMAK ·E. A.E. yi yeni öğrenen ana-babaların yaptığı başka bir yanlış da Ben iletilerini yalnızca olumsuz duyguları iletmek için kullanmak, olumlularda kullanmamaktır. ·Çocuklarımıza günlük olaylarda “ders vermeye” olan isteğimiz, onlara çok daha önemli konularda ders verme şansımızı kaybettirir. ·Genellikle ana babaların çocuklarına olan kızgınlığı ikincil duygudur. Yani birincil duyguyu yaşattığı için ders vermek, cezalandırmak için takınılan bir tavır. Aslında kızgınlık her ne kadar gerçek bir duyguysa da daha gerçek olan bilir şey varsa insanın kendi kendini kızdırdığıdır. ·Bazen çocuk ben iletileriyle davranışının ana-babasının üzerindeki etkilerini gördükten sonra bile değiştirmek istemeyebilir. Bu durumda ilişki zor anlar yaşayacaktır. 8. ORTAMI DEĞİŞTİREREK KABUL EDİLMEYEN DAVRANIŞI DEĞİŞTİRMEK
1-Ortamı zenginleştirmek, 2 Ortamı yoksullaştırmak, 3-Ortamı yalınlaştırmak, 4-Ortamı kısıtlanmak, 5-Ortamı çocuğa uygun hale getirmek, 6-Bir uğraş yerine başkasını koymak, 7-Çocuğu ortamdaki değişikliğe hazırlamak. 8-Daha büyük çocuklarla geleceğe yönelik düzenlemeler yapmak. 9. ANABABA ÇOCUK ÇATIŞMALARI:KİM KAZANMALI? ·Verilen işleri yapmaya yanaşmayan çocukların ana babaları, aslında işbirliği için çocuklarına şans tanımazlar. Çocuğu bir şey yapılmaya zorlayarak hiç bir zaman işbirliği elde edilemez. ·Ana-babalar güç ve otoritelerini kullanarak çocuğu bir şey yapmaya her zorlayışlarında kendini denetleme ve sorumluluk edinmeyi öğrenme şansını elinden aldıklarını bilmeliler. 1O. ANABABA GÛCÛ: GEREKLİ Mİ, HAKLI GÖRÜLEBİLİR Mİ? ·Ergenler ana-babalarına değil onların gücüne isyan ederler. Ana-babalar çocuklarını yetiştirirken güce dayanmayan yöntemleri kullanırlarsa çocuklar ergen olduğunda, isyan edecek bir şey bulamazlar. Çocuklarını güç kullanarak eğitmeye çalışan ana-bâbalâr güçlerini düşündüklerinden de erken bir zamanda yitirme riskiyle karşı karşıyadırlar; ·Ana baba gücünün çocuk üzerindeki etkileri: Karşı koyma, meydan okumak, başkaldırma olumsuz davranma küskünlük, kızgınlık, düşmanlık, saldırı, öç alma, tokada tokatla karşılık verme, yalan söyleme, duyguları saklama başkalarını suçlama dedikodu yapma aldatma ·Ana babalar çocuklara kendi ana babaları onlara aynı şeyi yaptığından dolayı hükmetmek ister. ·Çocuklar ödüllü ve cezası bol bir ortamda yetiştirilince “iyi” görünme ve kazanma ya da “kötü” görünmekten ve kaybetmekten kaçınma gereksinimi duyabilirler. Olumlu değerlendirmeleri çok yapan ,para ,armağan türü ödülleri bol veren ana babaların evlerinde bu geçerlidir. ·Ödülün alandan çok alamayana zararı vardır. ·Ana baba gücünün çocuk üzerindeki etkilerin devamı yağcılık,uysallık,boyun eğme,yeni bir şey denemekten korkama , içe dönme, kaçma hayal kurma ve geri çekilme. ·Çocuklar ana babasına kabul edilemez gelen davranışını değiştirebilmek için onların bu davranışla ilgili durumlarını bilmek ister. Ancak otorite kullanıldığı zaman davranışı değiştirmek istemezler. Kısaca çocuklar davranışlarının değiştirilmesini ya da kısıtlanması gerektiğini anlarlarsa bunu kendileri yapmak ve yetişkinler gibi davranışları üzerinde kendi otoritelerini kullanmak isterler. ·Paradoksal olmakla birlikte gerçek durum şudur; Ana-babalar güç kullanarak çocukları üzerindeki etkilerini kaybederler. Güç kullanmaktan vazgeçtiklerinde ise etkileri artar. 11. ÇATIŞMALARI ÇÖZMEK İÇİN “KAYBEDEN YOK” YÖNTEMI ·Ana baba ve çocuğun gereksinimlerinin çatıştığı bir durumda karşılaştıklarını varsayalım. Ana baba her ikisince kabul edilebilecek bir çözümü birlikte aramaları için çocuktan katılım ister. Biri ya da ikisi de çözümler önerebilir. Çözümler, değerlendirirler ve sonunda ikisine de uygun gelen birinde anlaşırlar. Hiçbiri çözüme gelmeyeceği için güç kullanarak birbirlerine boyun eğdirmeye çalışmazlar. .İnsanlar alınmasında katkıları olan kararları uygulamaya kendilerine zorla kabul ettirilen kararları uygulamaktan daha çok istekli olurlar. ·Kaybeden yok yöntemi çocuklara karşı, büyüklere davrandığımız gibi davranması ve onların gereksinimlerini de kendilerimiz kadar önemli görmeyi öğretir. ·Kaybeden yok yöntemine bir örnek: “5 yaşındaki oğlumuz tv’deki bilim-kurgu fılmine pek düşkündü. Onları izledikten sonra kabus görmesi bizi endişelendiriyordu. Aynı saatte yayınlanan başka bir program hem eğitici hem de korkutucu değildi. Bu programı da seviyor ama onu pek tercih etmiyordu. “Kaybeden yok” yöntemiyle bu programlan dönüşümlü izlemesine karar verildi. 12. ANABABALARIN KAYBEDEN YOK YÖNTEMİYLE İLGİLİ KAYGILARI VE KORKULARI ·Ana babalar da yetenek ve bilgilerini ortaya koyarak çocuklarının saygılarını kazanabilirler. 13. “KAYBEDEN YOK” YÖNTEMİNE İŞLERLİK KAZANDIRMAK ·Kaybeden yok yöntemini başarı ile başlatanlar; önerileri ciddiye alarak oturup çocuklarına bu yöntemi ayrıntıların ile anlatan ana babalardır. ·Kaybeden yok yönteminin 6 basamağı: 1- Sorunu tanımlama 2- Olası çözümler üretme 3- Çözümleri değerlendirme 4- En iyi çözüme karar verme 5- Kararın nasıl uygulanacağını belirleme 6- Çözümün uygulanışını değerlendirme için izleme ·Çocuğun her iki tarafın gereksinimlerini karşılayacak bir çözüm bulmak size katılmasını isterken çok açık olmalı, yoksa çocuklar içten olmadığınıza inanacaklardır. ·Sorun çözme sırasında yoğun duygular yaşanabileceği için Etkin Dinlenme bu duyguların boşaltılıp sorun çözmenin sağlıklı olarak sürdürülmesinde çok önemli bir rol oynar. ·Kabul edilebilir bir çözüm bulunamaz ise gerekirse ikinci toplantı veya daha çok çaba gösterme ısrar etme (çözüm bulmamız için başka yollar olmalı). ·Alınan kararları birlikte uygulama ceza gerekirse ana babalara da ceza verme. ·Kaybeden yok yönteminde ana babalar çocuklarının kararı yerine getireceğini ummalıdırlar. ·Çocuklar ârasındaki çatışmada da kaybeden yok yöntemi uygulanabilir. 14. ANABABA “İŞTEN ATILMAKTAN” NASIL KURTULUR? ·Çocuklar ana babalarını çok sık işten atarlar. Ergenlik çağına erişince anne ve babalarını defterden siler, onlarla olan ilişkilerine son verirler. Oysaki çocukların karşı geldikleri esas şey büyüklerin kendileri değil, onların özgürlüklerini ellerinden alma çabalarıdır. Onları değiştirme ya da kendi kafalarındaki kalıba sokma çabalarına, bezdirmelerine kendi doğru yanlışlarına göre davranmaya zorlamalarına isyan ederler. ·Ana-babalar çocuklarına değerlerini baskı yaparak değil, onlara uygun yaşayarak öğretebilirler. Kuvvetle inanıyorum ki, bugünün gençlerinin yetişkinlerin değerlerinden çoğunu reddetmelerinin başlıca nedenlerinden biri, yetişkinlerin dediklerini yaptıklarıyla geliştiğini fark etmeleridir.
|
|
ÇOCUĞU ANLAMAK Yazar : Said GEZERYayınevi : Çağlayan Baskı : İzmir / 1996 / 170 shf. 1. BÖLÜM ÇOCUK SAĞLIĞIBEBEĞİN TEMEL GIDASI Anne Sütü: Bebeğin büyüme özelliklerine ve ihtiyaçlarına en uygun gıda anne sütüdür. Zaruri durumlar olmadıkça anne sütünden vazgeçilmemelidir. Bu konu üzerinde peygamberimiz hadisi şeriflerinde bebek anne sütünden mahrum edilmemeli, ondan daha hayırlı süt yoktur buyurmuşlardır. Anne Sütünün Oluşumu: Doğumdan sonra anne beyninde bulunan Hipofiz adlı salgı bezinden salgılanan prolakdin adlı maddenin uyarısıyla annenin memelerinde süt yapımı başlar. Bebeğin memeyi emmesi sırasında beyindeki merkezden oksitosin denilen hormonun salgılanmasıyla süt kanalları kasların kasılmasıyla kasılmasını sağlayarak sütün dışarı akmasını sağlar. Memeden geçen her 300 mililitre kandan 1 mililitre süt oluştuğu hesaplanmıştır. Anne Sütünün İçinde Neler bulunur: Anne sütünün içinde bebeğin ihtiyaçlarına cevap verebilecek oranda şeker, protein, yağ, madensel tuzlar ve vitamin bulunur. Anne sütünün faydaları sayısızdır. En belli başlıları ise kolay sindirilmesi, ishal, kabızlık, gaz sancısı gibi rahatsızlıklar daha az olur. Bebek hastalıklarından çocuk felci, solunum ve bağırsak hastalıkları daha az görülür. Anne sütünde demir, kalsiyum ve D vitamini bulunduğundan bebekte kansızlık ve kalsiyum eksikliğiyle ilgili kemik zayıflığı görülmez. Beynin gelişmesine lüzumlu olan yağ asidi anne sütünde daha fazla bulunur. Bebeğin anne sütüyle beslenmesi anne ile çocuk arasında psikolojik bir yakınlıkla manevi yönde de gıdasını alır. ÇOCUĞUN SÜTTEN KESİLMESİ Çocuğun sütten kesilmesi dinimizde Kur’an-ı Kerim’de Ahkaf ve Lokman surelerinde 30 ay ile iki yıl arasında belirlenmiştir. bakara suresinde iki yıl olarak hükme bağlanır. Anne ve babanın anlaşarak daha önce de sütten kesmeleri halinde sorumlulukları yoktur. Vaktinden önce bebeğin sütten kesilmesi çocukta uykusuzluk, heyecan, kızgınlık, iştahsızlık ve kusma gibi durumlar meydana getirebilir, çocuğa alıştırarak kademeli olarak sütten kesmelidir. Yolculuk, iş çıkarma, koruyucu aşı zamanlarında sütten kesmemelidir. Sütten kesilen çocuğun bir yıl içinde demir eksikliği olacağından ara sıra yağsız et, yeşil sebzeler verilmeli sağlık yiyeceklerden, pirinç; patates, meyve verilmeli, ayrıca bir yiyecek günlüğü tutmanın faydası vardır.ÇOCUĞUN SAĞLIĞI İÇİN YETERLİ UYKU ŞART Yeni doğan bebekler günün büyük bir kısmını uykuda geçirir. İlk iki ay süresince 16-18 saat uyurlar. Bazan uykusu geldiği halde huzursuzlaşır. Yemekten önce ağlarlar. Bunlar normal sayılmalıdır, fakat bir rahatsızlığı olup olmadığı araştırılmalıdır. Bezinin kirli olması, bir yerinin ağrıması, üşümek veya terlemek gibi rahatsızlığı varsa ortadan kaldırılmasıyla rahat ve normal olarak uyur. İlk aylarda gaz sıkıntıları olacağından kucağa alıp gaz sıkıntısından kurtarmalıdır. İyi bir uyku alışkanlığı kazandırmak için, belli saatlerde odasının havalandırılarak kendi kendine uyumaya alıştırılmalıdır. Çocuğun uykusunun sünnete göre tanziminde ise, çocuklar sabah namazında uyandırılmalı kerahat vakti çıkıncaya kadar uyku uyumalarına müsaade edilmemeli, yatsı namazına kadar yatırılmamalıdır. Çocuğunuz uykuya dalmakta zorluk çekiyorsa bunun sebepleri araştırılmalıdır. Çoğu zaman organik bir hastalığın belirtisi olabilir. Yeni doğan bebekler zamanının beşte dördünü uykuda geçirir. Uykusuzluğun başlıca sebepleri ateş, karın ağrısı, kulak ağrısı, açlık ve öksürük olabilir. Çoğu zaman azarlanan ve dövülen ailedeki kavgalara şahit olan çocuklar kolaylıkla uyuyamaz, uykusuzluk çocukta sert mizaç geliştirir. Uykusuzluğa karşı ebeveynlerin alabileceği tedbirler ise yatmadan önce çocuğa korkulu masallar anlatmamalı, uyku kaçıracak oyunlar oynamaması sağlanmalı, aile içi kavgalar çocuk önünde yapılmalıdır. Yatmadan önce bir bardak süt uyumasını sağlayabilecektir. ÇOCUKTA İŞTAHSIZLIK PROBLEMİ Çocuklarda iştahsızlık sebebi olarak ateşli hastalıklar sarılık, nezle, grip, sinir hastalıkları, düzensiz yemek, çocukta iştahsızlık yapabilir. Bu durumda sevdiği ve yenmesi kolay yemeklerle beslemeli, fazla ısrarcı olunmamalıdır. Üzüntü ve kaygıda çocuklarda iştahsızlık yapabilir. İştahsızlık karşısında alınabilecek tedbirler ise bir hastalığa bağlı iştahsızlık götürülen bir hekimin tavsiyelerine uymakla mümkündür. Sofrada çocuğa baskı ve abur-cubur yemesini önlemekle, sofrada samimi bir hava estirmekle kötü haber konuşmamakla, kardeşler arasında ayırım yapmamakla ve damak zevkini yemekler çocuğun yemesini sağlayabilecek tedbirler olarak düşünebiliriz. ÇOCUKLARDA BÜYÜME GELİŞME Çocuğun ilk yılları büyüme ve gelişmesinin en hızlı olduğu dönemlerdir. Çocuğun bakımı çocuğun sağlıklı gelişmesini sağlamaktır. Yeni doğan çocuk doğumdan 4-6 hafta sonra süt çocuğu özelliğini alır. Yenidoğan çocuk ortalama 50 cm boyundadır, bundan bir kaç cm eksik veya fazla olabilir. İki yaşını bitiren çocuk oyun çocukluğu dönemine girmiştir. 6 yaşını bitiren çocuk ise okulu çocuğu çağındadır. Çocuk doğduğunda 270 kemiği vardı. Normal çocuklarda kemik olgunlaşması belirli yaşlarda belirli aşamalara ulaşır, buna kemik yaşı denir. Ergenlik çağında kemik sayısı 350′ye ulaşır tam gelişmiş vücutta bazı kemiklerin birleşmesiyle 206 kemik bulunur. Kas gelişimi: Bebeğin kas ağırlığı tüm vücudun %23 kadarken 15 yaşına doğru %33′e, 20 yaşına doğru bu oran %45′i bulur. Kaslar sinir sistemi ile aynı paralellikle gelişir. Diş gelişimi ise çocuğun çıkan ilk dişlerine süt dişleri denir. Bunlar 20 tanedir. İlk çıkan dişler alt orta kesicilerdir. Çocuk 7 yaşına geldiğinde süt dişleri düşer, kalıcı dişler çıkar, çocuk 12 yaşına geldiğinde 28 tane kalıcı dişi vardır. İlk Aylarda: Çocuk ilk ayda ışık kaynağına bakar, zil sesine tepki göstermek, Avucuna konan parmağı tutmak gibi özellikler gösterir. 2. ayda dolaşan birini takip eder kendi kendine sesler çıkarabilir. İlk aydan 24. aya kadar çocuk aşamalar halinde ismini öğrenmekle beraber sandalyeye tutunmak, oyun yapmak, emeklemekten tutun yürümeğe kadar gelişim sürecini tamamlamağa çalışır. İKİNCİ BÖLÜM DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI Kardeşler Arasında Geçimsizlikler: Ailenin çocuklar arasında ayırım yapması çocukları geçimsizliğe ittiği görülmektedir. Kardeşler birbirinden farklı karaktere sahip olabildiği gibi ailenin birini diğerinden üstün tutması ona farklı davranması diğerinde karakter bozukluğuna sebebiyet vermektedir. Aralarındaki bir anlaşmazlığa kendi aralarında çözümlemeleri sağlanmalıdır. ÇOCUK VE KORKU: Aile açısından kolay bir yol olduğu için kullanılan korku çocuğun geleceğini etkilemektedir. Korkunun bazı belirtileri ise kalp ve nabız atışlarına artış, mide kasılması, nefes alıp verme düzensizleşir, kan deri yüzünden çekilir, yüz sararır. Çocuklar neden korkar?: Okul çağındaki çocuklar sınavdan korktuğu gibi, ana babanın hasta olmasından, vahşi hayvan, yangın, karanlık gibi sebepleri de sayabiliriz. Korkuyu yenebilmek için en iyi çare onu doğrudan ele almaktır. Hayvandan korkan çocuğu hayvanı sevdirmek gibi yollara başvurmaktır. ÇOCUK VE YALAN: Çocuk doğuştan yalancı olmaz, yanında sık sık yalan söylenmesi ve baskı altında yalan söylemeğe sebebiyet vermemek, en iyisidir. İslamiyet yalanı tasvip etmemiştir. Çocuğun yalan söylemesinin önlenebilmesi çocuklara İslami bir terbiye vermekle mümkündür. Onların yanında büyüklerin yalanlarını söylememeli ve yalan söyleyene mükafat kabilinden davranışlardan kaçınılmalıdır. SOLAKLIK ÖNLENEBİLİR Mİ: Solaklığın sonradan edinilen bir alışkanlık olduğunu Dr. A Blau Ana el kitabında bazı deliller ileri sürmüştür. 1860 yılında Broca solaklığın beyin ile ilişkisi olduğunu beyan etmiştir. İnsan beyninin iki yarım küreden ibaret olduğu, sağ taraftaki organları sol küreden idare edildiği söylenmektedir. Sağ elle kullanma zorlanan çocukların geçici bir süre kekemelik gösterdiği görülmektedir. Kazalarda sol eli kullananların daha fazla kaza yaptığı belirtilmektedir. Solak çocuklara yardımcı olabilmek için sağ ellerini kullanmaları teşvik edilmelidir. Sünnette de tavsiye edilen sağ eldir. Hadisi şerifte bu konuya dikkat çekilerek peygamberimiz sağ elinizle yiyin ve içiniz demiştir. ÇOCUKLARDA ÖFKE NÖBETLERİ: Çocukların öfke nöbetleri, ailelere bazı mesajlar vermektedir. Öfke nöbetlerini işaret olarak kullanan çocuklar ailenin kendilerini yatıştıracağını bildikleri için öfkelenirler. Çocuğun aç ve susuz yorgun olması fizyolojik ihtiyaçları karşılanmayan çocuklar bu durumu giderinceye kadar öfkelenirler, çocuklara sık sık cezalar ve gururunu rencide edici davranışlar çocuğun öfkelenmesine sebebiyet verir. Öfke nöbetlerini önlemek için sıkıntı veren rahatsızlıklardan korunmak haksız yere ceza verilmemeli, arkadaşları arasında ayırım yapılmamalı, öfkenin zayıflık belirtisi olduğu kadar kuvvet belirtisi olduğunu da söylemek durumundayız. Öfkeli çocuklar oyuna ve teskin edici durumlara yönlendirip kendine güven sağlanması sağlanmalıdır. ÇOCUKTA TUVALET TERBİYESİ Çocuğa tuvalet terbiye verebilmek için en uygun zaman bir veya bir buçuk yaş arasıdır. Bu dönem çocuğun yürümeye başladığı zamandır. Çocuk bir yaşın altındayken tuvalet ihtiyacını farkedemez. Çocuk tuvalet ihtiyacını hissettiği zaman bazen düşünceli, bazen de abdest mahallini tutarak belirtir. bu zamanda çocuğa baskı yapmak sinirli olmasına yol açar. Tuvalet eğitiminde önemli faktörlerden birisi de mesafe kontrolünün farklı dönemlerde edinilmesidir. Bu konuda ebeveyne tavsiyeler ise çocuğa hem yemekten sonra ve yatmadan önce yataktan kalktıktan sonra çocuğa oturağa oturtulmalı ve oturak rahat olmalıdır. Bu hususta baskı uygulanmamalıdır. Kesinlikle azarlanmamalıdır, bu denemeler sonuç vermezse vaktin erken olduğu düşünülmelidir. BEBEKLER NİÇİN AĞLAR?: Bebeğin ağlaması onun bir rahatsızlığını belli eder. Bebekler 3-4 haftalık oluncaya kadar gözünden yaş gelmez ve sadece bağırır. Ağlamasının veya bağırmasının sebepleri ise aç olması, altının ıslak olması, karnının ağrıması, hazımsızlık, yorgunluk, bir yerine iğne veya bir şeyin batması, karanlık, hareketlerini kısıtlayacak şekilde fazla giyinik olması, diş çıkarma döneminde bulunması gibi sebeplerden başka sevilmek arzusu bebeğin ağlama sebepleridir. Bu durumda ağlama sebepleri araştırılıp, kucağa alınıp gerekli ilgi gösterilmelidir. BEBEKLER İÇİN KORUYUCU TESTLER: Yeni doğmuş bebekler muhtemel bir hastalığa karşı doğumdan sonra yapılan muayenelerdir. Doğumdan sonra 5-10 gün sonra muayene yapılmalıdır. Doğuştan olma kalça çıkığı ve fenilketonri denilen zeka geriliği için Guthrie Deneyi yapılmalıdır. Çocuğa yapılabilecek testlerden birisi de idrar muayenesidir. Kanda aşırı derecede birikmiş bulunan oksijenin körlüğe sebebiyet verecek fibroplozi adı verilen durumunun önlenmesi gibi bir çok sıhhi testlerin uygulanması gereklidir. ÇOCUKLAR İÇİN KORUYUCU AŞILAR: Çocuk sağlığı için gerekli bir aşı takvimi uygulanmalıdır. Buna göre tüberküloz, boğmaca, difteri, tetanoz, çocuk felci, çiçek, kızamık, kızamıkcık, kabakulak ve tifo aşısını yaptırmalı ve çocuğun sağlığı için bütün tedbirler zamanında olmalıdır. Hoşa gitmeyecek durumların meydana gelmemesi için üzerinde önemle durulmalıdır. AŞIRI HAREKETLİ ÇOCUKLAR: Çocuğun aşırı hareketli olması, çocuğun yerinde duramaması bir sorunu var demektir. Tıp dilinde bu çocuklara Hiperkinetik çocuk denilmektedir. Bu çocuklarda zeka üstün orta ve geri olabilir. Aşırı hareketlilik okulda ve evde bazı baskılara maruz kalması sebebiyle çocuğun hareketlilikle dışa vurmasıdır. Aşırı hareketliliğin belirtileri saklanmak, kaçmak, asi olmak, kavga etmek, uyumsuz davranışlarda bulunmak gibi durumlardır. Bu durumlar çevresini de rahatsız ederler. Zeki olmalarına rağmen bazıları toplum dışına itilmektedir. Araştırmalar neticesinde beyindeki bazı maddenin oranlarının değişik olması hareketliliği meydana getirmektedir. Bunun tedavisi için, Hekim pedagog psikolog sosyal hizmet uzmanları ile aile ve öğretmenlerin de bu tedaviye katılmaları önemlidir. İlaçla tedavi ise bir uzman tarafından yapılmalıdır. SIKILGANLIK ÇOCUĞUN BAŞARISINI ETKİLER: Sıkılgan çocuklar çekingen davranırlar. Cümle kurmakta zorlanır ve fazla duygusaldır. Bildikleri bir şeyi söylemeğe cesaret edemezler. Çocuğun sıkılgan olma sebepleri ise kendi başına iş yapmasına izin verilmeyişi, ölüm, boşanma gibi sebeplerle sevgine mahrum olması, sakatlık gibi bir şekil bozukluğu sıkılgan olma sebepleri, bunu önlemek için öncelikle çocuğunu kendine güven duymasını sağlamak, okumaya teşvik, kabiliyetine göre sorumluluk verilmesiyle önleme yoluna gidilebilir. ÇOCUKTAKİ SALDIRGAN DAVRANIŞLAR ÖNLENEBİLİR Mİ?: Çocuğun saldırgan olup olmadığı davranışlarına bakılarak karar verilir. ruhi sorun ve çevresiyle uyum sağlayamayan çocuklar saldırgandır. Sebepleri ise; çocuğun üzerine fazla düşme, aile fertlerine saygısızlık, annenin rolünü az bulmaktır. Ana okuluna, eşya kırma ilkokulda arkadaşlarına saldırma, serbest yetişmiş çocukla saldırgan olma sebeplerindendir. Saldırgan davranışları önlemek için saldırganlığın hoş olmadığı anlatılmalı, her fırsatta eğitilmelidir. Her isteği yerine getirilmemelidir. Her isteği yerine getirilirse onu bir vasıta olarak kullanabilir: BİR TÜR KONUŞMA BOZUKLUĞU: KEKEMELİK Konuşma akışında telaffuz duraklaması şeklinde ortaya çıkan bozukluğu kekemelik diye tanımlayabiliriz. kekemelik büyük oranda ruhi sebeplere dayanmaktadır. Aşırı heyecanla ilgisi büyük önemli sebeplerden birisi de ailenin çocukla iletişimidir fazla baskı çocuğun konuşmasına izin vermeme gibi sebeplerdir. Bu çocuğun kendine güvensizliğine, arkadaş ilişkilerinin bozulmasa okuldaki başarısızlığına sebep olabilir. Bunun fiziksel bir özellikten mi, ruhi bir rahatsızlıktan mı kaynaklandığı belirlenmeli ve gereken yapılmalıdır. TİKLERİN YOK EDİLMESİ MÜMKÜN MÜ?: Tik bir kas kümesinin katıldığı tepki ya da hareketi hiçbir amacı olmadan içten gelen zorlamalarla istek dışında yapılan harekettir. Kanner’e göre belirgin özellikleri ise Huzursuz, Hassas, alıngan, bencil, yılgınlık ve kolayca yorgunluk gösterir. Başlıca sebepleri sıkı disiplin uygulanan hareketini izin verilmeyen çocuklarda hem gözünü oynatışına gerilimden kurtulma isteğini belirtir. Nasıl yok edebiliriz? Bunun için huzurlu bir ortam sağlamalı hareketlerinden dolayı baskı yapmamalı sorunlarına inilmeli ve gerekli endişeleri azaltılmalı, ilaç tedavisi ile hekim reçetesiyle uygulanmalıdır. ÇOCUK TIRNAKLARINI MI KEMİRİYOR Tırnak yeme daha çok sinirli ve endişeli çocuklarda görülen ailenin baskısı ve sert öğretmenin etkisine kalan çocuklara görülür. Önlenebilmesi için bu tırnak yemeye iten sebepler ortaya çıkarılmalıdır. Buna göre çare ve tedavi uygulanmalıdır. Tırnak yemenin kötü bir alışkanlık olduğu anlatılıp kendine inandırılmalıdır. ÇOCUKTA PARMAK EMME: Çocuğun emme isteğinin çeşitli sebeplerle vaktin öne sona erdirilmesi çocuğun psikolojik ihtiyacı parmak emmekle giderdiği bir durumdur. Emzirilen bebeklerde parmak emme isteği yeterince doyurulmayan bir çocukla başlangıçta görülen emme alışkanlığı zamanla başka hareketlerde eşlik edebilir. Saçını çekebilir. Lorenze göre parmak emme davranışı stres durumunda ortaya çıkan bir yer değiştirme hareketidir. Çocuğu parmak emmekten vazgeçirebilmek için en iyi tedavi yolu, çocuğun ilgisini başka yere çekmek ve kendisine telkinlerde bulunmak ve onun anlayabileceği bir şekilde anlatmak olacaktır. ÇOCUĞUNUZ OKULA GİTMEKTEN KORKUYOR MU: Çocuğun okul korkusu bir endişe sebebiyle okula gitmeyi reddetmesi, bu konuda isteksiz görünmelidir. Kimi çocuk okula gitmemek için evde oyalan bazen de bir hastalık uydurur. Biz buna okul korkusu diyoruz. Okul korkusunun sebepleri ise, evden uzakta olma, anne şefkatinden uzakta bulunma, öğretmen öğrenci ilişkisi başarılı olamıyorsa bu da okul korkusunun sebeplerindendir. Çocuğun okuldan korktuğunun başlıca belirtileri okul korkusu olan çocukların mide bulandırıcı, karın veya baş ağrısı şeklindedir. Elinden tutulup okula götürüldüğünde ağlayarak gider. Evde kalan çocuk bir süre sonra yatışır. Okul korkusu karşısında alınacak tedbirler ise aile çocuğa soğuk-kanlılıkla yaklaşmalıdır. Dişi ağrıyan kimsenin dişçiye gitmekten korkması ne kadar yararlı olursa çocuğun evde kalması da aynı şekilde olur. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ÇOCUK EĞİTİMİ VE KARŞILAŞILAN PROBLEMLER Hepimizin Ortak İhtiyacı; Sevgi: Çocuklardaki sevgi ihtiyacını hiçbir dönemde ihmal edilmemeli ve esirgenmemelidir. Çocuğun en önemli psikolojik ihtiyacı içten sevilmektir. Sevginin eksikliği kadar aşırısı da tehlikelidir. Sevgiyi açığa vurmamanın bir çok yolları vardır. Sıcak bir bakış, bir gülüş gibi kolaylıkla sevgi belirtilebilir. Dinimizde bile sevginin ayrı bir önemi vardır. Bir hadisi şerifte “Biriniz mü’min kardeşini sevdiği zaman sevgisini ona bildirsin” denilmektedir. SEVGİDEN SONRA ÇOCUĞUN EN ÖNEMLİ İHTİYACI OYUNDUR Oyun çocuğun duygularını, özlemlerini, kokularını, kısacası iç dünyasını yansıttığı bir tiyatro sahnesidir. Oyunun çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve yetmesinde önemli bir etkendir. Oyun yoluyla çocuk duygularını ve ihtiyaçlarını ifade imkanı bulur. Oyunun sünnette de yeri olduğunu ilgili rivayetler incelendiğinde görülmektedir. Bunlar gayeli ve hoş vakit geçirici oyunlar olarak sınıflandırılmaktadır. KADININ ÇALIŞMASI, ÇOCUK ve BAZI MESELELERİ Kadın şerefli bir mahluktur. İslam dini kadının toplumda önemli bir yeri olduğunu belirtir. Bir hadisi şerifte peygamberimiz “Hangi bir ana evinde oturur ve çocuklarının terbiyesi ile uğraşırsa o ana cennette benimle beraberdir.” denilmektedir. yapılan araştırmalar ülkemizde çalışan kadınların büyük çoğunluğunun ekonomik sıkıntı ile çalışma mecburiyetinde olduğunu belirtmektedir. Maalesef çalışan kadınlara büyük tuzaklar kurulmaktadır. Bunlardan birisi de modadır. Moda altında evvela kadının yuvasını yıkmak, aile yuvasından ayırmak, kadının maddi güzelliğini ortaya koyarak onu orta malı haline getirerek aileyi yıkmaktır. Güzellik yarışmaları adıyla çağdaş cariye pazarlarının büyük coşkuyla televizyonlarda gösterilmesiyle kölelik anlayışını egemen kıldırdığını ortaya koymaktadır. Kadın erkeğe göre daha zayıftır. İş görme kapasitesi erkeğinkinden %30 daha azdır. Çalışan kadın evine, erkeğine, çocuğuna zaman ayıramamaktadır, bu yüzden ailede sosyal statü bozulmaktadır. İşten dönen kadın yorgun hayliyle ev işlerini aksatmakta ve evinde hasta olan çocuğuna zaman ayıramamakta, işine de gerekli dikkati verememektir, bu yüzden çocuk istememektedir. Çalışan kadınların çocuklar evdeki kadınların çocuklarından daha çok hastalanmaktadır. Yapılan pek çok araştırma çalışan anne çocuğunun ne kadar erken yaşlarda yabancı eline verirse ruh sağlığının tehlikeye girme ihtimalini yükseltmektedir. Anne ilk yıllarda çocuğu ile kuramadığı iletişimi son yıllarda telafi edemez bir çok sorunların çıkmasına sebebiyet verir. Peygamberimizin çocuklara İslami terbiye verebilecek olanlar önce annelerdir demiştir. Çocuklara rasgele isim verilmemeli, çocuğa anlamı güzel olan güzel şeyler hatırlatan isimler verilmelidir. Aile içi kavgalar çocuğun ruh dünyasını etkiler, bu yüzden kavgaların çocuk önünde olmamasına dikkat edilmelidir. Eşler arasında arzu edilen sağlıklı ilişki ancak İslami eğitim ile sağlanabilir. Araştırmalar televizyonun çocuklar salgıdan hale getirdiğini göstermekte ve zamanını çalmaktadır. Türk toplum yapısına uygun programlar olmamaktadır. Aileye düşen çocuklara örnek olmaktır. Belli saatlerde televizyon kapatılıp, birlikte kitap okunmalıdır. TEK ÇOCUK VE PROBLEMLERİ: Araştırmalar tek çocuğun içtimai hayata uyumunda çeşitli problemlerle karşılaşabileceğini göstermektedir. Müslüman nüfusun artmasından endişe eden batılılar tek çocuk yapmayı tavsiye etmektedir. Tek çocuğun çoğu zaman kardeş özlemi çekmesidir. Bu da çocuğun ruh sağlığını olumsuz şekilde etkilemektedir. Dayak çocuğu terbiye eder mi?: Çocukluk yıllarında dövülen kişinin içine kapanık ve suç işlemeye temayülle olduğu yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır. Çocuğa sevgi ve şefkatle yaklaşmalı, dayak en son çare olmalıdır. Sünnette ise çocuğa dayakla sadece korkutmaya cevaz vermiştir. Çocuklar Arkadaş Seçiminde Yönlendirilmelidir: Çocuğun sevgi ve güven gibi bazı ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlarını arkadaşları giderir. İyi arkadaş işi alışkanlıklar kazandırır. Çocuk yeteneklerini arkadaşları ile birlikte iken ortaya koyar. Çocuğun salih kişiler ile arkadaşlık kurması sağlanmalıdır. Zira Allah’ın emirlerine muhalif kişilerden uzak tutmalıdır. Çocuk kitapları nasıl olmalı: Çocuk kitapları yaşına göre ve ilgi çekici olmalı, çocuk kitap okurken olay ve kahramanları çoğu olumlu yönde etkilemeli. Kahramanlıklar abartılmamalı, kin ve düşmanlık olmamalı çocuğa olumlu bir mesaj vermelidir. Sigara zararları ve kurtulma yolları: Tütün bünyesinde insanlar için 400′e yakın zehirli madde bulunmakta. Dudak dil kanserinden tutun, sinir sisteminin tahribatına kadar sayısız hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Yapılan araştırmalarda sigarayı bırakmaya yardımcı ürünlerin yetersiz olduğu görülmektedir. Buna karşın uzmanlar sigarayı bırakmada güçlü bir irade en etkili silah olduğu kanısındadırlar.
|
|
İSLAMDA EĞİTİM Yazar : Bayraktar BAYRAKLIYayınevi : M.Ü. İlahiyat Fakültesi Baskı : İstanbul / 1989 / 304 shf. Milli Eğitimimiz, bir bunalım devri geçirmekte; ilkokuldan üniversiteye kadar bütün eğitim kurumlarında bir dejenerasyon havası esmektedir. Bütün müesseselerde eğitim iyice gevşemiş, öğretmenlerle öğrenciler çok yerde birbirinden kopmuş, hatta birbirine düşman olmuş, bazı okullarda eğitim görevi hiç yapılmaz hale gelmiştir. Tarihimizin hiçbir devrinde eğitimin bu kadar yozlaşmaya yüz tuttuğu görülmemiştir. Bu durumdan kurtulmamızın çaresi nedir? Eğitimcilerimizin çoğu çareyi Batı eğitim sistemlerinde aramakta; Avrupa’lı, Amerika’lı pedagogların fikirlerini savunmaktadırlar. Yakın tarihimizde Batı eğitim sistemi istikametinde geçirdiğimiz tecrübelerden, giriştiğimiz uygulamalardan beklediğimiz müsbet sonuç elde edilememiştir. Aksine, öğretmen-öğrenci çatışmaları, genç nesillerin birbirine düşman olmaları gibi eğitim tarihimizde hiç görülmemiş felaketler ortaya çıkmıştır. O halde, nazariyeyi değiştirmek, tarihimizi yapan fikir ve kültür sistemine, kendi eserimize, kendi benliğimize dönmek mecburiyetindeyiz. Bizim kültürümüzün, terbiye sistemimizin mayası İslamiyet’tir, İslamiyet’in getirdiği değerlerdir. Bütün dünyayı etkileyen eğitim sistemlerinde, eğitim nazariyelerinde ve eğitim felsefelerinde fazilet namına ne kadar müsbet ilke, fikir ve iddia varsa hepsi İslamiyetin eğitimimize getirdiği değerlerde mevcuttur. İslam terbiyesi rasyonel bir işleyiştir. Bu terbiye dünya eğitimcilerini bir noktada toplayacak, birleştirecek ilmi gerçeklerle doludur. Terbiyede, hareket noktasını ve gelişme sürecini; terbiye ilminin stratejisini, mekanizmasını, ahlaki boyutlarını İslam eğitimcileri ortaya koymuşlardır. Gazali, Farabi, Burhaneddin Zernuci, İbn Sina, İbn Rüşd, Yusuf Has Hacib, Muhammed Kutub gibi filozof ve bilginler İslam terbiye sistemi içinde yetişmişler, hür düşünceyi ve ilmi müdafaa etmişlerdir. Dünya eğitimcileri terbiyenin nihai amacını “iyi vatandaş yetiştirmek” şeklinde ifade ederler. İslam’da terbiyenin nihai amacı iyi insan yetiştirmektir. İslami eğitim ilkelerinde kişiyi bütünüyle ve her yönüyle ele almak ve çoğunun fıtratına uygun bir eğitim usulü uygulamak öngörülmüştür. Çağdaş psikolojinin görüşü ve modern pedagojinin iddiası da bu istikamettedir. İslam terbiyecilerinin görüşlerine göre ruhi hayat zaman içinde değişken ve esnek bir özellik gösterir. İşte ruhun bu özelliğidir ki; eğitime imkan kazandırır. Eğitim dünyasında bu fikri benimsemeyen yoktur. İnsanı yalnız maddi yapısı, fizyolojik özellikleri ile niteleyenler eğitimin yarım kalmasına sebep olmuşlardır. Maddeci idealizmde de eğitim açısından yarım kalmış bir uygulama egemendir. “üretim için eğitim”,”Üretim içinde eğitim”,”Zihni mükemmeliyet yerine ekonomik verim” ilkelerini ileri sürenler aynı şekilde hataya düşmüşler, eğitimin kültürel ve ahlaki boyutlarını çiğnemişlerdir. İslam terbiyesi, bütün teferruatı ile müsbet bir bütünlük arzeder. İslam terbiyesinde boş zaman yoktur. İslam terbiye usulü, zamanı bedenin ve ruhun ihtiyaçlarına göre doldurmuş ve değerlendirmiştir. İslamiyet insanı yalnız ibadetle görevlendirmez; insan hayatında ibadet kadar işin, iş kadar dinlenmenin ve eğlenmenin de yeri vardır. İslam terbiyesindeki hedeflere göre, Allah adı ile yapılan her meşru iş, Allah yoluna götüren her hareket ve ahlaki davranış ibadettir. Allah’la, dinle ilgisi kesilmiş kimselerin ruhunda öyle bir ağırlaşma, soğuma ve taşlaşma olur ki, bu hal giderek kişiyi adi bir yaratık haline getirir ve intihar psikolojisinin içine sokar. İnsan ruh ve beden unsurlarından oluşan bir terkiptir. Bu terkip, kainatı temsil eden bir özelliğe ve dünyayı etkileyecek bir güce sahiptir.”İnsan kainatın en mükemmel sentezidir.” Zira: “İnsan en güzel surette yaratılmıştır.” Eşref-i mahlukattır. İslam, insana en yüksek değeri vermiştir ve insan sevgisini eğitimde prensip olarak vermiştir. İslam terbiyesinde faaliyet (aktiflik) esas alınmıştır. Hayatın devamı, gelişmesi ve yükselmesi faaliyet ve mücadele ile mümkündür. “Hayat mücadeleden ibarettir.” İnsan içinde yaşadığı dünyayı ve kainatı tanıyacak, öğrenecektir. Nimet ve hikmetlerden istifade edecektir. Eğitimin en muteber hedeflerinden biri de budur. Tembellik, uyuşukluk, zamanı boş geçirmek Allah’ın nimetlerine sırt çevirmektir. Kainatın kanunlarını ve sırlarını araştıran, tanıtan, hayat şartlarını kolaylaştıran ve yükselten kişiler, Allah’ın nimetlerini insanlığın istifadesine arzetmiş olmanın bahtiyarlığı içinde mesutturlar. Allah’ın insana verdiği ruh ve beden gücü öyle bir nimettir ki, insan bu nimet ve himmetle dünyayı idare etme ve yükselme payesini kazanmıştır. İslam eğitiminde itidal, ahenk ve denge hakimdir. Kişinin birbirine zıt çeşitli arzularıyla sosyal talep ve idealler arasında ilgiler bulması, yetişen nesillerin, yetişmekte olan nesillerle ve bütün devirlerle ilişki kurması, ahenk, itidal ve denge nizamının gereğidir. Toplum içinde birbiriyle çatışan fertler, gruplar ve nesiller, ahenk, itidal ve denge nizamından uzaklaşmanın huzursuzluğu içinde perişan olmaya mahkumdurlar. İslam terbiyesinde hareket noktası gerçeklerdir. Varış noktası, yani gaye ideallerdir. Gerçeklerden ideallerle yürüyen ve böylece hayatı sürdürerek yükselişe hazırlayan çok ileri ve şümullü bir sistemdir İslam terbiyesi… İslam terbiyesinde mahalli hususiyetlerin üstüne çıkılmış evrensel değerler öngörülmüştür. İslam terbiyesi ile yetişen insan, dünyanın her yerinde fazilet, şeref ve onurunu koruyacak bir şahsiyete, üstün bir davranış özelliğine sahiptir. İslam terbiyesinde insanı sonsuz gerçeğe, Allah’a bağlayan, yücelten ebedileştiren, fanilik hissinin karamsarlığını izale eden bir huzur motifi hakimdir. İslam terbiyesi, insanı tabiatın ve kainatın esrarını sezmeye çağırarak ve alıştırarak muammalar karşısında aklı tedirginlikten kurtarır. İslam terbiyesinin değişmez ilkeleri ve temel felsefesi; sevgi, şefkat, doğruluk, iyilik ve iyimserliktir. Af ve beşarettir. Allah’a, Resulü’ne ve emir sahiplerine itaattir. 1.TARİFİ Toplumların ve insan zekasının gelişmesi ile ilimler de sayı ve hacim bakımından gelişmiştir. Sosyal ilimler, toplumların gelişmesi müsbet ilimler ise zeka gelişmesinin ürünleridir.Bütün bunların kaynaklandığı bir nokta vardır. Oda eğitimdir. Yirminci asırda, insanı geçmişteki gibi tesadüfi bir eğitime terketmek imkansızdır. Belli sistemler ve belli kurallar doğrultusunda onu, zamanın icaplarına göre yeniden eğitmek gereklidir. Din bir eğitim istemi olduğuna göre o bile toplumun ve insan şahsiyetinin gelişimine paralel olarak yenilenmiştir. İslam’a kadar bütün dinler, insanın çocukluk dönemindeki eğitimi andırır. İnsan olgunlaşınca artık kendi kendini eğitebilir. İnsan zekası ve aklı, gerideki İslam’ın ilkelerinden faydalanacak olgunluğa gelmiştir. Bunun için yeni bir dine ihtiyaç yoktur. Eğitim belli kurallar ve ebediyen değişmeyecek prensiplere ulaşmıştır. Ama, insan her zaman, biyolojik ve psikolojik yapısı gereği eğitime muhtaçtır. Eğer insan, hayvan gibi doğuştan bütün organ ve kabiliyetlerini kullanabilseydi, eğitime ihtiyaç olmayacaktı. Oysa ki; insan, doğuştan ne bedeni ne de manevi güçlerini kullanmaya müsait değildir. Eğitim, onun bu eksikliğini tamamlamaktadır. Bu bakımdan eğitim, bağımsız bir ilim olma yolunda büyük mesafeler almıştır. Çünkü o, yerini insan hayatında bulmuş, hammadde olarak insanı ele almış ve genel prensiplerine kavuşmuş durumdadır. Yani, artık eğitim kendi konu ve kanunlarını koyarak, ilimler arasında yerini almakta yeterince mesafe kaydetti. “İnsan hazır olmayan ham kabiliyetlerle dünyaya geldiği için, hayatın sonuna kadar bir öğrenci, bir çırak olarak kalıyor. Bunun için insanın eğitime, eğilmeye ihtiyacı vardır.”İnsan ancak eğitim sayesinde insan olabilir; insan eğitimin meydana getirdiğinden başka birşey değildir. İnsan kendi kabiliyetlerini kendi kendine geliştirme yeteneğine sahip değildir. Onların gelişmesi için eğitime muhtaçtır. Çünkü kabiliyetler öğrenimle gelişir. İnsan bu yönü ile başkalarının yardımına her zaman muhtaçtır. İşte eğitim bu ihtiyaçta temelini kurar. “O, öğrenmesinde daima bir çırak olarak kalır. Bunun için insan, hayatının sonuna kadar öğrenmek, kendisinin ve başkasının tecrübelerini toplamak, onları değerlendirmek onlardan faydalanmak zorunda olan bir varlıktır.” Oysa ki hayvanın; kendisinden yaşlı olanlarından birşeyler öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Kendisine has faaliyetleri yapmak için doğuştan yeteneklidir. Onun bir önceki neslinden alacağı bir kültür hazinesi olmadığı gibi kendinden sonrakine bırakacağı birşeyi de yoktur. İnsanın, yaratılış gayesini öğrenmesi, bu gayenin uğruna yola çıkması ve ona ulaşması için eğitime ihtiyacı vardır. Onun için, İmam Azam eğitimi, ”İnsan şahsiyetini yıkan ve yapan şeylerin bilinmesidir.” diye tanımlamaktadır. Eğitim, süreç bakımından da tanımlanır. Zira, eğitim bir anda gerçekleşemez. İnsan tabiatı buna müsait değildir. Öyle ise, eğitim, insan açısından bakıp tanımlanınca; ”Bir şeyi kademe kademe, tedric ile kemaline erişmektir.” Eğitim, karşılıklı etkileşim açısından da tanımlanabilir. Eğer cemiyetle insan, insanla insan, tabiatla insan arasında etkileşim olmasaydı eğitimden bahsedilemezdi. Adem(AS)’ın yaratılış vakasında, Allah’a şeytan arasında geçen konuşmaya “eğitim etkileşimi” yönünden bakarsak, dinlerin insanları kötü etkilerden kurtarmak için geldiğini görürüz: ”Ey Rabbim! O halde dirilecekleri güne kadar beni geri bırak”(Sad, 38/79) “Buyurdu: Haydi geri bırakılanlardansın, katımda belli olan kıyamet gününe kadar.”(Sad 38/80-81) “Öyle ise, izzet ve kudretine yemin ederim ki, onların hepsini azdıracağım. Ancak içlerinden ihlas sahibi kulların müstesna.”(Sad,38/82-83) Gerçekten eğitilmiş, şahsiyeti sağlam olan ihlaslı kişilere şeytanın bir etkisi olmamaktadır. Din, insanı, menfi yönden etkilenmez (veya çok az etkilenir) hale getirinceye kadar etkiler. Artık o insan, cemiyetin, diğer insanların ya da şeytanın elinde cansız oyuncak gibi değildir. Eğitimin etkileme faaliyetinin nihai gayesi, etkilenmeyen insanı yetiştirmektir. “Eğitim yaşayan bir organizmanın kendi normal çevresi ile karşılıklı etkileşimi denen tecrübeye muadildir.” “Eğitim hem gaye hem de vasıtadır. İnsanı geliştirmeyi hedef aldığı için gaye, bu geliştirmenin bir metodu olduğu için de vasıtadır.“ Eğitimin gayesi ameldir.”Eğitim gaye olarak ele alındığında pratik uygulama göz önünde bulundurulmalıdır.” Eğitim, nazari neticeleri gaye edinen bir faaliyettir. Kant ise ,”insanı insan yapan terbiyedir. İnsan terbiyenin meydana getirdiğinden başka birşey değildir.” demektedir. 2. PSİKOLOJİ VE EĞİTİM Psikoloji bilgisi, hayatın her cephesini, kendimizi, diğer insanları, çocukları daha iyi anlamak ve durmadan değişen muhit şartlarına daha iyi uymak, diğer insanlarla olan münasebetlerimizden doğan güç ve çeşitli problemleri daha iyi çözebilmek için yardım eder. Psikolojik yönden eğitimin tanımını yaparsak: “Kontrol altına alınmış çevrede temelli olarak insanın gelişmesidir.” diyebiliriz. 3. BİYOLOJİ VE EĞİTİM İnsanın psikolojik yapısı biyolojik yapısı ile aynı paralelde gelişmektedir. İnsanın biyolojik gelişimi, insanın psikolojik yapısının hangi noktasını etkiliyorsa, eğitimle biyoloji orada birleşmektedir. ”Madem ki ruh ve zihin gelişmesi esas itibariyle biyolojik kanunlara bağlıdır, şu halde pedagojinin ilmi temelini, biyoloji teşkil edebilir.” Öğrenimin, biyolojik büyüme ile yakinen alakası vardır. “Yusuf tam kemal çağına varınca, kendisine hikmet ve ilim verdik.”(Yusuf,12/22) “Musa, tam kemal çağına erip de dengini bulunca, biz ona peygamberlik ve ilim verdik.”(Kasas,28/14) İslam, insanın biyolojik büyümesi ile, zihni eğitim arasında menfi yönde bir irtibat da kurar. Yaşamanın insan hafızasındaki gerilemedeki bağını gösterir. “Bununla beraber, içinizden kimi öldürülüyor, kimi de önceki bilgisinden sonra, hiçbirşey bilmemek üzere, kuvvetten düşürülüp ihtiyarlık haline çevriliyor.”(Hac,22/5),”Kimin ömrünü uzatırsak onu yaratılış bakımından azaltırız.”(Yasin,36/68) Biyolojik büyüme öğretimi o kadar etkiler ki, belli bir yaşa kadar neyin ve nasıl öğretileceğini tayin eder. Peygamberimiz biyolojik gelişme ile eğitim arasındaki ilişkiyi gayet iyi görerek “Çocuklara yedi yaşında namaz kılmayı öğretin. On yaşında kılmazlarsa dövün.”(Ebu Davud) buyurmuşlardır. Biyolojik büyüme ile eğitim arasındaki bağı ilk teşhis eden İslamdır. Daha sonraları Batı dünyasında bu alanda çalışmalar görüldü. Amerika’da Stanly Hall, William James, H.S. Jennigs bu cereyanın mümessilidirler, İngiltere’de ise Perry Nunn’un pedagojisi, biyolojik görüşlerin tamamen tesirleri altındadır. Almanya’da Wilhelm Preyer, Hugo Goring, Ewald Hanfe, Arthur Schulz, A.W. Lay Herman Lietz gibi eğitimciler buna örnek olarak gösterilebilir. “Terbiyenin bir de münferit insan üzerinde cereyan eden şekli vardır. Doğumla başlayan ölümle biten her hayat muayyen gelişme ile safhalarına, kanunlarına malik olduğu için terbiye, bu gelişme ile yakından ilgilenmek onun kaide ve kanunlarına uymak zorundadır.” 4. SOSYOLOJİ VE EĞİTİM Sosyoloji bir cemiyet ilmi olduğuna göre, eğitimle ilgilenmemesine imkan yoktur. Cemiyetin kendisi bir eğitimcidir. Biz farkına varmadan cemiyetin damgasını taşırız. Doğuşumuzla, örf, adet, lisan gibi kültür müesseselerini toplumda hazır buluruz. Konuşmamızdaki kelimeleri, toplumun bir hücresi olan aile bize öğretir. Sosyoloji, eğitimin amaçlarında yerine göre değişiklik olacağını ortaya koyar. Bununla beraber, sosyoloji eğitimin değişmeyen amaçlarını da göstermektedir. “Şüphesiz eğitim her yer ve zaman için değişmeyen amacı, toplumsal mirası bir kuşaktan diğerine iletmek olmuştur.“ Eğitimin bir de eleme görevi vardır. Emanetin ehline verilmesi için, kabiliyetli ile kabiliyetsiz, bilenle bilmeyen ayrılmalıdır. “Eğitim sistemi bütün nüfus içinde, daha yetenekli kişilerin seçilip ayrılmasını sağlayan faaliyetin merkezidir.” Ayrıca, eğitimin ekonomik görevi de vardır. Vasıflı işçi yetiştirmek, eğitilmiş insan gücünü temin etmek, günümüzün ekonomik hayatı için geçerlidir. Eğitim bu görevi karşılamalıdır. “Eğitim genel veya mesleki bir yetiştirme ile bizi hayatımızı kazanacak bir duruma getirmelidir, bizi insanları ve kainatı tanıtmalıdır; tamamen gelişmiş fertler haline gelmemize bize yardım etmelidir. “ Sosyolojik açıdan eğitimin saklı görevlerinden biri de dost edinmektir. İnsanların manevi kardeş olması, toplumun mutlu bir hayat yaşaması için gereklidir. Bütün dini meseleler bu kardeşliğin üzerine kurulur. İslam bir yönü ile eğitim sistemidir. Onun da en önemli vazifelerinden biri, eğittiği kişileri kardeş haline getirmektir. Kalplerin kaynaşması, kaynaşan kalplerin kardeş olması İslami eğitimin en önemli gayesini teşkil eder. “Eğer sana hile yapmak isterlerse, muhakkak Allah sana kafidir. O’dur seni yardımıyla ve mü’minlerle kuvvetlendiren.”(Enfal,8/62) “Ve kalplerin arasını sevgi ile birleştirdi. Yoksa yeryüzünde ne varsa harcasaydın, yine onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat onların kalplerini sevgi ile birleştirdi..”(Enfal,8/63)”Mü’minler ancak kardeştirler. Onun için iki kardeşinizin arasını düzeltin.”(Hucurat,49/10) Sosyolojik açıdan bakınca eğitim şöyle tarif edilir: “Tabiatın sosyal müesseselerin ve diğer insanların bizim zeka ve irademiz üzerine icra ettikleri tesirlerden ibarettir.” 5.FENOMENOLOJİ VE EĞİTİM 6. DEĞERLER İLMİ VE EĞİTİM 7. AHLAK VE EĞİTİM Ahlak ilmi neyin iyi neyin kötü olduğunu ortaya koyar. İyi bize göre mi yoksa bizim dışımızdaki bir varlığa göre mi tesbit edilir? Evrensel ve mutlak bir iyi var mıdır? Hareketi yöneten nedir? Bu sorulara bakanlar, çeşitli cevaplar aramışlardır. Ahlak üzerindeki farklı görüşler eğitime de sıçramış, eğitim alanında da farklı uygulamalara sebep olmuştur. Mesela; ahlakın ilahi bir kaynağa dayanmadığını ileri sürenler, eğitimin de ilahi prensiplere göre yapılmasını kabul etmişlerdir. Görülüyor ki, eğitimle ahlak içiçedir. Ahlak, iyiyi ve yapılması gerekeni gösterir. Eğitim de bu yönde cereyan etmesine rağmen o aynı zamanda zihin eğitimi ile de meşgul olur. Yani eğitim daha geniş bir alanı içine alır. Ahlak bilgi ile uğraşmaz. Öğretim tamamen eğitimin bir cephesidir. Zihinle, ahlak değil eğitim uğraşır. Ahlak imanla da uğraşmaz. Kalbin eğitimi de eğitimin görevidir. Demek ki, ahlak, davranış, iyi ve kötünün ilmidir. “Eğitim geniş çapta bir ahlaki faaliyet olarak kabul edilir. Öğretmenler daima ne söylenmesi, ne yapılması gerektiği ve öğrencilerin nasıl davranacaklarına dikkat çekerler. Ahlak değerlerini aşılamak, ferdin ve sosyal davranışın gelişmesi ile ilgilenirler.” FELSEFE VE EĞİTİM “Genel felsefe, en genel ve sistematik tarzda realiteyi bir bütün olarak izah edip anlamaya teşebbüs ettiği gibi, eğitim felsefesi de, eğitimin gaye ve hareket tarzlarını seçmemize rehberlik eden genel kavramlar vasıtasıyla eğitimin bütünlüğünü yorumlayarak anlamaya çalışır. Genel felsefe, farklı bilimlerin buluşlarını tanzim ettiği gibi eğitim felsefesi de bu buluşların eğitimle alakaları nisbetinde yorumlarını yapar. Bilim nazariyelerinin eğitim istidlalleri ile direkt bir alakası yoktur. Onlar ilk önce felsefi bir deneyimden geçmeksizin eğitime uygulanamazlar.” Bu izahlardan sonra diyebiliriz ki; bir eğitim felsefesi vardır. Eğitimle felsefe, eğitim felsefesinde buluşmakta ve ortak meselelerini çözmektedirler. ”Eğitim felsefesi, eğitim meselelerinin genel felsefi nitelikte olduğu nisbette genel felsefeye dayanır. Mevcut eğitim hareket veya fikirlerini şu genel felsefi meseleleri tetkik etmediği müddetçe, yenileri ile kritize edemeyiz: 1.Eğitimin önderlik etmesi gereken iyi hayatın niteliği, 2.Eğittiğimiz insan olduğu için insanın kendi tabiatı, 3.Eğitim bir içtimai ameliye olduğu için, toplumun tabiatı, 4.Bütün ilimlerin anlamaya çalıştığı, nihai realitenin özelliği. 1)Perennialism 2)Essentialism 3)Realist Eğitim 4)Progressivizm 5)İdealist Felsefe ve Eğitim “Faşist eğitim felsefesinin idealizmle bir alakası olduğu gibi, muhtemelen komünist felsefenin, realizmle daha yakın bir alakası vardır.“ Fakat komünist felsefenin de temelinde idealizm yatar. Hegel, Marx’ı ne kadar etkilemişse komünist felsefe de idealizme o nisbette dayanır. Fakat biz buna, maddeci idealizm diyoruz. Öyle ise, idealizm eğitiminin iki kısma ayrılması gereklidir. 1)Maddeci İdealizm 2)Mücerret İdealizm Komünist eğitim felsefesi idealizmden ne kadar kaçarsa, o kadar ona yaklaşıyor. “Komünizmin ilk teorisyeni olan Marx, kendi sistemindeki fikir tohumlarından dolayı, idealisti olan Hegel’e minnettardır. Fakat komünizmin bazı doktrinleri kesinlikle realistliktir.” 6)Komünist Eğitim Felsefesi Komünizmin felsefesi, nasıl ki ekonomiyi merkeze alıp, diğer müesseseleri onun üzerine bina ediyorsa, başka bir deyimle, ekonomi alt yapıyı, din ahlak, hukuk, sanat ve eğitim gibi müesseseler üst yapıyı teşkil ediyor. Alt yapıda meydana gelen değişmeler üst yapıyı da etkiliyor. Böylece eğitim de ekonomiye göre şekil almaktadır. Fiziki çevrenin, öğrenciyi etkileyen en önemli yönü ekonomidir. Komünist felsefenin ana ilkesi, maddi üretim şekli, sosyal ve siyasi müesseselerin niteliğini tayin etme meselesidir. Eğer insan, kurduğu müesseselerin, saf aklın mahsulleri olduğuna inanırsa aldanır. Binaenaleyh, komünist, İyi şeylerin değeri onlara harcanan emekle ölçüleceğine inandığı gibi, emeğin eğitimde önemli rol oynaması gerektiğine de inanır. 7)Maddeci İdealist Görüşün Eğitimdeki Temel Özellikleri 8)İdealist Eğitim 9)Mücerret İdealizm Eğitimi 10)Reconstructionism(Yeniden İnşacı Eğitim) 11)Faşizm 12)Demokrasi İSLAM’DA EĞİTİM ANLAYIŞI A-İslam’da Eğitimin Hareket Noktası Felsefi sistemlerin anlayışlarında temel bazı ayrılıklar görülmektedir. Bu ayrılıkların en keskin nedeni, insan aklının bir eğitim görüşü kurmakta yetersiz kalışı, hatta dünyaya ve onun zübdesi olan insana belli bir açıdan bakıp bağımsız bir düşünceyle inceleyememiş olmasıdır. İnsanı insanla eğitiyoruz ama, insanı yine insanın fikirleri doğrultusunda eğitmek çok zor ve tehlikelidir. Batıda bu eğitim görüşlerinin doğması normaldir. Zira Hıristiyan ve Yahudiliğin esasta bir eğitim görüşü yoktur. Orada dinin dolduramadığı bu sahayı insanların fikirleri dolduracaktı. Neticede bu böyle oldu. Bazı eğitim görüşleri merkeze çocuğu, bazısı öğretmeni, bazısı da geçmişi almıştır. Manevi değerlere kulak asmayanları da vardır. Hangi açıdan ele alırlarsa alsınlar, eksiktirler. Yine onlar, düşündükleri fikirleri insana elbise gibi giydirdikleri takdirde onu eğiteceklerini sandılar. Yani, eğitmek demek başkasının düşündüğü tarzda insanı ele almak demektir. İnsanı, kendi psikolojik yapısına göre değil, başkasının istediği tarzda eğitmek istediler. Kendi metodlarımızla insan psikolojisini incelediğimizde onu bazı şartlar altında gözleyebiliyoruz. Bu metodla hiçbir etki altında kalmadan, insan şahsiyetindeki temel taşları tesbit etmemiz imkansızdır. En iyi tetkik veya gözlem, insan şahsiyeti fıtrat halinde iken onun özelliklerini tesbit etmektir. Çeşitli olay ve tutumlara karşı tavırlarıyla onun gerçek bilgisine ulaşamayız. Onu bizim elimizde değil, Allah’ın iradesinde tanımalıyız. İnsan psikolojisini coğrafi, sosyal ve iktisadi şartlar altında inceleme yerine, ilahi fıtrat düzeyinde incelememiz gerekir. En üst eğitici (“Rab” eğitici manasına gelir.) Allah olduğuna göre, insan psikolojisini de en iyi bilen O’dur. İnsan şahsiyetindeki temel özellikleri en iyi bilen O’dur. İnsanı neyin nasıl motive ettiğini en iyi bilen onu yaratandır. ”Andolsun Biz insanı yarattık ve nefsinin ona ne vermek istediğini de biliriz, biz ona şah damarından daha yakınız.”(Kaf,50/16) İnsanın eğitilebilmesi için nefsindeki özelliklerin anlaşılması zaruridir. Madem ki; eğitim, insan üzerinde bir tasarruftur. Öyleyse bu tasarruf, bilmeden yapılmaz. İnsan, insan elinde bir oyuncak olmaktan çıkması için onu iyi tanımalıyız. Onun şahsiyetindeki ilahi unsurları zedelemeden, birini diğerine kurban etmeden eğitebilmemiz için onu iyi bilmeliyiz. Görülüyor ki İslam, eğitimi insan fıtratı (tabiatı) üzerine bina etmektedir. Eğitim ilkelerini o fıtratın niteliğine göre koymaktadır: “Bir insanın iyisini kötüsünü bırakıp, onun şahsiyetinin aslına nüfuz etmek lazımdır ki, bakalım o kimsenin nasıl bir cevher ve özü vardır, anlaşılsın. İşte görmek ve bilmek böyle olur.” ( Mevlânâ - fihi mafih) İnsanın insana vereceği özelliklerin iğreti olduğunu, bu vasıfların aslî vasıflar olmadığını ileri süren Mevlânâ: “Birini iyice görmek ve her insanda iğreti olarak bulunan iyi ve kötü sıfatlardan geçerek özüne varmak ve iyiden iyiye görmek lazımdır. İnsanların birbirine verdikleri bu vasıflar onların alî vasıfları değildir.” 1. İslam Eğitiminin Tarifi:
İslamî eğitim, insan hayatında takip edeceği yolu, nazari olarak çizip hayata uygulamak, nasıl hareket edeceğini göstermektir. Bu manada ‘’Rab’’ yaratanın, yaratığına doğru yolu göstermesi (irşad, ihda) demektir: ‘’Firavun şöyle dedi: O halde sizin Rabbiniz kimdir; Ey Musa? Musa: Bizim Rabbimiz, herşeye suret ve şeklini veren, sonra da yolu gösterendir, dedi’’ (Tâhâ 20/49-50). Eğitimi, peygamber düzeyinde ele aldığımızda da, ’’tebliğ’’ etmek manasına gelir. Böylece öğretim de eğitim içine girmektedir. Tebliğ, hem eğitimi hem de öğretimi içine alır. Mâverdî, eğitimi ele alınca insanın aklıyla şahsiyetini düşünmektedir. “Eğitim bir direktir. Allah onunla akılları kuvvetlendirir. Bir süstür, nesebi kaybolmuş olanları Allah onunla süsler.” Bir taraftan insanın istidat ve kabiliyetlerini kuvvetlendiren, bir yönden de insanın pespayeliklerini örten bir süs olur. 2.İslam Eğitiminin Hareket Noktası: Genel olarak İslam insanın doğuştan iyi olduğunu kabul eder. Bozulma sonradandır. “Biz, gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn - 95/4) Aslı güzel olan, insanı hayrete düşüren bir biyolojik yapı ve bu yapının içinde esrarengiz bir manevi ilme sahip insanın eğitime müsait olması, fıtratının gereğidir. Hristiyanların belirttiği gibi, insan doğuştan günahkar değildir. Bozulma insanda fıtri değil, arızidir. “Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.” (Tîn - 95/5) insan iyidir ki eğitilmeye müsaittir. Bu eğitimin gerçekleşmesi, için dinler gelmiştir. Eğer insan eğitilmeye müsait olmasaydı, peygamberler gibi eğiticilere ihtiyaç kalmayacaktı. İnsan yaratılışı gereği fiillerini, huylarını iyileştirmek, doğru olanı yanlış olandan ayırt etmek veya bunları bozmak, yeteneği ve kabiliyeti üzerine yaratılmıştır. 3.İNSAN FITRATININ ÖZELLİKLERİ: 1. Hakimiyet-bozmak-savaşmak
2. Nankörlük
3. Cahillik
4. Zalimlik (yanlış yapma)
5. Azgınlık (tepki gösterme)
6. Kıskançlık (hırs, tamah)
7. Zayıflık (acz)
8. Cimrilik
9. Sevgi
10. Acelecilik
11. Mücadele
12. Korku
13. Cinsel arzu 14. İnanma
B-İslam Eğitiminin Prensipleri 1. İrsiyet prensibi
2. Çevre prensibi
3. Hürriyet prensibi
4. Tekamül prensibiBatı eğitim sistemleri, onların maddeci felsefelerinden kaynaklandığı için eğitimi doğumdan sonra ele alırlar. İnsanın yaratılışını dikkate almazlar. Çünkü kafalarını yaratılışa çevirselerdi ilahi kudreti göreceklerdi. Şimdi İslamın dinlerin tekamülünü değerlendirmesine bir göz atalım. Çünkü dinler aynı zamanda bir eğitim sistemini kapsarlar. İnsanın yaratılışı gibi, kurduğu toplumlar da tekamül geçirmiştir. Toplumlar, kültür miraslarını nesilden nesile aktardığı için bir sonraki nesil bir önceki nesilden daha büyük imkanlarla karşılaştı. Bu imkanlar, yeteneklerini oldukça metodlu ve verimli kullanmasına yol açtı. Bir yandan, içtimai hayatı pekiştiriyor, bir yandan da yeteneklerinin ürünü çoğalıyordu. İlk dini bir aile eğitimine sonraki dinlerin bir topluluğun eğitim sistemine, islamın da bütün insanlığın eğitim sistemine benzetebiliriz. Demek ki dinler, aile eğitimi, toplum eğitimi ve insanlık eğitimi şeklinde gösterebilirler. “Ben ve diğer peygamberler, bir ev yapmaya başlayıp, onu tam ve mükemmel olarak tamamlayan adama benzeriz. Ancak o evin bir tuğlası eksiktir. İnsanlar o eve girince hayrete düşerek, ‘keşke şu eksik tuğla olmasaydı’ derler.” (Tirmizi) Bütün peygamberler, bir binanın tuğlaları gibidir. Peygamberimiz de o binayı tamamlayan en son tuğladır. İnsanın yeteneklerindeki gelişme ve bu gelişmenin yansıdığı toplum hayatındaki gelişmenin doğurduğu ihtiyaca göre Allah dinleri göndermiştir. Demek ki ilahi eğitim, insan ve onun toplumunun tekamülünü takip etmiştir. İnsan yaratılışında, onun ilahi eğitimindeki tekamül sistemi insanın hayatında da dikkate alınmalıdır. İslam, bir ferdin tekamülünü eğitim açısından şu merhalelerle ayırır: 0-2 yaş/2-7 yaş/7-10 yaş/10-buluğ yaşı. Eğitim ve öğretim bu yaş kesimlerine göre ayrılır. İki yaşına kadar çocuk hürdür. Yaşına göre hiç kayıt altında değildir. Öğrendiklerini hiç şuursuz öğrenir. Mesela; yürüme, ilk konuşma gibi. Fakat süt kesimi onun şahsiyetinde önemli bir dönemdir. Çünkü dışarıdan zorla müdahale yapılır. 7 yaşında da öğretim safhası başlar. Artık zihin tekamül etmiştir. Öğretime hazırdır. “Çocuklara yedi yaşında namaz kılmayı öğretin” hadisi bunu bize açıkça belirtmektedir. 10 yaş ise öğretilenlerin uygulanmaya başlatılacağı yaştır. “On yaşında kılmazlarsa dövün.” hadisi de bize bu çizgiyi belirlemektedir. Bu yaşa kadar çocuk psikolojisi, tasavvuf açısından bakanlar şöyle anlatmaktadırlar. Son mutasavvıflardan İbn Tufeyl, şu ifadeyi kullanıyor: “Veli olmak istersen, küçük çocukların bazı özelliklerini benimse. Çocukların beş psikolojik özelliği vardır. Bunlar bir yetişkinde bulunursa veli olur: a)Çocuklar kendi maişetlerini merak etmezler. b)Hastalandıklarında Yaratıcı’dan şikayette bulunmazlar. c)Yiyeceklerini diğerleriyle paylaşırlar. d)Münakaşa ettiklerinde kin beslemezler. Barışmak için can atarlar. e)Korktuklarında gözlerinden yaşlar akar.” 5. Zaruret prensibi İslam eğitiminin diğer bir ilkesi de eğitimde uyulması gerekli olanı göstermektedir. Eğitimci ve eğitilen her an hür değillerdir. Her uygulamaları kendi başlarına yapamazlar. Bazı kayıtlar altındadırlar. İstese de istemese de bu kurallar doğrultusunda hareket etmek mecburiyetindedirler. Aslında zaruret prensibi diğer prensipleri içine alır. Mesela; eğitimci, irsiyet, çevre, hürriyet, tekamül, dengeleme, hidayet ve örnekleme ilkelerine uymak mecburiyetindedir. Bizi biz değil, fıtrat sınırlandırıyor. “Fıtrat bize şöyle yapmak mecburiyetindesin” diyor. “Benim müsaade etmediğim şeyi yapamazsın” çağrısında bulunuyor. Bunu derken, insan kabiliyet ve kapasitesini bilinmesini istiyor. Gerek insanın sosyal düzen içinde alacağı yer bakımından ve gerekse dini görevlerini yerine getirmek bakımından bu çağrıya uymak mecburidir. İnsan şahsiyetinin belli bir kapasite noktası ve yönü vardır. Ondan fazla yük yüklenirse şahsiyet çözülür. İyi bir netice almamız beklenirken zararlı neticelere varırız. İslam yeteneklerin ve onların çalışma yönünün bilinmesini ister. 6. Muvazene (Dengeleme) prensibi 1. Örnekleme prensibi
2. Ceza prensibi
3. Sevgi ve merhamet prensibi
4. Hidayet Eğitim prensibi
C-İslami Eğitim Metodları İslami eğitim metodları, bir bütün olarak insan şahsiyetine uygundur. Yani metodlar insan yapısına göre vaz edilir. Ölçü, insanın yapısıdır. Metod olarak lüzumsuz ve yüzeyde olan şeylerle uğraşmaz. Metodun esaslarını, insan davranışını idare eden merkezlere göre koyar. İslamın eğitim metodları, yalnız öğretim metodları değildir. O yalnız zihni doyurmak istemez. Çünkü yalnız zihni ele alarak yapılacak eğitim tek yönlü ve eksiktir. Bu yönüyle batı eğitim sisteminden ayrılır. Çünkü onlar eğitimi fayda ve maddeci yönde uygulamaktadırlar. Fayda ile madde arasındaki münasebeti dikkate alıyorlar. Oysa, faydanın bir de mana ile alakası vardır. 4-ZİHİN EĞİTİMİ VE DAVRANIŞLAR İnsan davranışlarını yöneten merkezleri dikkate alınca, İslam eğitim metodlarını ilk planda üçe ayıracağız: I. Zihni Eğitim Metodları 1. Bilginin kaynağı
2. Bilginin sınırı
3. Metodların uygulanması
4. İç gözlem
5. Dış gözlem
6. Kıssa ile eğitme 7. Sebep-sonuç ilişkisi
8. Misal ve benzetmelerle bilgi verme
9. Düşünceyi harekete getirecek zihni eğitme
10. Tedrici eğitim
11. İsticvab usulü
12. Zihni eğitmede ilahi irade
13. Ana lisanla öğretim
II. Kalbin Eğitim Yolları 1. Kalbi bilgiyle eğitme usulü
2. Kalpteki inanma duygusunu eğitme usulü
3. Korku ve ümit duygusunu eğiterek kalbi eğitme usulü
4. Ekonomik usulde kalbi eğitme
5. Kalbi uyanık tutarak eğitme usulü
(Kalp eğitimi ve davranışlar) III.Nefsi Eğitme Yolları 1. İç gözlem (nefsi bilme- tanıma)
2. Kendi kusurlarını tesbit etmek
3. Haya duygusunu çalıştırarak nefsi eğitme
4. Ekonomik usulle nefsi eğitme
5. Mücadele metoduyla nefsi eğitme
6. Nefsin güçlerini mevcut ideallere yöneltme metodu
7. Tezkiye ile nefsi eğitme
D-İslam Eğitiminin Gayeleri İslam eğitiminin prensip ve usulleri belli hedeflere ulaşmak için uygulanır. Bu hedefler olmasaydı, eğitimciler planlama ve uygulama zahmetlerine katlanmazlardı. Eğitimin başlangıcında bu gayeler beklenti halindedir. Eğitimin tamamlanması ile bu hedeflere ulaşılır. Hedeflere ulaşılmış ise eğitimin konusu olan insan devamlı üreme halinde olduğu için eğitimde de bir devamlılık vardır. Kur’an-ı Kerim’e bakarsak, peygamberlerin dini eğitimlerini gerçekleştirmek için çektikleri zahmetler bu gayelere ulaşmak içindir. Allah, peygamberlerine bu zahmeti onların uğruna çektirmiştir. Demek ki, mücadeleler gayeleri ile büyürler. Bütün eğitim faaliyetleri beklentilerini gerçekleştirmek için büyük zahmetlere katlanırlar. I. İslam eğitiminin kısa vadeli gayeleri: 1. İnsandaki gizli güçlerin ortaya çıkarılması
2. Günlük ihtiyaçlarını giderme
3. İyi insan yetiştirmek
4. İnsanları istikamette tutmak < |