Salih SARIKAYA Web Sayfasına Hoşgeldiniz…

Ağustos 8, 2007

Klasik Koşullanma

Kategori: Genel Kültür — Ahmet Salih SARIKAYA @ 8:22 am

Klasik Koşullanmanın Etkileri Pavlov’un çalışmaları pek çok psikoloğu koşullu öğrenme konusunda çalışmaya teşvik etti.Pavlov koşullu öğrenme konusunda dört önemli gelişme üzerinde durdu. Bunlar: genelle-me, ayırdetme, söndürme ve kendiliğinden geri gelme. Sınıf Ortamına Uygulanması

  • Bu kurama göre alışkanlıkları kırma, yok etme yada istenen davranışları oluşturma yöntemleri olan eşik, bağdaşmayan uyarıcılar, yorma yöntemleri gerek sınıf yönetiminde gerekse bir konuya karşı olumlu tutum gelişmesinde kullanılabilir. Okuldan korkan çocukların bu uyarıcılar ile yavaş yavaş karşılaşması sağlanarak korkularını yenebilecekleri gibi bu uyarıcılarla birlikte sevdikleri uyarıcılar verilerek de korkuları yok edilebilir.
  • Guthrie eğitimde ikaz etme ve tavsiyede bulunma yerine doğru davranışı bizzat yaptırmayı önermektedir. Bir yazısında bahsettiği gibi okul dönüşü paltosunu bir tarafa, çantasını bir tarafa fırlatan 10 yaşındaki bir kız çocuğunun annesine şu tavsiyede bulunmuştur. Anne, çocuk eşyalarını yere fırlattıktan sonra onu ikaz etmemeli, çocuğun bu eşyaları tekrar giyip sokağa çıkmasını ve eve girerken hemen soyunup eşyalarını yerlerine koymasını sağlamalıdır. Burada güdülen amaç, eşyalarını yere koyma tepkisinin eve girişteki işaret uyarıcılara bağlanmasıdır.
  • Aynı durum sınıfta konuşmak için söz hakkı istemenin gerekliliğinin öğretilmesine uygulandığında şöyle bir uygulama yapılabilir. Söz hakkı istemeden konuşan bir öğrenciye, öğretmenin cevap vermemesi şeklinde olabilir. Bu durumda, konuşma gereği duymak söz hakkı istemek için bir işaret uyarıcı olur.
  • Guthrie eğitime hedefleri belirleyerek başlamak gerektiğini söyler. Guthrie tüm öğrenmeleri uyarıcı – tepki bitişikliğinde açıkladığına göre hangi tepkileri kazandıracağımızı belirlememiz gerekir ki bu tepkileri doğuracak uyarıcıları düzenleyebilelim. Öğrencinin öğrendiği birçok karmaşık bilgiler çağrışım yolu ile gerçekleşmektedir.
  • Bir konun öğrenilmesi ancak yalın ve basit alt basamaklara ayrılması ve parçaların birleşmesi ile mümkündür.

Seslerin tanınması , Notaların tanınması,  Notaların birleşimi,  Müzik parçasının çalınması  Enstrüman çalınması,  Ana dilde kelime,  Sözlüğe bakma,  Yabancı dilde karşılığı Yine yabancı dil öğretiminde:

  • Yine söndürülmek istenen bir davranışta aynı şekilde ortadan kaldırılır. Ancak cezaya da başvurulabilir. Bu durumda, ceza acı verici veya onur kırıcı olmamalıdır. İstenmeyen hareket görüldüğünde onun hemen zıt bir uyarıcısı verilmelidir. Öğretmen cezayı verirken vereceği cezanın alternatif olmasına dikkat eder. Örneğin; derste dersi dinleyen arkadaşını rahatsız eden öğrenciye o konu ile ilgili soru sorulmalı veya problemi çözmesi istenmelidir.
  • Guthrie “ öğrenci yaptığı şeyi öğrenir” diyerek mümkün olduğunca okulun gerçek yaşamın bir temsilcisi olduğuna inanır.
  • Öğrencilerin okulda edindikleri en anlamlı öğrenmelerin konularla birleştirilmiş duygusal tepkiler olduğu unutulmamalıdır.

Ağustos 2, 2007

Uyku Düzeni

Kategori: Kişisel Gelişim — Ahmet Salih SARIKAYA @ 3:08 pm

Düzenli uyuyabiliyor musunuz?

Değerli okuyculardan sıklıkla zihinsel yorgunluk, hafıza zayıflaması ve benzeri şikayetlere yönelik çözüm önerileri isteği alıyorum. Yıllar önce kaleme aldığım ve eğitimleirnde kullandığım  aşağıdaki yazının bu amaca hizmet edeceğine inancım tam.

Uykunuz bedensel ve zihinsel olarak dinlenmenize yetmezse, vücudunuz yorgunluk sinyali vererek sizi dinlenmeye sürükler. Sinyali dikkate almazsanız bu kez çalışma sisteminizi yavaşlatır, hatta ileri düzeyde kilitler. Beslenme düzeniniz kadar, uyku düzeninize de dikkat etmelisiniz.


Öneriler:
1.Günde 6-7 saatten fazla uyumamalıyız.
2.Öğlen 30 dakika süreyle(11.00-1.30 arasında mümkünse) ve
gece 23.00-5.30 arası (1 saatlik kayma olabilir) mutlaka uyuyabilmelisiniz.
3.Sabah erken kalkmalı ve öğlen vaktine kadar bir daha uyumamalıyız.
4.Asla aşırı tok uyumamalıyız. Yemeğimizi uykudan en az 2.5 saat önce yemeliyiz.
5.Akşama yakın vakitte uyumamalıyız.
6.Uyku öncesinde vücut adalelerimizi gevşetmeliyiz.
7.Gürültülü, kötü kokulu, çok yumuşak veya aşırı sert zeminde uyumamalıyız.

Uyku Gizli Güçtür

Uyku, hayatımızda her şeyin düzene konulduğu, tamir ve tedavi edildiği son derece önemli bir süreç olarak yaratılmıştır. Bir kaç hafta uykusuz kalmanın ölüme neden olduğu hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle ispat edilmiştir. Daha da ötesi insanın yetersiz uykusu ile zihinsel güç kaybı arasında yakın bir ilişki olduğu, uykusuz kalan insanların zihinsel çalışmalarının tamamen durduğu ve düşüncelerini hiçbir şeyin üzerinde yoğunlaştıramadıkları ispat edilmiştir. 48 saat uykusuz bırakılan yüksek öğrenimli kişilerin, ilkokul çocuklarına öğretilen matematik işlemleri yapamadıkları görülmüştür.(Hürriyet 26.5.1193) A.B.D.’de 1993 yılında yapılan bir araştırma sadece düzensiz uykunun A.B.D. ekonomisine 1993 yılı kurlarıyla verdiği zarar 360 trilyon liradır.(Bozdağ,1996,40)

Günde 8 veya 10 saat uyuyor olabilirsiniz. Ancak yine de bu uykunuz hiçbir işe yaramıyor olabilir. Çoğumuzun sandığının aksine uykusuzluğun hayatımızdaki engelleyiciliği tahmin ettiğimizden de büyüktür. Oysa çoğu zaman rahatsızlıklarımızın uykusuzluktan kaynaklandığını bilemeyiz bile.

Uyku beynin dinlenme vakti sanılmamalıdır. Tersine uyku beynin vücudun dinlenme ve tamir işiyle meşgul olduğu vakittir. Beynin elektriksel yapısı üzerinde yapılan araştırmalar zihnimizin uyku esnasında en az uyanık dönemde olduğu kadar yoğun çalıştığını göstermiştir. Aradaki tek fark gece ve gündüz yapılan işlerin farklı olmasıdır.


Uyku üzerindeki tespitler:

1.REM ve NREM uykusu: İnsan her uyku seansında iki ayrı uyku türünü paylaşımlı olarak ve ihtiyaca göre uyur. Uykumuz ya derindir ya da hafif olarak yüzeyde seyreder. Derin uyku NREM olarak adlandırılmıştır. Bu donemde cisimsel beden üzerindeki hücre tamirlerinin düzenlenmesiyle ilgilenir. Gün boyunca alkol, sigara, kirli hava gibi etkiler, aşırı yorulma, yaralanma, enfeksiyon gibi nedenler hücre ölümlerine yol açar. Ayrıca bedende her gün normal olarak 10 milyar hücre ölümü gerçekleşir. Bedeni bir milyon katlı bir gökdelen olarak düşünelim. Her gün on binlerce tuğlası birlikte çürüyüp düşmekte, gökdelenin çökmemesi için yerlerine yenilerinin yerleştirilmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir çalışmanın sağlıklı gerçekleşmesi sıfır hatalı bir haberleşme ve analiz sistemini gerektirir.

İşte beynimiz NREM adı verilen derin uyku esnasında vücudun maddi tamirinin gerçekleşmesi görevini yüklenir. Çok yorulduğumuzda aşırı enerji tüketimi, hatta oksijen eksik olduğunda hücreler yakılarak enerji üretilmesi gibi nedenlerle hücre ölümü daha çoktur. Bu durumda derin uykuyu daha fazla uyuruz. Bu süreci şüphesiz biz kurmadık ve biz yürütmüyoruz. Ancak yaptığımız bazı hatalar bu süreci aksatmaktadır. Eğer NREM uykusunu yeterince uyuyamazsak vücudumuz erken çöker, çöküşü cildimizdeki pörsümeden okuyabiliriz. Ayrıca ardı arkası kesilmeyen hastalıklar da savunma sisteminin tahrip olmasından kaynaklanır. Bu sistem ise uykusuzluktan oldukça fazla etkilenir.

Yaşadığımız ikinci ve hafif uyku ise REM olarak adlandırılır. Rüya gördüğümüz uyku bu uykudur. Gün boyu yaşadığımız çatışma ve tepkimelerin diğer boyutu duygu, düşünce ve hayallerimizle ilişkilidir. Sevinçlerimiz, öfkelerimiz, nefretlerimiz, heyecanlarımız birer içsel algı olarak gün boyu yaşanır. Duygu hayal ve düşünceler cisimsel algı girişleri vasıtasıyla alınmazlar, içte yaşanırlar. Ancak hissettiğimiz her bir duygu anında kanımıza u duyguyu temsil eden hormon enjekte edilir. Duygularımız tamir olmadığında bu defa psikolojik bozukluklarla karşılaşırız. Herhangi bir duyguda aşırıya kaçtığımızda yorgun olduğumuzu hissederiz. Mutlaka bir çok defa aşırı bir üzüntünün ıstırabından kurtulabilmek için uyumuşsunuzdur. Uyandığınızda ise uyumadan önceki durumunuza çok daha rahat olduğunuzu tespit etmişsinizdir. Eğer REM uykusunu uyuyamamış olsaydık sadece duygularımızın biriken yükü kısa sürede bizi depresyona sokar zihinsel ve duygusal kimliğimizi tamamen kaybederdik.

2. Doğal uyku dönemleri: Uyku üzerinde yapılan bir diğer tespit insanların biyolojik ritmiyle ilişkilidir. İnsanların iki ayrı uyku dalgasına göre programlandığı tespit edilmiştir. Rodenburg Üniversitesinden Prof. Jurgen Zulley’in araştırmalarına göre bu iki dalgadan biri öğle arasında 10-30 dakikalık bir süre içerir. Öğle vakti ve öğle yemeği öncesi uyunacak bu uyku, uykusuzluğun en önemli çözümlerinden biri olarak görülüyor. Diğeri gece 12.00-04.00 arası uyanacak uykudur. Bu iki vakti düzenli olarak uykuda geçiren kişiler uykusuzluk sorununu aşacaktır.(Sabah 23.11.1993)

Görüldüğü gibi uykusuzluk sorunu az uyumaktan değil vaktinde uyumamaktan, hatta gereğinden fazla uyumaktan kaynaklanmaktadır. Günümüzde çoğu üst düzey devlet adamları öyle uykusunu mutlaka uyumaktadır. ABD Başkanı Bill Clinton çalışma odasında ergonomik koltuğunu geriye yaslamakta ve üzerine bir battaniye alarak uyumaktadır. Uzak Doğunun süratle kalkınan dev şirketlerinde çalışan işçiler sistemli olarak öğle uykusu arası vermekte ve böylece iş veriminin zirvesine çıkmaktadırlar.

İlginç ve çarpıcı olan bir gerçek Peygamberimizin(asm) öğle uykusunu çok faydalı bir uyku olarak ümmetine 14 asır önce tavsiye etmesidir. Bediuzzaman da öğleyin uyunacak 30 dakikalık uykunun sair vakitlerde uyunacak iki saat uykudan faydalı olduğunu söylemiştir.(28. Lem’a)

3. Erken kalkma faktörü: Uykunun sağlıklı olabilmesi ve yeterince dinlenilebilmesi için mutlaka sabah erkenden kalkılmalıdır. Araştırmalar sabah uyandıktan sonra tekrar uyuma yoluyla gece boyu yapılan tamiratın tekrar tahrip edildiğini göstermiştir. En büyük hatamız uyku dalgası geldiğinde uyanık olmamız, uyanıklı dalgası geldiğinde uyuyor olmamızdır. Çünkü biz ne yaparsa yapalım beyin sadece yaratıcı tarafından programlandığı dalgaya göre çalışır. Güneşin ilk ışıklarını alan vücut melatonin hormonu salgılar ve bu hormon biyolojik saatimizi belirler. Biyolojik saatimiz kendi kurallarına göre çalışır.

Sabah uyandıktan sonra tekrar uyuma isteği alışkanlıktan ve tembellikten kaynaklanır. Bu alışkanlığı yenen kişi en fazla 10 gün içinde büyük bir dinçlik gözlemleyecektir. Bunu kendi hayatınızda hemen deneyebilirsiniz. Bu gece saat 11.00′de uyuyunuz ve sabah 5.30′da kalkarak bütün uyuma isteğinize direnerek çeşitli meşguliyetler bularak bir daha uyumayınız. Alışkanlık nedeniyle en fazla bir kaç saat kendinizi yorgun hissedeceksiniz. Ancak ardından geç saatlere kadar kendinizi oldukça dinç ve güçlü hissedeceksiniz. Ertesi gün aynı saatte uyuyunuz. Uyanma isteğinize rağmen saat 10.00′da yatağınızdan kalkınız. Bu defa akşama kadar kendinizi hafif sarhoş gibi hissedeceksiniz. Zihninizi toplamak güçleşecek, maddi gücünüz bile azalacak hatta başınız bile akşama doğru ağrıyabilecektir.

Kuşlar gibi erken kalkan hayvanlardaki dinçliğe, canlılığa dikkat ediniz. Daha güneş doğmadan uyanırlar ve cıvıldaşmaya başlarlar. Evinizde kedi besliyorsanız çok erken uyanıp miyavlamaya başladığını göreceksiniz. İnsan da erken uyanmaya programlanmıştır. Çocuk yetiştirmişseniz küçük çocukların erken uyuduklarını, gece uyanarak tekrar uyuduklarını ancak sabah mutlaka çok erkenden uyandıklarını görürsünüz. Bebeklerin yetişkinlere göre daha fazla uyumaları vücutlarında hücre yaratılmasının çok hızlı olmasından ve sürekli artış göstermesindendir.

Geç uyanmanın zihin ve bedenimizde tahribata neden olduğu bilimsel araştırmalarla kesin olarak tespit edilmiştir. Sevgili Peygamber de (asm) günün erken vaktindeki uykunun aklı azalttığını, insanı tembelleştirdiğini, rızkta bereketsizliğe neden olduğunu söylemektedir.

4. Uykuyu etkileyen dış faktörler: Uyku esnasında göz dışındaki algı girişleri açıktır. Uyuyan kişi çevresindeki sesleri duyar, teni dokunmaları hisseder, burnu kokuyu alır. Bu gerçek telkin ve beyin yıkamada çok önemli bir vasıta olarak görünüyor. Bir çok ciddi psikolojik hastalık uyuyan kişinin kulağına yapılan düzenli telkinlerle tedavi edilebilmektedir.

Dolaysıyla uyuduğumuz mekan bizim için son derece önemlidir. Sokak gürültüleri duyulan bir ortamda uyuyorsak, evimizde bulunan televizyon veya bilgisayar gibi cihazların oluşturduğu radyasyona muhatap oluyorsak, zihnimiz sadece bedenimizin içindeki dünya ile baş başa kalamaz. Dışarıdan alınan mesajları da işlemek, hem de tam teslimiyetle işlemek zorunda kalır. Uyku esnasında bilinçsizce yatağımızda döneriz. Bu gerçek, beynimizin dokunmayı hissedebilmesinden ve damar daralmaları varsa dönmek suretiyle bunu yok edebilme isteğinden kaynaklanır. Uyurken anlımızda bir sinek dolaşsa farkında olmadan onu kovarız.

Bütün bu gerçekler uyuma ortamımızda dışardan gelen her türlü uyarıcının zihnimizi meşgul ettiğini göstermektedir. Yattığımız ortam orta-sert olmalı, ortam temiz kokulu ve gürültüsüz düzenlenmelidir.

5. Gergin uyuma tehlikesi: Yeterince uyuduğumuz halde hala ısrarla dinlenemememizin bir nedeni zihnimizi çeşitli sorunlarla baş başa bırakmamızdır. Bu sorunlardan biri gergin uyumamız, diğeri tok halde iken uyumamızdır. Her iki durumda karabasanlar ve kötü rüyalar görmemiz mümkündür.

Bazı kişiler uykuya yattığında kaslarını, omuzlarını, dizlerini iyice gererler. uyku mekanizması vücudu gevşetmeye çalışır. Bazen tam gevşerken insan ani boşluğa düşer gibi irkilebilir. Bunu bir defa yaşamışsanız derhal kendinizi kontrol etmelisiniz. Uyurken bütün adalelerimize “gevşe, rahat ol, boşluğa düşmüş gibi kendini bırak” emrini vermeliyiz. Bu emri bir süre devamlı verdiğimizde uyku anında alt şuurumuz bu emirleri bilinçli olarak almasa bile otomatik olarak uygulamaya koyar ve her defasında gevşemiş olarak uyuruz. Aksi taktirde edineceğimiz gergin uyuma alışkanlığı, beynimizin uyku boyunca kaslarımıza sürekli gerilme emri göndermesine yol açacaktır. Bu durum hem kasları sürekli çalıştırarak yoracak, tahrip edecektir; hem de beyni meşgul ederek yoracaktır. Böyle bir uykunun sonu yorulmuş olarak uyanmaktır.

6. Tok uyuma tehlikesi: Yorgun uyanmanın diğer önemli nedeni tok karnına uyumaktır. Tok karnına uyuduğumuzda beyin sürekli mide içeriğini parçalamakla meşgul olacaktır. Dolaşımdaki kanın önemli bir kısmı sindirim bölgesinde odaklaşacaktır. Uykunun durgunluğunda midenin peristaltik hareketi çok zor olacaktır. Mide duvarının parçalanmasını istemiyorsak midemizde bekleyen içeriğin bir an önce boşaltılmasına yardımcı olmalıyız. Beyin uykumuzda midemizi çürümekten kurtarmak için çırpınır, didinir. Uyandığımızda ise sanki hiç uyumadığımız hissine kapılırız. Kendimizi kendi ellerimizle tahrip ederiz. Hikmet ve ilmen açlıkta gizli olduğunu buyuran sevgili Peygamberimiz(asm) “Aç olarak uyuyan kişinin etrafında sabaha kadar huriler dolaşır” demektedir. Almanya’da yapılmış olan bir araştırma saat 23.00′de uyuyan kişinin en geç 20.30′da akşam yemeğini yemiş olması gerektiğini ortaya koymuştur.


Uyuma stratejileri:

Buraya kadar yapılan açıklamalar çerçevesinde kısaca ve özetle doğru uyku stratejimizi aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:

1.Günde 6-7 saatten fazla uyumamalıyız.
2.Öğlen 30 dakika süreyle(11.00-1.30 arasında) ve
gece 23.00-5.30 arası (1 saatlik kayma olabilir) uyuyor olmalıyız.
3.Sabah erken kalkmalı ve öğlen vaktine kadar bir daha uyumamalıyız.
4.Asla tok uyumamalıyız. Yemeğimizi uykudan en az 2.5 saat önce yemeliyiz.
5.Akşama yakın vakitte uyumamalıyız.
6.uyku öncesinde vücut adalelerimizi gevşetmeliyiz.
7.Gürültülü, kötü kokulu çok yumuşak veya tümsekli zeminde uyumamalıyız.

Daha ayrıntılı bilgi için Muhammed Bozdağ’dan yararlanabilirsiniz

Böyle bir uyku stratejisi için 10 günlük ısrarlı takip bu sistemi alışkanlık haline getirmemiz için yeterli olabilir. Bir defa başardık mı bambaşka bir insan olacağız. Zihinsel üretim ve bedensel dinçlikte zirveye doğru tırmanacağız. Yaşama sevincimiz kat kat artacak. Uykuda geçen zamanın ihtiyaçtan fazla kısmını büyük bir israf olarak göreceğiz.

 

Eğitim ve beynimizdeki yol haritaları

Kategori: Kişisel Gelişim — Ahmet Salih SARIKAYA @ 2:49 pm

Dünyaya geldiğimizde, iki temel algı alanını beraberimizde getirdik. Birisi dış dünyadan içerik okuyan beş temel duyu, diğeri iç ve dış dünyadan gelenleri algılayıp yoğuran sayısı belirsiz iç duyular, latifelerdir.

Her insan içe-dışa dönük algılarından gelen mesajların yoğrulmasından oluşmuş bir iç evren inşa eder ve herkesin hayat düzeyi, karanlıklar okyanusunda kurulu bir iç evren haritasında yaşanır. Dışarıda ne olursa olsun, içimizde ve bilincimizde yaşadığımız dünya, zihnimizde inşa ettiğimiz dünyadır.

Sözkonusu dünya görüp duyduklarımızı, duygu yükleyip ilişkilendirdiklerimizi içeren bir harita bütünlüğü içerisinde, karanlıklara kurulu aydınlık adacıkları ve adalar arasındaki bağlantıları sağlayan geçiş kapılarını barındırır. Zekânın biyolojik karşılığı, beynimizde örüntülediğimiz bu duyu-duygu, algı-anlam sisteminin yoğunluğu ve karmaşıklığıdır. Bilinçli algıladıkça ve düşünceyle ilişkilendirdikçe, beyin hücreleri arasındaki bağlantılar çoğalır. Kartopunun çığa dönüşmesi gibi, bilgi-bağlantı sistemi büyüdükçe büyüme hızı artar.

Beynimizin ve dolaysıyla ilgi ve eylemlerimizin hangi adacıklar yönünde gelişeceğini belirleyen, inançlarımızla örgülediğimiz kabullerimiz, olabileceklere ilişkin varsayımlarımız, ilgilerimizden doğan yönelimlerimizdir. Gelecekte ne tür çabalar sergileyeceğimizi, çabalarımızın bizi ne yönde geliştireceğini bu inançlar ve eğilimler şekillendirecek. İnanmadığımız, ilgilenmediğimiz bir yola ulaştıran herhangi bir zihinsel kapımız olmayacak.

Dolaysıyla, eğitim sistemi içerisinden geçerken başarılı olmamız, hayata etkili tutunmamız, inançlarımızı olabildiğince geliştirici ve ufkumuzu açıcı biçimde yapılandırmamıza bağlıdır. Bunu bilinçli yapmalıyız; aksi takdirde, ortamımızda üretilen ve herkesi aynı kalıpların modelleri gibi üreten inançlara mahkûm oluruz. Sıra dışı hayat, sıra dışı inançların ürünüdür.

Belli inançların bireysel girişimde ne tür sonuçlar ürettiğine dikkat edelim: “Zekâ genetiktir” kabulü, zekânın geliştirilmesi yönündeki çabaları önler. “Başarının siyasi desteğe bağlı olduğu” kabulü, kişisel girişim yollarını kapatır. “Tek başarı yolu üniversitedir” inancı, başka kapılara merakı ve ilgiyi söndürür. “Başarı yüksek nottur” düşüncesi, başka başarı arayışlarını engeller. Birçok öğrencinin başarısızlık sebebi, inançlarından gelen durdurucu kalıplardır. Çalışkandır, zehir gibi zekâsı vardır, yeteneklidir; ama inanmadığı yollardan gitmeyi akıl edemez, cesaret edemez veya düşünemez.

Öğrenci, eğitim-öğrenim sürecinden hayata başarılı sıçrayabilmek için öncelikle şu temel inançları sağlıklı yapılandırmalıdır:

-Zeka-başarı ilişkisi: Zekanın genetikten etkilendiği doğrudur; ama zekada genetik faktör nedeniyle bireyler arasındaki farklılıklar, ortalama bireylerde göz ardı edilebilecek ölçüde küçüktür. Ayrıca, zekâ, duyularıyla daha fazla içerik almakla, içeriği düşünce yoluyla ilişkilendirmekle gelişir. Kontrolsüz hayal kurmayan, TV karşısında hipnotize olmayan ve düşünen her beyinde, zekâyı örgüleyen bağlantılanma süreci işlem halindedir. Dahası, sıra dışı başarılara bakıldığında, üstün zekânın belirleyici olmadığı, ortalama, hatta ortalama altı her zekânın, şaşırtıcı başarılara ulaşabildiği defalarca gösterilmiştir. Örneklerden birisi fizikçi Einstein, diğeri dünya hafıza şampiyonu Dominic O’brain’dir. Dahası süper zekâlar, birçok kere psikiyatrik rahatsızlıkları da tetiklemiştir.

-Eğitim-öğrenim başarı ilişkisi: Öğrenim bilgi içeriğini, eğitim de yetenekleri, alışkanlıkları, becerileri ifade eder. Bilgi durağan, beceriyse hayata, üretime, uygulamaya dönüktür. Eğitimsiz öğrenim anlamsız, öğrenimsiz eğitim de, verimsizdir. Eğitim öğrenciye, değişen şartlar karşısında kendi kararlarını doğru verme, girişimde bulunma, eylem üretme becerisi kazandırır. Hayat hiçbir zaman masa üzerinde test çözerek yaşanmaz. Aile, meslek, iş ve insan ilişkileri ancak eğitim temeliyle anlam kazanır.

-Fırsatlar-başarı ilişkisi: Başarı söz konusu olduğunda öğrenciler genellikle teknik imkanların ve fırsatların yetersizliğinden yakınırlar. Öğretmenlerini, eğitim araçlarını, uygulama imkânlarını yetersiz bulurlar, üniversite okuyamamaktan, kimi dersleri görememekten şikayetlenirler. Elbette fırsatların çokluğu öğrenciye seçim alternatifleri kazandıracaktır. Ama sıra dışı başarılara ulaşanların büyük bir bölümü, yüksek eğitim alamadıkları halde fırsatlarını kendileri üretmişlerdir. Özellikle internet çağında, fırsat eşitsizliğinden doğan engeller iyice azalmış durumdadır. Koç, Tatlıses, Sheakespeare ve benzeri tanıyacağınız pek çok bilim, sanat, edebiyat hatta siyaset öncüsü, resmi yüksek eğitim alamamıştır.

-Okul başarısı-hayat başarısı ilişkisi: Öğrencilerin pek azı, okul başarısının araç, hayat başarısının amaç olduğunu zamanında fark edebiliyor.  Binlerce lise birincisinin üniversite kazanamadığını biliyorsunuz. En yüksek işsizlik oranı eğitimliler arasındadır.  Okul yüksek not, hayatsa yüksek yetenek bekler.  Hayat başarısı bilgi birikimine değil, bilgilerin nasıl organize edilebildiğine, eylemlere nasıl yansıtıldığına, nelerin üretiminde kullanıldığına bakar.

-Çalışma-başarı ilişkisi: İlginç biçimde, resmi eğitim alamayanlar, usta-çırak ilişkisi yoluyla birkaç yılda dahi derecesinde uzmanlık kazanırken, yüksek eğitim yolculuğunda 15 yıl ilerleyenlerin bir kısmı omlet yapmasını bile öğrenemiyor. Bir çok üniversite mezunu, diplomasını aldıktan sonra, sıfırdan başlamışçasına, yeniden öğrenmek zorunda kalıyor. Eğitim süreci boyunca notlardan başka amacı olmayan, geriye kalan zamanlarını, arkadaşlık eğlencelerinde havaya uçuran öğrencilerin kaçınılmaz sonu genellikle aynıdır. Eğer devlet sınavlarından memurluğa girebilirlerse hayata tutunabilecekler, kendi girişimlerini gerçekleştirmekte zorlanacaklardır. Hayatta ne yapmak istiyorsunuz? Bunu için hangi yeteneklerinizin gelişmesi gerekiyor? Bunları hangi süreçte ve ne şekilde geliştirebilirsiniz?

Yukarıdaki temel inanç değişikliğini yapan öğrenci, davranış ve tercihlerinde hızlı değişimler yaşayacaktır. Ancak, bu değişimlerden cesaret verici sonuçlar alınması için, aşağıdaki ilkelerin de benimsenmesi gerekir:

-Amacınız not değil, öğrenmek olmalıdır: Her eylemin sonuçlarını belirleyen, dayandığı gerekçedir. Yüksek not için çalışanın derin bilinci, bilgiyi sadece sınavlara yönelik kullanır; sınavlar geçince unutur veya kullanılamaz bir depoda kilitler. Öğrenmek amacıyla öğrenen zihinse, öğrenciyi daha yüksek zevkle çalıştırır; bilgileri hayatla ve birbirleriyle ilişkilendirir; hem sınavda hem de hayatta yüksek performansa sürükler.

-Sistemli çalışmalısınız: Dimmet, “Sistemli olmayan öğrenimin bir değeri yoktur” der. Sistemin temelleri şunlardır: Kaç dakikada kaç sayfalık bilgiyi, hangi amaçlarla ve ne umarak öğreneceğinizi belirlemelisiniz. Birer saati aşmayan bloklar içerisinde, önce inceleme, sorgulama yapmalı, okuduktan sonra da tekrarlamalısınız. 24 saat, bir hafta, bir ay ve 6 haftalık süreçlerde yapacağınız tekrarlar, bilgiyi kalıcılaştıracaktır.

-Sürekli aktif öğrenme arayışında olmalısınız: Size öğretilmesi pasif, sizin öğrenmeniz aktiftir. Öğrenen, sürücü veya lokomotif gibi; öğretense yolcu veya vagon gibidir. Başkalarından dinlediklerinizi bir de kendinize ifade etmeniz, kendi cümlelerinizle yazmanız, hayatla ve birbirleriyle ilişkilendirmeniz, sorgulamanız, sınıflandırmanız, hatırlamanız ve tekrarlamanız zihninizi aktif öğrenme moduna taşır.

-Öğrenmeyi baltalayan en büyük sorun isteksizliktir, isteksizlik de değersizlikten kaynaklanır. Bilgiye aç insanın öğrenmesi, susamış insanın suya kanması gibidir. Bilginin değersizliğine inanıyorsanız, derin bilinciniz öğrenme zahmetine değmediğini düşünecek; sizi not için hileli yollara, çalışmaktan kaçmaya yönlendirecek; direnirseniz de dikkatinizi dağıtacaktır. Bilgiye değer yüklemek seçiminize bağlıdır. Hayattaki en yüksek hedeflerinizle, arzularınızla yan yana düşünerek bilgiye istek yükleyebilirsiniz. Her dersi ve her konuyu, zekânızın, insan ilişkilerinizin, gelecekteki statünüzün, saygınlığınızın parçası gibi görmeniz için, ille de bilgi yarışmalarında dereceye girmeniz, hocalarınızın sizi takdir etmesi veya birinci olmanız gerekmemelidir. Az öğrenci bu türden fırsatlara sahip olabilir. Geri kalan, bu bağlantıyı kendi zihniyle kurmak durumunda kalacak.

-Sürekli keşifler arayın: Zihninizin, toplumun yüzde onluk diliminde yer alan yönlendiriciler ve yenilikçiler arasına sizi taşıması, yenilik arayışınızla gelişir.  Sorular ve sorular… Sürekli zihninde sorular üreten, bilgilere farklı açılardan bakan, analiz ederek yeni anlamlar çıkaran öğrenci kendisini başarmış bilmelidir. Hayatın her alanı baştan sona taklitlerin üzerine oturtulmuş keşiflere dayanır. Tüm sektörler, öncelikle yeni ve farklı bir şey düşünen çığır açıcıları ararlar.

-Seçtiğiniz yetenek alanlarını hobilerinize dönüştürün: Hayata tutunmamızı sağlayan temel yetenek alanları çoğunlukla her okulda öğretilmez. Sosyal zekâ, davranış-protokol, etkili iletişim becerisi, organizasyon, yönetim ve liderlik, girişimcilik, etkili yazılı ve sözlü ifade, imaj, yabancı dil, bilgisayar, araştırmacılık, analiz becerileri hepsinin başında gelir.  “Hangi maaşlı işte çalışabileceğinizi” değil, “Ne yapıp üretebileceğinizi” sormalısınız.

Dr. Muhammed Bozdağ

Duygusal Zekanızı Sınayın

Kategori: Kişisel Gelişim — Ahmet Salih SARIKAYA @ 2:49 pm

   Duygusal bakımdan zeki bir davranışı değişik durumlarda saptamak aslında zor değildir. Aşağıda açıklanan durumlarda, siz olsanız ne yapardınız?    1.      Dört yaşında bir oğlunuz var. Aynı yaştaki beş arkadaşını topladınız ve parka götürdünüz. Biri, ötekiler onunla oynamak istemiyor diye aniden ağlamaya başladı. Ne yaparsınız?

a.     Karışmam; çocukları kendi sorunlarını kendileri çözmeleri için serbest bırakırım. Böylece onu güçlüklerle mücadele etmeye hazırlarım.

b.     Onunla konuşur ve birlikte, öteki çocukları onunla oynamaya ikna etme yolları ararım.

c.     Yumuşak bir sesle ona ağlamamasını söyler, empati gösteririm.

d.     Oynayabileceği başka şeyler göstererek ağlayan çocuğun dikkatini dağıtmaya çalışırım.
2.      Bir üniversite öğrencisisiniz ve derslerden birinden yüksek bir dönem notu beklerken kırık aldığınızı öğrendiniz. Ne yaparsınız?

a.     Notumu düzeltmek için bir plan yapar ve bu planı uygulamaya koyarım.

b.     Gelecekte daha iyi sonuç almak için gayret etmeye  karar veririm.

c.     Zayıf olduğum bu dersle uğraşmak yerine notlarımın daha yüksek olduğu diğer derslerde başarımı artırırım.

d.     Gidip hocayla konuşur, notumu yükseltmesi için onu ikna etmeye çalışırım.

3.      Bir sigorta satış elemanısınız; telefonla muhtemel müşterileri arıyorsunuz. On beş kişi peş peşe telefonu yüzünüze kapadı ve moraliniz bozulmaya başladı. Ne yaparsınız?

a.     Her gün işler yolunda gitmeyebilir. Bu nedenle ?Bugünlük bu kadar? deyip, yarının daha iyi bir gün olmasını dilerim.

b.     Başarı düzeyimi ve satış yapmamı engelleyen niteliklerimi yeniden gözden geçirir, değerlendiririm.

c.     Bir sonraki telefonda değişik bir yol denerim ve uğraşmaya devam ederim.

d.     Bazı işlerde başarılı olmak için dış koşulların da yardım etmesi gerekir. Bu nedenle kendime başka bir iş düşünmeye başlarım.

4.      Tehlikeli bir manevrayla önünü kesen bir sürücüye fena halde öfkelenen arkadaşınızı sakinleştirmeye çalışıyorsunuz. Ne yaparsınız?

a.     Olayın geçip gittiğini, zaten o kadar da önemli olmadığını, unutmasını söylerim.

b.     En sevdiği müzik parçasını teybe koyar, dikkatini dağıtmaya çalışırım.

c.     Ona empati gösterir ve destek olduğumu hissettirmek için diğer sürücüyü yerden yere vururum.

d.     Kendi başıma gelen benzer bir olayda benim de nasıl kızdığımı, sonra öteki sürücünün hastasını hastaneye yetiştirmeye çalışan biri olduğunu öğrendiğimi anlatırım.   YANITLAR

1.      En iyisi B = 20 puan. Duygusal bakımdan zeki insanlar, duygusal gerginlikleri fırsat bilerek yol göstericilik yaparlar; çocuğun gösterdiği tepkinin nedenini, duygularını ve başka nasıl tepki verebileceğini kendisinin anlamasına yardımcı olurlar. C seçeneğindeki empati insanları yakınlaştırır, ancak her zaman geliştirmez.
2.      A = 20 puan. Kendini harekete geçirebilmenin göstergelerinden biri de, engelleri ve hayal kırıklıklarını aşmak için bir plan yapmak ve o planı izlemektir. 
3.      C = 20 puan. Engelleri anlama, tanıma, azmetme, yeni yaklaşımlar deneme fırsatı olarak görmeyi içeren iyimserlik, duygusal zekanın göstergelerinden biridir.
4.     
 D = 20 puan, B = 5 puan, C = 5 puan. Kızgın insanla empati kurmak ve onun dikkatini farklı olasılıklara yönlendirmek, kızgınlığı azaltır.

At Binmek : Bir Duygusal Zeka Sınavı

Kategori: Binicilik — Ahmet Salih SARIKAYA @ 2:47 pm

atl.jpg

abin1.jpg 

Emin Mahir Başdoğan ve Ayşe Buyçe Tarhan?ın katkılarıyla hazırlanmıştır. Atı anlamak için önce kendini anlamak, atı yönetmek ve denetlemek için önce kendini yönetmek ve denetlemek gerekir. İ.Ö. 3500 yıllarında Ukrayna bozkırlarında evcilleştirildiği sanılan at, tarih boyunca insanoğlunun güvenilir bir yaşam desteği oldu. Bugün ekonomik işlevini yitirmiş bile olsa, insan bu binlerce yıllık ilişkiden vazgeçmiş değil. Güçlü olduğu kadar duyarlı ve hatta ürkek bir yapısı olan atla, uyumlu bir ilişki kurmak insan için bir sınav. Dışardan baktığınızda, üstün bir fiziğe sahip bu hayvana ?hükmeden? insanın gücüne hayranlık duyabilirsiniz. İnceliklerini araştırınca mükemmel uyumun ardında duygusal zeka yetkinliklerinin izlerine rastlarsınız.   Usta bir binici olmanın ilk koşulu kendini iyi tanımak ve yönetmektir; işin sırrı, duygularını, beden dilini, davranışlarını ve bunların sonuçlarını isabetle izleyebilmek ve denetlemektir. Atı yönlendirmeye kalkışmadan önce, bu ilişkiye içtenlikle ve ciddiyetle hazırlanmak gerekir. At üzerinde binicinin duruşu, ağırlık noktasını atının ağırlık noktasına odaklayabilmesi, atın ağzını denetleyen ellerini ve yanları denetleyen bacaklarını uygun biçimde kullanması, engel atlarken zamanında kalkıp oturması, atla iletişimi sağlayan beden dili öğeleridir. Bu ifadelerin özgüvenle ve kararlı bir biçimde uygulanması, atın da aynı güven ve kararlılıkla hareket etmesini sağlar. Binici attan istediklerini net ve açık seçik biçimde iletebilmelidir. Atın daha önce aldığı eğitim ve alışkanlıkları doğrultusunda öğrenmiş olduğu bir dil varsa, o dili anlamalı ve konuşmalıdır. Binicinin en değerli iletişim aracı bedeninin dilidir; beden dili doğru ve yerinde kullanıldığı sürece, kamçı, mahmuz gibi araçlara gerek kalmaz. Binicinin davranışları atın davranışlarında karşılığını bulur. Çekişmeye girmeden, zorlanmadan, bir başka deyişle uzlaşarak, atın ihtiyaçlarını göz önüne alarak hedefin ortak olmasına dikkat etmek gerekir. En önemlisi de güven yaratmaktır. Çünkü at bütün fiziksel gücüne rağmen çekingen ve kaygı düzeyi yüksek bir hayvandır. Binici, kendine güvendikçe ve bu güveni atına yansıttıkça, at da kendini, binicisinin ritmine ve komutlarına uyarlamakta zorluk çekmez. İnanılmaz duyarlılığı ve içgüdüleriyle, at binicinin ne kadar kararlı, istekli ve kendine güvenen biri olduğunu anlar ve aksi bir tutum sezerse, sahip olduğu gücü kullanarak binicinin hayatını zorlaştırır. Atla empati kurmak, atın neden böyle davrandığını anlamak ve belki de yeniden güven tazelemek uygun tutumdur.  Binicini kendini, bedenini ve beklentilerini izler ve yönetebilirse, atını anlaması ve yönetmesi de doğal bir akış içinde, zorlamadan ve zorlanmadan gerçekleşir. Ve unutmamalı ki, binicilikte yaşanan her şey binicinin sorumluluğundadır: Tıpkı insan ilişkilerinde olduğu gibi, atı (insan ilişkilerini) anlamak için önce kendini anlamak, atı (insan ilişkilerini) yönetmek ve denetlemek için önce binicinin kendini yönetmesi ve denetlemesi gerekir.

BİNİCİLİK2

Kategori: Binicilik — Ahmet Salih SARIKAYA @ 2:45 pm

  Atlar iri hayvanlardır ama oldukça munistirler. İrilikleri sizi ürkütmesin, onlara sıcak ve samimi davranmalısınız. Huzursuzluğunuzu ve mutsuzluğunuzu hemen hissederler. Kendilerine zarar vermediğiniz sürece sizi yarı yolda bırakmazlar. Doğuda “at, avrat, silah” derler, batıya gittiğinizde saraylardaki zerafetlerine tanık olursunuz. Zaman zaman çelimsiz ve yaralı vücutlarıyla çingenelerin en vefakar dostudur. Tarih boyunca savaşmış ve yarışmışlardır. Bir yerleri kırıldığında bilirler ki, ölümleri bir namlunun ucundadır. Kimisinin sonu oldukça hazin olur. İnsanı en iyi hissedebilen, sahibiyle bütünleşen, sahibinin amaçlarını amaç edinebilen, dostla düşmanı ayırabilen bu özel hayvanın, ortaçağ boyunca yenilgilerden zaferlere, yakınlardan uzaklara taşıdığı insanı, yarın nereye taşır diye düşünmemek elde değil.

Kaslarının gücüne, tüylerinin parlaklığına hayranlıkla baktığınız bu özel hayvanlarla birkaç saatlik serüvene katılmaya ne dersiniz. At binmek bir başka canlıyla yapılabilen özel sporlardandır. Eğer daha önce hiç at binmediyseniz bunun kolayı var. Kolay dediğimize bakmayın, atınızla anlaşamadığınız ve ondan ürkttüğünüz sürece oldukça zor. Hatta böyle bir durumda tek bir ders bile alamadan evinize geri dönme olasılığınız da var. Şunu da unutmamak gerek ki, iyi at binmek kesinlikle gelişkin, güçlü kaslara sahip olmakla ilgili değildir. İyi at binmek ancak ve ancak atını tanımak, onu hissetmek, onu bilinçli bir şekilde doğru yönlendirilmekle mümkündür.

At binmeyi öğrenmenin yolu binicilik kurslarından geçiyor. Binicilik kursunun dışında, at binmeyi bilenlere yönelik atlı geziler ve atlı safariler düzenleyen Günbatmadan’ın kurs programına bir göz atabilirsiniz. Kursların toplam süresi 16 saat. Çalışma günlerini ve saatlerini belirlemek sizin isteğinize bırakılıyor. Hava durumuna göre açık ve kapalı manejlerde verilen eğitimler ilk olarak, lonjda ve serbest olarak başlıyor. Denge, jimnastik, oturuş ve yürüyüş şekillerine göre binicinin ata uyumu gibi eğitimler veriliyor ve öğrencinin durumuna göre araziye çıkılıyor. Arazide manejde öğrenilenler uygulanıyor. Daha sonra atın bakımı öğretiliyor. Malzeme tanıma, at biniş öncesi hazırlık, tımar, at kapama, biniş sonrası bakım gibi. Bizden size küçük bir ipucu… Dizginleri kısa tutun, uzun olursa, siz binerken at ileri yürüyebilir. Eğere hızla ve aniden oturmayın, kendinizi yumuşak bir şekilde bırakmalısınız. Birdenbire ve sert oturursanız atın belini incitebilirsiniz. Ve dizginleri elinizden bırakmayın, siz atın üstündeyken atınızın otlamasına izin vermeyin, mümkün olduğunca başını kaldırmaya çalışın. Aksi halde atınıza söz geçirmeniz zorlaşır. Bütün bu teorik ve pratik eğitimlerin dışında, asıl önemli olansa kendinizi ve atınızı tanırken, sınırlarınızı görüp kendinizi geliştirmenizdir. Bu eğitimlerin sonunda artık sizde iyi bir binici sayılırsınız.

Eğer at binmeyi biliyorsanız, düzenlenen atlı gezilere ve safarilere katılabilirsiniz. Atlı geziler, temel eğitim almış olanların veya geliştirmek isteyenlerin katılabileceği keyifli molalarla süslenmiş. Bu geziler, grup lideri denetiminde, temposu hafif, dik iniş ve çıkışları olmayan, molalar dahil maksimum 2 saat sürüyor. Safarilerin parkuru ise biraz daha yorucu. Eğer atlı gezileri hiç zorlanmadan tamamlamışsanız safarilere de katılabilirsiniz. Tabii biraz yorgunluğu da göze alıcaksınız. Safarilerin temposu hızlı, dik iniş ve çıkışlar bulunan parkurlarda gerektiğinde sulara bata çıka ilerliyorsunuz.

Akdeniz ve Ege bölgesi sahillerinde atlı gezilere katılmak mümkün. Kasabalarda bulunan çiftliklerden at kiralayabiliyorsunuz, at binmeyi bilmiyorsanız 45 dakikalık minik bir ders sonunda rehberle birlikte gezintilere katılabiliyorsunuz.

  BİNİCİLİK MERKEZLERİ

İstanbul çevresi
Atlı Spor Kulübu
(0212) 276 20 56
Kaz Dağları-Kalkım
İliada Otel
(0286) 484 77 78
Side - Manavgat
Titreyengöl Kovboy Ranch
(0242) 756 93 82
Kemer
Oranj Ranch, (242) 824 62 90
Sorgun First Class (242) 756 92 48
Köyceğiz çevresi
Remo Han (0.252) 265 28 88
Binicilik Malzemeleri
Doğa Spor (0212) 263 43 43
At Merkez (0212) 223 49 22

Binicilik

Kategori: Binicilik — Ahmet Salih SARIKAYA @ 2:42 pm

Daha önce at binmeyi düşünmediyseniz, bunu en kısa zamanda yapmanızı öneriyoruz. At binmek dünyanın en zevkli sporlarından biri. Bu sporun en güzel yanı, canlı bir hayvanla kurulan sıcak yakınlık ve doğayla bütünleşmek. Dediğimiz gibi; şehir ve iş hayatının yarattığı stresten kurtulmak, doğada spor yapmak için dünyanın en sadık hayvanları atlarla olan birlikteliğinizi daha fazla geciktirmeyin!

Şehir hayatının karmaşasından kurtulup, özgürce spor yapmayı kim istemez ki? Buna doğaya duyulan özlemi de eklersek, yapılabilecek en güzel şey; doğa sporları. Bunların içinde biniciliğin yeri özel. Belki ormanların içinde özgürce at koşturmak her zaman mümkün değil. Ancak bir canlıyla sporu paylaşmanın zevki çok farklı. Aslında binicilik sporu atalarımızdan gelen bir gelenek. Günümüzde bu gelenek, daha çok at düşkünleri tarafından sürdürülüyor. Bu kulüplerden bir kısmında, ağaçların içerisinde at koşturmak olası. At binmek, sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da insana çok şeyler katan, insanın ruhunu hep dengede tutan bir spor.

At binmenin ciddi kuralları var
At binmek isteyenler için ilk kural, atları çok sevmek. Ne de olsa atla iyi bir iletişim kurmak için önce onu sevmek gerekiyor. Attan ürken, ona yaklaşamayan bir insanın bu sporu yapması neredeyse imkansız. Ata, alın ya da omuz hizzasından yaklaşıp, onu yavaşca vurarak okşamak, onunla konuşmak, zaman zaman şeker vererek ödüllendirmek gerekiyor. Bunlar, atla oluşturulacak olumlu iletişimin ilk basamakları. Unutmayın ki, atınıza ne kadar iyi yaklaşırsanız, o da size o kadar uyum gösterir ve sadık kalır.

Herkes kolaylıkla at binemez
At binmek kolay gibi görünse de, aslında öyle değil. Bir - iki saat ya da üç beş gün çalışarak binici olmak mümkün değil. Yani, atın üzerinde dengede durabilmek ya da atı yürütmek binicilik için yeterli sayılmaz. Kişinin yeteneğine, çalışmasına, azmine göre iyi bir binici olmak 6 ay ile 5 yıl arasında bir zaman gerektirir. Ancak bu sizi umutsuzluğa düşürmesin, çünkü bir kez at bindikten sonra, bir daha inmeyi siz de istemeyeceksiniz.

Binicilik özel kıyafet gerektirir
Her sporda olduğu gibi, binicilikte de özel bir kıyafet gerekir. Binicilerin, rahat ve güvenli bir şekilde at binmeleri için, öncelikle tok adı verilen bir kask takmaları uygundur. Tok, tıpkı motorcuların kaskları gibi, herhangi bir düşüş anında, binicinin başını koruyan bir başlıktır. Bunun dışında, binicilerin külot pantalon ve özel çizme de giymeleri gerekir. Ancak sadece zevk için at binenler, bu sporda ustalaştıktan sonra, istedikleri ve rahat ettikleri giysiler giyebilirler. Binicinin dışında, ata da eyer, kolan, üzengi, başlık, kantarma, getr ve blanket gibi giysiler giydirilir.

Her yaşta insan at binebilir
Bu sporun bir diğer özelliği, yaş sınırının olmaması. Uzmanlar, biniciliğe başlama yaşının 10 - 11 yaşlarının çok ideal olduğunu söylüyorlar. Üst sınır olarak da, insanın sağlığı müsait olduğu sürece at binilebileceği vurgulanıyor. Yani, belli bir üst sınır tanımlanmıyor. Binicilik fiziksel olarak insanın bacak kaslarını çalıştırıyor. Ayrıca yüksek bir denge gerektiriyor.

Amacım:)

Kategori: Akvaryum — Ahmet Salih SARIKAYA @ 2:30 pm

Bir çoğumuz hayatımızın belirli dönemlerinde  akvaryumla aktif olarak  ilgilenmişizdir veya bir dostun akvaryumuna yem vererek, camına dokunarak bu huzur veren gizemli dünyaya hayranlık ile bakmışızdır. Ailemizde, çevremizde bulunan akvaryumseverler sayesinde bu dünyaya göz aşinalığı hemen hemen çoğumuzda vardır. Bu hobide, ilk yavrunun doğumunun verdiği mutluluk ve gururu, ilk balığımızı kaybettiğimizde yaşanan düş kırıklığını hepimiz acı-tatlı anılar olarak hatırlarız.

Hobicilerin, uzun yıllar saklayabilecekleri ve güncel Türkçe bilgi kaynağı ihtiyacı içinde oldukları defalarca gündeme gelen önemli konulardandır. İnternet üzerinde bölük ve dağılmış şekilde bulunan akvaryum konularını, yetersiz olan yazılı kaynakları ve yapacağımız araştırmaları da ekleyerek bizleri böyle bir yazılı kaynağı hazırlanmamıza iten en önemli etken oldu. Böylelikle akvaryumseverlere yönelik güncel bilgiler içeren bir site ile yayın dünyasına atıldık. 

Amacımız hobiciler ile akvaryum dünyası arasında bilginin ve iletişimin arttırılmasıdır. Bu amacımıza ulaşabilmek için de piyasada ürün çeşitliğinin artmasına katkıda bulunmak ve bunların uygun şekillerde kullanılmasını sağlamak, tatlı/tuzlu su canlılarının ihtiyaçlarının neler olduğunun bilinmesi ve bunların sağlanmasını anlatmaya, sorulara yardımcı olmaya, akvaryumda yaptığımız işlerin neden bu şekillerde yapıldığının açıklamasını, hobicilerin yapacakları doğru uygulamaları onlara aktarmaktır.

Amatör ruh ile kurduğumuz ekibimizin, dergi yolu ile ulaşamadığımız hobicilere ulaşmak,  bilgilerimizi ve tecrübelerimizi tüm akvaryumseverler ile paylaşmak ana hedefimiz.

Sizlerin desteğini alarak tüm akvaryumseverlere yardımcı olmaya çalışacağız.

Bilgi paylaştıkça büyür,

Sağlıklı Akvaryumlar

BALIK ANATOMİSİ

Kategori: Uncategorized — Ahmet Salih SARIKAYA @ 2:26 pm

anatomi.jpg

BURUN 1
KAFATASI 2
BEYİN 3
OMURGA 4
OMURGA KORDONU 5
BÖBREKLER 6
YÜZME KESESİ 7
YÜZGEÇ DESTEKLEYİCİLER (not: çizgi biraz uzun kaçmış sırt yüzgecinin alt kısmını göstermesi gerekiyor aslında!!!) 8
KALP 9
SOLUNGAÇLAR 10
CİĞER 11
STOMACH 12
YUMURTALIKLAR 13
BAĞIRSAKLAR 14
ANÜS (Dışkı çıkışı ve cinsel organ) 15

BALIKLARIN ESAS YAPILARI:
Balıklar çok farklı ortamlarda yaşadıklarından dolayı vücut şekilleri birbirine benzemeyebilir. Yaşadıkları ortama uyum sağlayan balıklar şekil ve renk itibariyle birbirlerinden farklılıklar gösterirler. Balıkların biçim ve şekillerine bakılarak nerede yaşadıklarını ve yaşam tarzlarını söylemek mümkündür. Nasıl beslendiğini hangi katmanlarda yüzdüklerini ve nasıl bir yüzüş biçimi(tarzı) olduğunu söyleyebiliriz.
BALIĞIN AĞIZ YAPISI;
Balıkların ağız yapıları beslenmeleri hakkında fikir verir. Mesela bir corydoras balığı aşağı doğru bakan ağzı ve bıyık diye tabir ettiğimiz duyargaları ile kumu karıştırır ve yemini bulur. Üstte yüzen balıkların genelde ağız yapıları yukarı doğru bakar ve düz bir vücut yapısına sahiptirler. Bu balıkların çoğu etçil sayılırlar çünkü su yüzeyindeki böcek, sinek vb. şeyleri yakalar yerler. Orta katmanda yüzen balıkların ağız yapıları ortada burnun hemen altındadır. Genelde yemlerini dibe batarken veya yüzerken yakalarlar, ancak bu balıklar için her katmanda yem yemek olanaklıdır. Vücutları yardımıyla kum üzerinden ve su yüzeyinden de yem yiyebilirler.
BALIKLARDA SOLUNGAÇLAR;
Akciğer görevini üstlenen bu duyarlı zar suda erimiş olarak bulunan oksijeni süzer ve kana ulaştırır. Solungaçların korunmasına yardımcı olan solungaç kapakları sürekli hareket halindedir ve solungaçlardan suyun geçmesini sağlar. Solungaç kapakları balık yüzerken sürtünmeler sonucu oluşan zedelenmelere ve diğer balıklar tarafından açılan yaralara engel olamaya çalışır. Bu sebeple de koruyucu tabakalar ile örtülüdür

YÜZGEÇLER VE GÖREVLERİ
GÖĞÜS YÜZGEÇLERİ: Bu yüzgeçler balığın kolu bacağı gibidir. Balık, bu yüzgeçleri ileri doğru iterek vücudu hareketsiz hale getirir ve frenleme yapar, kendine yön ve hız vermeyi bu yüzgeçler yardımı ile yapar.
KARIN YÜZGEÇLERİ: Bu yüzgeçlerde aynı göğüs yüzgeçleri gibidir. Balık bu yüzgeçler yardımıyla dengesini korur ve hareket eder.
ANAL YÜZGEÇ: Bir diğer adıyla “Anüs yüzgeci”. Bu yüzgeç bir kısım balıklarda üremeye yardımcı olur. Canlı doğuran türlerin erkeklerinde bu yüzgeç tüp biçimindedir ve spermleri dişinin döl yatağına ulaştırmayı sağlar. bazı Characins balıklarında ise yüzgecin ucu çengel biçimini almıştır ve yumurtlama zamanı erkek ve dişinin bir araya gelmesini sağlar.
KUYRUK YÜZGECİ: Balığın bu yüzgeci genelde tektir ancak bazı soğuksu türlerinde çift ve saçaklı hale gelmiştir (doğada pek rastlanmayan bir durumdur). Bazı erkek balıklarda dişiden farklılıklar gösterir mesela Kılıç Kuyruk (Swordtail) balıklarında erkek balığın kuyruk yüzgeci alttan uzantılıdır ve balığın kılıç kuyruk adı buradan gelir. Bu yüzgeç aslında balığa dümen görevi yapar ve asıl görevi budur.
ADİPOSE YÜZGECİ: Bu yüzgecin görevi henüz bilinmemektedir. Bazı balıklarda sırt ve kuyruk yüzgeci arasında bulunur ve etli bir yapıya sahiptir.
SIRT YÜZGECİ: Anal yüzgeç ile birlikte bu yüzgeçler balığın dik durabilmesini sağlar ve omurga görevi yaparlar.

Hayvan Hakları Yasası

Kategori: Akvaryum — Ahmet Salih SARIKAYA @ 2:25 pm

 YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ Milletlerarası Sözleşme

Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin Onaylanması Hakkında Karar.
Karar Sayısı: 2003/6168

Bakanlar Kurulundan:
——————————————————————————–

15/7/2003 tarihli ve 4934 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli
“Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”nin onaylanması;
Dışişleri Bakanlığı’nın 24/7/2003 tarihli ve AKGY/305135 sayılı yazısı
üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre,
Bakanlar Kurulu’nca 28/8/2003 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Ahmet Necdet SEZER
CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN
Başbakan

A.GÜL A.ŞENER M.A.ŞAHİN B.ATALAY
Dışişleri Bak. ve Devlet Bak. ve Devlet Bak. ve Devlet Bakanı
Başb.Yrd. Başb.Yrd. Başb.Yrd.

A.BABACAN M.A.ŞAHİN G.AKŞİT K.TÜZMEN
Devlet Bakanı Devlet Bakanı V. Devlet Bakanı Devlet Bakanı

C.ÇİÇEK M.V.GÖNÜL A.AKSU A.ŞENİR
Adalet Bakanı Milli Savunma İçişleri Bakanı Maliye Bakanı V.
Bakanı

H.ÇELİK Z.ERGEZEN R.AKDAĞ B.YILDIRIM
Milli Eğitim Bakanı Bayındırlık ve Sağlık Bakanı Ulaştırma Bakanı
İskan Bakanı

S.GÜÇLÜ M.BAŞESGİOĞLU A.COŞKUN
Tarım ve Köyişleri Çalışma ve Sos.Güv. Sanayi ve Ticaret
Bakanı Bakanı Bakanı

M.H.GÜLER E.MUMCU O.PEPE
Enerji ve Tabii Kültür ve Turizm Çevre ve Orman
Kaynaklar Bakanı Bakanı Bakanı
Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi
GİRİŞ

İşbu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler,

Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında daha sıkı bir birlik
gerçekleştirmek olduğunu dikkate alarak,

İnsanın yaşayan tüm canlılara ahlaki bir yükümlülüğünün olduğunu tanıyarak
ve insan ile ev hayvanları arasında mevcut özel ilişkileri hatırda tutarak,

Ev hayvanlarının yaşam kalitesine olan katkılarını ve bunun sonucu olarak
da toplum için taşıdığı önemi dikkate alarak,

İnsan tarafından bakılan hayvanların geniş çeşitliliğinden kaynaklanan
güçlükleri dikkate alarak,

Hayvanların, aşırı nüfuslarına bağlı olarak, insan ve diğer hayvanların
hijyen, sağlık ve güvenlikleri açısından taşıdıkları riskleri dikkate alarak,

Yabani fauna örneklerinin ev hayvanı olarak muhafaza edilmelerinin
desteklenmemesi gerektiğini dikkate alarak,

Ev hayvanlarının elde edilmesi, muhafaza edilmesi, ticari veya ticari
olmadan üretilmesi, başkasına devredilmesi ve ticaretini etkileyen farklı
şartların bilincinde olarak,

Ev hayvanlarının muhafaza edilme koşullarının her zaman sağlıklarını ve
refahlarını geliştirmeye izin vermediğinin bilincinde

Bilgi veya bilinç noksanlığı nedeniyle, bazen, ev hayvanlarına karşı
davranışların önemli ölçüde değiştiğini kaydederek,

Ev hayvanları sahiplerinin sorumluluğu sonucunda doğacak temel müşterek
davranış ve uygulama standardının sadece arzu edilen değil, aynı zamanda
gerçekçi bir hedef olduğunu dikkate alarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

BÖLÜM I-GENEL HÜKÜMLER

Madde 1

Tanımlar

1. Ev hayvanı, insan tarafından özellikle evde, özel zevk ve refakat
amacıyla muhafaza edilen veya edilmesi tasarlanan her türlü hayvanı ifade
eder.

2. Ev hayvanlarının ticareti, kar amacıyla yapılan, ev hayvanlarının
sahipliğinin değişmesine yol açan önemli miktarlardaki tüm düzenli ticari
işlemleri ifade eder.

3. Ticari üretme ve barındırma, kar amacıyla ve önemli miktarda yapılan
üretme ve barındırmayı ifade eder.

4. Hayvan barınağı, çok sayıda ev hayvanının muhafaza edilebileceği, kar
amacı gütmeyen bir tesisi ifade eder. Ulusal mevzuat ve/veya idari tedbirler
izin verdiğinde, bu gibi tesisler başıboş hayvanları da kabul edebilir.

5. Başıboş hayvan, evi olmayan veya sahibinin veya bakıcısının evinin
sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahibin ya da bakıcının kontrolü
veya doğrudan denetimi altında bulunmayan ev hayvanını ifade eder.

6. Yetkili Makam, üye ülke tarafından tayin edilen makamı ifade eder.

Madde 2

Amaç ve Uygulama

1. Tarafların her biri;

a) Bir kişi veya kurum tarafından evde ya da ticari üretme ve barındırma
kuruluşlarında ve hayvan barınaklarında muhafaza edilen ev hayvanları,

b) Uygun hallerde başıboş hayvanlar,

konularında İşbu Sözleşmenin hükümlerine işlerlik kazandırılması için
gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.

2. Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü hayvanların korunması veya tehdit
altındaki yabani türlerin korunması konusundaki belgelerin uygulanmasını
etkilemez.

3. İşbu Sözleşmenin hiçbir hükmü, Tarafların ev hayvanlarının korunmasına
yönelik daha sıkı tedbirleri kabul etme hürriyetine veya bu belgede yer alan
hükümlerin işbu belgede özellikle belirtilmeyen hayvan sınıflarına da
uygulanması hakkını etkilemez.

BÖLÜM II-EV HAYVANLARININ MUHAFAZA EDİLMESİ İÇİN

KURALLAR

Madde 3

Hayvanların refahı için temel kurallar

1. Hiç kimse bir ev hayvanının, gereksiz acı, sıkıntı veya ızdırap
çekmesine sebep olamaz.

2. Hiç kimse bir ev hayvanını terk edemez.

Madde 4

Muhafaza Etme

1. Bir ev hayvanını muhafaza eden veya bakımını kabul eden kişi, hayvanın
sağlığı ve refahından sorumludur.

2. Bir ev hayvanını muhafaza eden veya onunla ilgilenen kişi, hayvanın
cinsi ve ırkına bağlı olarak davranış gereksinimlerini dikkate alan barınak,
dikkat ve ihtimamı sağlayacaktır. Özellikle;

a. Yeterli ve uygun gıda ve su verecek,

b. Hareketi için uygun imkanları sağlayacak,

c. Kaçışını önleyecek tüm makul tedbirleri alacaktır.

3. Bir hayvan;

a. Yukarıdaki 2′nci paragrafta belirtilen şartlar yerine getirilmediği
veya

b. Belirtilen şartlar yerine getirilmesine rağmen hayvan esarete
alışamazsa

ev hayvanı olarak muhafaza edilemez.

Madde 5

Üretim

Bir ev hayvanını üretmek için seçen bir kişi, o hayvanın, dişinin veya
yavruların sağlık ve refahını risk altına sokabilecek anatomik, psikolojik ve
davranış özelliklerini göz önünde bulundurmaktan sorumlu olacaktır.

Madde 6

Ev Hayvanı Edinmede Yaş Sınırı

Hiçbir ev hayvanı ebeveynlerinin veya ebeveyn sorumluluğu taşıyan diğer
şahısların açık rızası olmaksızın 16 yaşın altındaki kimselere satılamaz.

Madde 7

Eğitim

Hiçbir ev hayvanı, sağlığına ve refahına zarar verecek şekilde, özellikle
doğal gücünü ve kapasitesini aşacak biçimde ya da yaralanmasına veya gereksiz
ağrı, acı, sıkıntı veya ızdırap çekmesine yol açacak suni yardımlar kullanarak
eğitilemez.

Madde 8

Ticaret, Ticari Üretim ve Barındırma, Hayvan Barınakları

1. Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihte ev hayvanlarının ticaretini, ticari
amaçla üretimini yapan veya barındıran veya hayvan barınağı işleten her kişi,
her Tarafça belirlenecek uygun süre içerisinde bu faaliyetlerini yetkili
makama bildirecektir.

Bu faaliyetlerden herhangi birinde hizmet yapmaya niyetli her kişi, bu
niyetlerini yetkili makama bildireceklerdir.

2. Bu bildirim,

a. Bu faaliyetlere dahil olan veya olacak ev hayvanı türlerini,

b. Sorumlu kişi ve onun bilgi düzeyini,

c. Kullanılan veya kullanılacak mülkün ve ekipmanın tanımını,

belirtmelidir.

3. Yukarıda belirtilen faaliyetler ancak;

a. Profesyonel eğitim veya ev hayvanları konusunda yeterli deneyim
sonucunda sorumlu kişinin faaliyette bulunmak için gerekli bilgi ve kapasiteye
sahip olması,

b. Faaliyet için kullanılacak mülk ve ekipmanın 4′üncü maddede belirtilen
şartları yerine getirmesi,

durumunda gerçekleştirilebilir.

4. Yetkili makam, 1′nci paragrafta belirtilen hükümler çerçevesinde
yapılan bildirim temelinde, 3′üncü paragrafta belirtilen şartların yerine
getirilip getirilmediğini tespit eder. Şayet şartlar gerektiği şekilde
sağlanmamışsa, tedbirler tavsiye eder ve gerekirse, hayvanların refahı için,
faaliyetin başlatılmasını veya devam etmesini yasaklar.

5. Yetkili makam, ulusal mevzuat ile uyumlu olarak, yukarıda belirtilen
şartların yerine getirilip getirilmediğini denetler.

Madde 9

Reklam, eğlence, sergi, yarışma ve benzeri faaliyetler

1. Aşağıdaki şartlar sağlanmadıkça ev hayvanları reklam, eğlence, sergi,
yarışma ve benzeri faaliyetlerde kullanılamaz.

a. Organizatörün bu hayvanlara, 4′üncü maddenin 2′inci fıkrasındaki
koşullara uygun olarak davranılmasını sağlayacak gerekli şartları oluşturması
ve

b. Ev hayvanlarının sağlık ve refahının risk altına sokulmaması.

2. a) Yarışma esnasında veya,

b) Hayvanın sağlık ve refahını risk altına sokabilecek diğer zamanlarda,

ev hayvanının doğal performans düzeyini artırmak veya azaltmak amacıyla
ona hiçbir madde verilemez, tedavi uygulanamaz veya cihaz tatbik edilemez.

Madde 10

Cerrahi operasyonlar

1. Bir ev hayvanının dış görünüşünü değiştirmeye yönelik veya diğer tedavi
edici olmayan cerrahi müdahaleler yasaktır. Özellikle;

a) Kuyruğun kesilmesi,

b) Kulakların kesilmesi,

c) Ses tellerinin alınması,

d) Tırnak ve dişlerin sökülmesi.

2. Bu yasaklamalara sadece aşağıdaki durumlarda müsaade edilecektir;

a) Bir veteriner hekimin, veterinerlikle ilgili tıbbi sebepler veya özel
bir hayvanın yararı için gerektiğinde tedavi edici olmayan müdahaleyi gerekli
görmesi,

b) Üremenin önlenmesi.

3. a) Hayvanın şiddetli acı çekeceği veya çekmesi muhtemel operasyonlar
sadece anestezi uygulanarak ve bir veteriner hekim tarafından veya onun
gözetiminde gerçekleştirilecektir.

b) Anestezi gerektirmeyen operasyonlar, ulusal mevzuata uygun olarak,
yetkili bir kişi tarafından gerçekleştirilebilir.

Madde 11

Öldürme

1. Veteriner hekim veya diğer bir yetkilinin yardımının hızlı bir şekilde
temin edilemediği veya ulusal mevzuat kapsamında bir hayvanın acısını ortadan
kaldırmaya yönelik acil veya ulusal mevzuatla öngörülen diğer tüm acil
durumlar dışında, bir ev hayvanı ancak bir veteriner hekim veya diğer bir
yetkili tarafından öldürülebilir. Tüm öldürmeler şartların gerektirdiği asgari
düzeyde fiziksel ve manevi acı verecek şekilde gerçekleştirilecektir. Seçilen
yöntem, acil durumlar dışında:

a) ani şuur kaybı ve ölümü gerçekleştirecek ya da

b) derin genel anestezi ile başlayacak, bunu kesin ve mutlak ölümü
sağlayacak işlem izleyecektir.

Öldürmeden sorumlu kişi, hayvanın cesedi yok edilmeden önce o hayvanın
öldüğünden emin olacaktır.

2. Aşağıda belirtilen öldürme yöntemleri yasaktır.

a) 1.b paragrafında kaydedilen etkilerin gerçekleşmemesi durumunda, boğma
veya nefessiz kalmasına neden olacak diğer yöntemler,

b) 1′inci paragrafta belirtilen etkileri sağlayacak, dozu ve uygulaması
kontrol edilemeyen herhangi bir zehirli madde veya ilaç kullanımı,

c) Ani şuur kaybı meydana getirmeden yapılan elektrikle öldürme.

BÖLÜM III-BAŞIBOŞ HAYVANLAR İÇİN EK TEDBİRLER

Madde 12

Sayılarının azaltılması

Taraflardan biri, başıboş hayvan sayısının sorun yarattığını düşünürse,
gereksiz ağrı, acı ve ızdırap çekmelerine sebep vermeyecek şekilde sayılarını
azaltmak için uygun yasal ve/veya idari tedbirleri alacaktır.

a) Bu tedbirler aşağıdaki şartları kapsayacaktır;

i. Bu hayvanlar yakalanacak ise, bunun hayvana fiziksel ve manevi olarak
en az seviyede acı verecek şekilde gerçekleştirilmesi,

ii. Yakalanan hayvanların muhafaza edilmesi veya öldürülmesi işlemlerinin
bu Sözleşmede belirtilen prensiplere uygun olarak gerçekleştirilmesi.

b) Taraflar,

i. Köpek ve kedilere damgalama gibi az acı veren ya da hiç ağrı, acı ve
ızdırap çektirmeyen uygun bir yöntemle aynı zamanda sahiplerinin isim ve
adresleri ile birlikte numaraları kayda geçirilerek daimi kimlik sağlamayı,

ii. Kedi ve köpeklerin plansız üremelerini azaltmak için bu hayvanların
kısırlaştırılmalarını teşvik etmeyi,

iii. Başıboş kedileri ve köpekleri bulan kişilerin, bu konuda yetkili
makama bilgi vermelerini teşvik etmeyi,

değerlendirmeyi taahhüt ederler.

Madde 13

Yakalama, muhafaza etme ve öldürme için istisnalar

Başıboş hayvanların yakalanmaları, muhafaza edilmeleri ve öldürülmeleri
konularında bu Sözleşmede yer alan prensiplere sadece hastalıkların
kontrolüne yönelik Hükümet programları kapsamında kaçınılmaz hallerde istisna
getirilebilir.

BÖLÜM IV-BİLGİLENDİRME VE EĞİTİM

Madde 14

Bilgilendirme ve eğitim programları

Taraflar, ev hayvanlarının muhafaza edilmesi, üretilmesi, eğitimi,
ticareti ve barındırılmaları ile ilgili kurum ve bireyleri bu Sözleşmenin
hükümleri ve prensipleri hakkında bilinçlendirme ve bilgilendirmenin
yaygınlaştırılması amacıyla bilgilendirme ve eğitim programları
geliştirilmesini desteklemeyi taahhüt ederler. Bu programlarda özellikle
aşağıda belirtilen noktalara dikkat çekilmelidir:

a) Ev hayvanlarının, yarışma amacıyla uygun bilgi ve beceriye sahip
kişiler tarafından ticaret veya eğitilmelerinin gerekliliği,

b) Aşağıdaki hususların engellenmesi gerekliliği:

i. Ebeveynlerinin veya ebeveyn sorumluluğu taşıyan diğer şahısların açık
rızası olmadıkça 16 yaşından küçüklere ev hayvanlarının hediye olarak
verilmesi,

ii. Ev hayvanlarının ödül, hediye veya ikramiye olarak verilmesi,

iii. Ev hayvanlarının plansız üretilmesi.

c) Yabani hayvanların ev hayvanı olarak alınması veya kabul edilmesinin,
bu hayvanların sağlık ve refahına olumsuz sonuçları olabileceği,

d) Sorumsuz şekilde ev hayvanları edinmenin, istenmeyen ve terk edilen
hayvan sayısının artmasına yol açma riski getirdiği.

BÖLÜM V-ÇOKTARAFLI MÜZAKERELER

Madde 15

Çok taraflı müzakereler

1. Taraflar, Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonraki beş yıl içerisinde
ve bundan sonraki her beş yılda bir ve Tarafların ekseriyetinin talep ettiği
her zaman Sözleşmenin uygulanmasını ve Sözleşmenin gözden geçirilmesinin
veya bazı hükümlerinin daha kapsamlı hale getirilmesinin uygunluğunu incelemek
üzere Avrupa Konseyi bünyesinde çok taraflı müzakereler yapacaklardır. Bu
müzakereler, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin daveti üzerine
gerçekleştirilecek toplantılarda yapılacaktır.

2. Tarafların her biri bu müzakerelere katılmak üzere bir temsilci
görevlendirme hakkına sahiptir. Sözleşmeye taraf olmayan Avrupa Konseyi üyesi
herhangi bir ülke, toplantılarda bir gözlemci ile temsil edilme hakkına
sahiptir.

3. Taraflar her müzakereden sonra, müzakere ve Sözleşmenin işleyişi
hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne bir rapor sunacaklar ve gerekli
gördükleri takdirde, Sözleşmenin 15 ila 23′üncü maddelerine değişiklik teklif
edebileceklerdir.

4. Taraflar, Sözleşme hükümlerine bağlı kalarak, müzakerelerin işleyiş
kurallarını belirleyeceklerdir.

BÖLÜM VI-DEĞİŞİKLİKLER

Madde 16

Değişiklikler

1. Taraf bir ülke veya Bakanlar Komitesi tarafından Sözleşmenin 1 ila
14′üncü maddelerine getirilecek değişiklik önerileri, Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri’ne bildirilecek ve bu öneriler Genel Sekreter tarafından Avrupa
Konseyi’ne üye devletlere, her taraf ülkeye ve Sözleşmenin 19′uncu maddesi
hükümleri gereği Sözleşmeye katılmaya davet edilen her devlete
gönderilecektir.

2. Bir önceki paragraf hükümlerine göre yapılan her değişiklik önerisi,
Genel Sekreter’e gönderildiği tarihten itibaren iki aydan az olmayan bir süre
içerisinde, düzenlenecek çok taraflı müzakerede incelenecek ve taraf ülkelerin
üçte iki oy çokluğu ile kabul edilebilecektir. Kabul edilen metin taraf
ülkelere gönderilecektir.

3. Herhangi bir ülke itirazda bulunmadığı takdirde her değişiklik, çok
taraflı müzakerede kabul edilmesinden 12 ay sonra, yürürlüğe girecektir.

BÖLÜM VII-SONUÇ HÜKÜMLERİ

Madde 17

İmza, onay, kabul, uygun bulma

Bu Sözleşme Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin imzasına açıktır. Sözleşme
onay, kabul ve uygun bulma işlemlerine tabidir. Onay, kabul veya uygun bulma
belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

Madde 18

Yürürlüğe girme

1. Sözleşme, Avrupa Konseyi’ne üye dört devletin, 17′nci maddenin
hükümlerine uygun olarak, Sözleşme ile bağlı olduklarını bildirme tarihini
takip eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe
girer.

2. Sözleşme ile bağlı olduklarını daha sonra bildirecek her devlet için
Sözleşme onay, kabul veya uygun bulma belgelerinin tevdi edildiği tarihi takip
eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 19

Üye olmayan devletlerin katılımı

1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20/d maddesinde belirtilen çoğunlukla ve
taraf devletlerin Bakanlar Komitesi’nde bulunma hakkına sahip temsilcilerinin
oybirliği ile alınan karar ile Avrupa Konseyi’ne üye olmayan her devleti
Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

3. Sözleşme, katılan her devlet için katılım belgesinin Avrupa Konseyi
Genel Sekreteri’ne tevdi edildiği tarihi takip eden altı aylık sürenin
bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 20

Bölgesel Hüküm

1. Her devlet, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya katılma
belgesini tevdi ederken Sözleşmenin uygulanacağı ülke ve ülkeleri
belirleyebilir.

2. Her Taraf, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne
göndereceği bir beyan ile Sözleşmenin uygulama alanını, bildirimde
belirteceği başka ülkelere genişletebilir. Sözleşme, bu ülkeler için, Genel
Sekreter tarafından beyanın alınmasını takip eden altı ayın bitiminden sonraki
ayın birinci gününde yürürlüğe girer.

3. Önceki iki paragraf çerçevesinde belirlenen bölgelere ilişkin yapılan
her beyan Genel Sekreter’e yapılacak bir bildirim ile geri çekilebilir. Geri
çekme, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasını takip eden altı aylık
sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 21

Çekinceler

1. Her Devlet, Sözleşmeyi imzaladığı veya onay, kabul, uygun görme veya
katılma belgelerini teslim ettiği sırada, 6′ncı madde ile 10′uncu maddenin
1′inci paragraf, 1(a) alt paragrafına bir veya daha fazla çekince koyduğunu
beyan edebilir. Bunun dışında başka bir çekince konulamaz.

2. Önceki paragrafa göre çekince koyan her Taraf, Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri’ne göndereceği bir bildirim ile bu çekinceyi kısmen veya tamamen
geri çekebilir. Geri çekme bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı
tarihten itibaren geçerlilik kazanır.

3. Sözleşmenin bir hükmüne çekince koyan bir Taraf, bu hükmün diğer bir
Tarafça uygulanmasını talep edemez, ancak bu çekince şayet kısmi veya şarta
bağlı ise, hükmün, kendi kabul ettiği şekilde uygulanmasını talep edebilir.

Madde 22

Fesih

1. Her Taraf, herhangi bir zaman, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bir
bildirimde bulunarak, bu Sözleşmeden ayrılabilir.

2. Fesih, buna ilişkin bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı
tarihten itibaren altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü
geçerlik kazanır.

Madde 23

Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi devletlere ve bu Sözleşmeye
katılan veya katılmaya davet edilen devlete;

a. her imza,

b. her onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinin tevdii,

c. Sözleşmenin, 18′inci, 19′uncu ve 20′nci maddeler uyarınca yürürlüğe
girdiği tarih,

d. işbu Sözleşme ile ilgili diğer her karar, bildirim veya bilgilendirme,

hakkında bildirimde bulunacaktır.

Aşağıda imzası bulunan yetkili temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

13 Kasım 1987 tarihinde Strazburg’da her iki metin aynı şekilde geçerli
olmak üzere, İngilizce ve Fransızca Avrupa Konseyi Arşivine tevdi edilecek
şekilde tek bir suret olarak düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,
Avrupa Konseyi üyesi olan devletler ile Sözleşme’ye katılmaya davet edilen her
devlete aslına uygunluğu onaylanmış bir suretini gönderecektir.

AKVARYUM BALIKLARINDA HARİCİ HASTALIKLAR

Kategori: Akvaryum — Ahmet Salih SARIKAYA @ 2:21 pm

Bilinen sağlık sorunlarının başında,balıkların deri ve solungaç hastalıkları gelir, bunlara birtakım parazitler neden olur . Bu hastalıkların teşhis ve tedavileri nisbeten kolay sayılır. Parazitlerin pek çoğunu görme olanağı vardır,ufak parazitleriyse büyüteç altında görebilirsiniz. Balıkların anatomisi bahsinde deriye dair bilgi verilmişti. Parazitleri akvaryuma,genellikle yeni balıklarla getirirler;oysa belirli bir karantina dönemi olmadan balığı mevcut balıkların arasına sokmamak şarttır.
Taze su beyaz leke hastalığı (Ichtyophthirius)
Hemen hemen, her taze su akvaryumunda bu hastalığın izine rastlanır. Balığın derisindeki 1 mm çapındaki beyaz yuvarlaklardan parazitlerin tanısı yapılabilir. Ichtyophthirius mikrobunun dönemsel yaşam ömrünü balığın üzerinde geçirmesi olasıdır. Bu durumda açtığı geniş deliklerden giren mantarlar hastalık yapmaya başlarlar. Daha sonra tankın dibine inen bakteri burada üzerini jelatinli bir örtüyle kapatıp, kist oluşturur. Bu kistin içinde üremeye başlar, bölünerek. Daha sonra patlayan yumru yeniden sağlıklı balıklara geçer. Cryptocaryon (bkz. izleyen hastalık) türü, deniz balıklarında izlenir ve bunlar tedaviye direnç gösterirler (kist döneminde).
Belirtiler ve teşhis
Balığın derisi ve yüzgeçleri beyaz bir örtü ile kaplıdır
Aşırı etkilenen balıkların solungaçları hızla inip çıkar.
Tedavisi
Parazit, balığın derisine girer ve kist halini alırsa, artık tedavisi zorlaşır. Ichtyphthirius’un tedavisi için gerekli önlemlerin alınması istenir, kist oluşturmaya meydan verilmemelidir. Bitkilerin aktif kömürlerin filtrelerden alınması icabeder.

Solungaç kurtları
Çok ince ufak kurtlar neden olur bunları çıplak gözle zor görebilirsiniz.Balığın solungaçlarının sıvısına bulaşırlar bu sıvıyla beslenirler
solungaçlar hızlı hızlı hareket eder.
balık ağzından çabuk çabuk nefes alır.
balığın solungsçlsrı cerehatlı gibidir bir kısmı yenir.
balık kendisini bulabildiği maddelere sürter.
Tedavisi
Bu kurtcuklar yumurtalarını tankın dibine bırakır, ilaçlara dirençlidir bunlar. Tankın çok iyi arınmış olması gerekir; balıkların bütünüyle çıkarılması ve formalin banyosundan geçirilmesi icabeder. Her hafta hasta balığın bulunduğu tankın arındırılması lazımdır. Ana tankı temizledikten sonra balıkları koymak gerekir

DERİ KURTLARI (Gyrodactylus)
Dactylogyrus paraziti ile ilişkili olup deride barınır, yaşam dönemleri farklıdırdirençli safhaları yoktur.
Belirtileri
Yüzgeçleri eskimiş, bozulmuştur.Balık gövdesini akvaryumdaki maddelere sürter.Gövdesi sıvıyla kaplanınca rengi solarDerisi kızarır.Tedavisi
Akvaryumu temiz tutup, hasta balıklara formalin banyosu vermelidir (kısa dönemli)

Kadife Hastalığı(Gyrodactylus)
Bu ufacık parazit hayvanın derisinde, “altın tozu” görünümündedir. Kök biçiminde balığın dokularına tutunan yaratık, bitkiler gibi, sahip olduğu boyayla ışığı alternatif enerji kaynağı diye kullanır.
Belirtiler
Balığın derisi ve yüzgeçleri kadifemsi altın tozu görünümünde parlak bir tabaka ile örtülür.
Balık solungaçlarını hızlı hızlı hareket ettirir.
Tedavisi
Akvaryumun temiz ve mikropsuz tutulması lazımdır. Akvaryumun gölgelendirilmesi suretiyle parazitin ışığını tutmak, filtreden aktif kömürü almak yararlı olur.

Slime Hastalığı
Üç parazit bu hastalığa neden olur bunlar;Cihiclodonella,Costia ve Cyclochaeta parazitleridir.Balığın derisimde izler bırakır.
Belirtiler ve teşhis
aşırı sıvıdan dolayı balığın renginin donuklaşması yüzgeçlerin bozulması,eskiyip yırtılması hayvanın zayıflaması solungaçların zarar görmesi ölüm
Tedavisi
Hastalığın solungaçları etkilemeden fark edilmesi üzerine akvaryumun dezenfekte edilip temizlenmesi gerekir.Bundan istenen sonuç alınmazsa,parazit Cichlodonella’dır balığın kısa süreli formalin banyosundan geçirilmesi iyi olur.Solungaçlar etkilenmişse kısa süreli tuzlu su banyoso iyi gelebilir daha sonra kısa süreli formalin banyosuna balığı sokun(eğer balığınız tuzlu suya dirençli ise)

Anchor Kurtları(lernaea)
Bu kurtlar çapa biçimindedir balığın dokularına inerler,iki yumurtakesesi arkalarında görünür.Balık üzerinde parazit kolayca görünebilir,düştüğünde kötü yara izi bırakır.
Belirtiler ve teşhis
balık kendini taşlara kayalara sürer kaşınır.
balığın gövdesinde beyaz kıl kurtlar izlenirken tutundukları yerlerde yenikler bulunur.
Tedavisi
balığınızı akvaryumdan çıkarıp(bir iki dakika yaşayabilir)kurtları toplarken yaş bir beze sarın civa kromlu veya iyotlu dezenfektanla banyo yaptırın,daha sonra temiz bir akvaryuma koyun yaraları mikrop ve yosundan etkilenmesin.

Balık Biti(Argulus)
Omurgalılardandır akrep şeklinde.Balıkdan balığa geçer,yüzer güçlü vantuzları ile deriyi deler,zehiri delicidir.
Belirtiler ve teşhis
balık kaşınmak için etrafa sürtünür
5mm çapındaki paraziti gözle görürsünüz
Tedavisi
Balığı sudan çıkarıp yaş bir beze sarın,bitlerini ayıklayın(cımbızla)bitler çıkmazsa bir litre suya 15-30 gram tuz koyarak balığı suya atın bir fırça ile bitlerini alın daha sonra balığı bir hastahane tankına alın akvaryumu bit .Balığınızı temiz tanka alın ama devamlı izleyerek ve gerektiğinde tekrar uygulayın(yumurtaları olabilir)

Yüzgeç çürüğü(black moli vs..
Fazla renkli ve japon balığı gibi yelpaze kuyruklu türlerin bu hastalıklara çok duyarlı oldukları gözlenmektedir.
sebepleri; kirli akvaryum azvitamin sayılabilir.
Belirtileri ve teşhis
kuyruğun kısalması yüzgeçlerin yıpranıp bodurlaşması
Tedavisi
Hasta balığı kısa süreli banyolara sokmalı temizlemelidir,nedeni bulup bunu gidermek şarttır çürük yerin anestezi altında kesimesi gerekir.

Mantar Hastalığı
En çok rastlanılan Sabrolegnia denilen mantardır.Her balığı etkileyen bu hastalık daha çok soğuk su kökenlilerde izlenir mantar salgını diğer hastalıklara zemin hazırlar paraziter sorunları davet eder.
Belirtileri
derinin incetüylü pamuk görünümüyle kaplanması
Tedavisi
Pamuk bir bezi ıslatıp sıkınız bunu iyot veya civakrom eriyiğine batırın daha sonra hasta balığı sudan alıp üzerini ilaçlı bezle silin en sonrada balığı hastahane tankına alıp akvaryumda önleyici tedbirler alınıp mantarın kökü kurutulmalıdır

Ağız Mantarları
Chaondorococcus colunmaris olarak bilinir buna rağmen bir mantar değildir,iplik şeklini alacak biçimde mantarla birleşen bir bakterium dur.Gerçek manatrdan daha ince ve kısa bir yaratıktır,doğurgan balıklar buna yakalanırlar
Belirtileri
Ağzın etrafında kaba pamuksu oluşum
Deride beyaz yamalar
Tedavisi
akvaryumda gerekli önlemleri alın önleyememe halinde hasta balığı özel bir tanka koyun antibiyotik ilave edin.
Doğurgan türlerin akvaryumuna bir miktar tuz koyunuz.
Stres-Balık Hastalığı İlişkisi
Stres balığın hastalık yapıcı organizmalara verdiği bağışıklık cevabıdır.

Son yıllarda bizim stres ve yaratabileceği problemler konusunda duyarlılığımız artmıştır. Aslında basın tarafından popülerleşen düşünceye göre, stres insan ve hayvanda hemen hemen her üzücü sorunun kaynağıdır. Stres ayrıca teşhis edilemeyen veya edilmesinden kaçınılan hastalıkların tanımı için de kullanılır. Akvaryum hobisinde girmiş olan kişilerde, nedense stresin balık sağlığına etkisi üzerinde daha az durulur. Üstelik bu anlaşılmıştır ki stres, balıkta sağlık problemlerinin çıkmasında en büyük etkendir.
Hobiyi takip edenlere verilen bilgilerde bu faktörün nasıl geniş kapsamlı istenmeyen etkileri olabileceğinden az bahsedilmiştir. Stresin vücudu nasıl etkilediği konusundaki bilgilerimiz, son yıllarda yapılan araştırmalardan kaynaklı. Bilim adamları farklı stres türlerini incelemişler ve bu araştırmada hangisine bağışıklık cevabının nasıl olduğunu anlamayı hedeflemişler.

Bağışıklık(İmmün) sistemi, hastalıklara karşı bir mekanizmadır ve çevre koşullarındaki ani değişimlere yani strese oldukça duyarlıdır. İmmün sistemin cevabıdır ki, bizim veya balığın bu değişimi atlatıp atlatamayacağımızı belirler.Karşık olmasına rağmen, immün yanıt hakkında bildiklerimiz çok daha fazladır. Balığın immün sistemi daha basit olduğundan üzerinde daha fazla araştırma yapılmıştır. [Balık, tarif anlamında, tam bir immün sisteme sahip en ilkel canlı türüdür.] Dünya çapındaki balık ve su ürünleri endüstrisinde artışın bir sonucu olarak, daha etkili hastalık tedavisine olan ihtiyaç yüzünden, balık immün sistemi araştırmasına ilgi artmıştır. Bu araştırmaların sonuçlarını bilimsel dergilerde bulmak mümkün.

Stres immün sistemi balıkta da diğer yükarı canlılarda olduğu gibi yanıt oluşturur. Stresin oluşması bir stresör’e bağlı olacak tabi. Stres beynin bir bölümü olan Hipotalamusu tahrik eder. Hipotalamus beynin evrimsel olarak en eski bölümlerindendir ve çoğu temel fonksiyondan sorumlu: Acıkma,susama, cinsel tahrik ve memelilerde vücut sıcaklığı.Tahrik edildiğinde Hipotalamus, kimyasal sinyaller salıp, bazı olaylar zinciri sonucunda Adrenal (Böbreküstü) bezlerden hormon salgılanmasına neden olur. Memelilerde Adrenal bezler, böbreğin üstünde yerleşmiş yapılardır. Balıkta adrenal doku, böbrek dokusu ile karışmıştır ve iç-içe’dir. Bu dokudan 2 önemli homon salgılanır.
1.’si Epinefrin, “Savaş veya Uçuş” olarak da adlandırılan reaksiyondan sorumlu. Bu hormon canlıyı ayakta durma ve direnme-savaşmaya zorlayan bazı fizyolojik değişikliklere yol açar. Örneğin; kalp ritminde artış, kan basıncı ve soluk almada artış. Karaciğerdeki glikojen, hızlı ulaşılabilir bir enerji kaynağı görevi görür. Beyin ve kasa giden kan akımı, daha hızlı düşünme ve daha atik hareket için artar(Daha fazla oksijen taşınımı). Bir kombinasyon olarak tüm bu reaksiyonlar, hayvanın strese karşı koymasına yardım eder. Bu değişiklikler fazla sürerse vücudu fazla yorup kendileri bir stres kaynağı olacaklar.

2. adrenal anti-stres hormon Kortizol’dur. Çalışmalar göstermiştir ki balıklar çok kalabalık ve sıkışık bir ortamda tutulduklarında veya taşındıklarında aşırı dozda salgılanır. Kortizol Epinefrin gibi, birçok fizyolojik değişikliğe neden olabilir. Salgılanma ve etki etme süresi fazla uzadığında metabolik dengesizliğe yol açar. Örneğin; protein yıkımında artış veya tiroid hormonlarında yükselme ki, vücudun çalışma isteğini aşırı artırıp, fiziksel tükenmeye neden olur. Bu Kortizol’ün immün sistem üzerindeki etkisidir ki bu konunun merkezinde yer almaktadır. Kortizol, immün sistemin işleyişinde direkt müdahalede bulunabilir. Bu sistemin açığı da işte buradadır ve stres temelli hastalıkların(çoğunlukla bakteriyel) başlangıcıdır. Daha uzman anlatımla, kortizol immün sistemin Patositoz işlemine karışır.

Patositoz “Hücre Yeme” anlamındadır ve kandaki bakteri ve diğer yabancı materyalleri
tüketen akyuvarların işlevi ile ilgilidir. Bu işlem çoğunlukla bakterinin deri ve mukoza bariyerini geçmesi ve vücuda girmesi sırasında gerçekleşir. Makrofaj adlı bu akyuvarlar kimyasal sinyaller ile yönlendirilip, hedef taarruz bölgesine giderler. Bu hücreler tek hücreli bir canlı olan Amib’e çok benzerler ve aynı mantıkla hareket ederler. Bazı bilimadamları bu hücrelerin köken olarak sünger ve deniz anası gibi ilkel canlıların dokularında yaşayan amiblerden evrimleştiğini iddia ediyorlar. Belki milyonlarca yıl süresince bu amibler istiklallerini yetirip, canlı vücudunun immün sisteminin bir parçası haline gelmişler.

Bu fagositik (hücre yiyen) hücreler olay yerine geldiklerinde, yabancı maddenin etrafını sarıp, onu sindirirler. Hücrede enzim taşıyan ufak membran kaplı paketler vardır. Bunlar Lizozom adını alıp, içeri alınan paket ile birleşip, enzimlerini içeri salmakla, bakteri veya yabancı maddenin sindirilmesini sağlıyorlar. Bazı fagositik hücreler, içeri alınanı yok etmek için Sodyum Hipoklorit (HCL) de üretirler.Yabancı materyal sindirildiğinde, atıklar kan akımında serbest bırakılır ve böbrekler tarafından atılır.[veya karaciğerin safra temel maddelerini oluşturmada kullanılır]. Kortizol, bu önemli fagositöz işlemine müdahale eder. Kimyasal olarak lizozom membranında değişikliklere neden olur ve membran füzyonu gerçekleşemez. Böylece yakalanan bakteri yaşamaya devam eder ve vücuda yayılır.

Beslenme immünoloji konusundaki bazı güncel bulgular gösteriyor ki,C vitamini bu kimyasal değişimi ve bozulmayı engelleyebilir. Aynı zamanda bilinir ki, C vitamini Edwardseilla bakterisinin yol açtığı ölümcül enfeksiyona karşı Kanal Kedi Balığında dayanıklılığı arttırır. A ve E gibi diğer vitaminler de immün cevabı güçlendirmeleri ile bilinirler.

İz metalleri de immün fonksiyonda röl almaları ile bilinirler. Örneğin Selenyum fagositik işlemde etkili bir immün yardımcıdır. E vitamini gibi. Kadmiyum ve Çinko gibi diğer metaller de bu olaya karışırlar. Balığın immün cevabında ağır metal gereksiniminin açıklanabilmesi için balık beslenmesi ile ilgili daha da fazla ve ayrıntılı bilgiye gerek var. Bu kesindir ki kaliteli diyet ile bakılan balık parazitik enfeksiyonlara karşı daha dayanıklı olacaktır. Parazit yükünde seyrelme ve hafiflenme önemli bir faktör olabilir çünkü, parazitler hedef canlıdan beslenirken bakteriler için vücut içine daha kolay ulaşım sağlayıp, yayılmalarını destekliyorlar.

Stresten kaynaklanan başka immün sistem bozuklukları da var. Örneğin Mukozal yanıt
Antibody (vücuda karşı) üreten sistemin bir parçasıdır. Antibody’ler yabancı maddelere
(bakteriler gibi) bağlanan özel proteinlerdir. Antibody’ler değişik yollarla fonksiyon yapar. Döngüdeki virüsleri ve bakteriyel oluşumları(zehir, koruyucu kılıflar,…) etkisiz hale getirip veya materyalı yapıştırıp fagositoz için müsait hale getirebilirler. Soğuk ve sıcak su balıkları üzerindeki araştırmalar göstermiştir ki, stres döneminde tam da hayvan koruma için proteinlere muhtaçken antibody’lerin salınımı düşer. Diyette E ve A vitaminlerinin bulunması antibody’lerin salınımını arttırdığı görülmüştür.

İmmün sistemin bozulması ve balığın enfekte olması durumunda standart prosedür
antibiyotik ile tedavidir. Bilgisiz aquarist, dağıtıcı veya satıcı tedavinin daha etkili olması için ilacı balığı daha da strese uğratacak karışım ve dozda sunabilir. Örneğin; şimdi biliyoruz ki Oxytetracycline (Oksitetrasaykılin) Sazan ve Gökkuşağı Alası’nda immün yanıtı durdurabilir. Balıkta tedavi için diğer sık kullanılan ise Tetracycline (Tetrasaykılin) dir. Bu ilaç belirli limitte kullanılmalı çünkü bakteriyel korunmayı sağlarken, immün yanıta müdahale edebilir.

Akvaryum balıklarının katlanmaya zorlandıkları bu kadar strese rağmen ve bunların immün yanıt üzerindeki etkileri bilindiği halde, şaşırtıcıdır ki çoğu balık kurtulmayı başarıyor.Bu da immün sistemin neredeyse mükemmelliğinin bir kanıtıdır. Yine de, hobicilerin %30-50’si 1 sene içersinde balıklarının ölümü yüzünden bu işe veda eder.

Balığın sağlığı ve hobici için önemli olan, stresi en aza indirmekle beraber, oluştuğunda nasıl azaltılacağını bilmektir. Temiz su ve gerekli beslenme dengesi balığBilinen sağlık sorunlarının başında,balıkların deri ve solungaç hastalıkları gelir, bunlara birtakım parazitler neden olur . Bu hastalıkların teşhis ve tedavileri nisbeten kolay sayılır. Parazitlerin pek çoğunu görme olanağı vardır,ufak parazitleriyse büyüteç altında görebilirsiniz. Balıkların anatomisi bahsinde deriye dair bilgi verilmişti. Parazitleri akvaryuma,genellikle yeni balıklarla getirirler;oysa belirli bir karantina dönemi olmadan balığı mevcut balıkların arasına sokmamak şarttır.
Taze su beyaz leke hastalığı (Ichtyophthirius)
Hemen hemen, her taze su akvaryumunda bu hastalığın izine rastlanır. Balığın derisindeki 1 mm çapındaki beyaz yuvarlaklardan parazitlerin tanısı yapılabilir. Ichtyophthirius mikrobunun dönemsel yaşam ömrünü balığın üzerinde geçirmesi olasıdır. Bu durumda açtığı geniş deliklerden giren mantarlar hastalık yapmaya başlarlar. Daha sonra tankın dibine inen bakteri burada üzerini jelatinli bir örtüyle kapatıp, kist oluşturur. Bu kistin içinde üremeye başlar, bölünerek. Daha sonra patlayan yumru yeniden sağlıklı balıklara geçer. Cryptocaryon (bkz. izleyen hastalık) türü, deniz balıklarında izlenir ve bunlar tedaviye direnç gösterirler (kist döneminde).
Belirtiler ve teşhis
Balığın derisi ve yüzgeçleri beyaz bir örtü ile kaplıdır
Aşırı etkilenen balıkların solungaçları hızla inip çıkar.
Tedavisi
Parazit, balığın derisine girer ve kist halini alırsa, artık tedavisi zorlaşır. Ichtyphthirius’un tedavisi için gerekli önlemlerin alınması istenir, kist oluşturmaya meydan verilmemelidir. Bitkilerin aktif kömürlerin filtrelerden alınması icabeder.

Solungaç kurtları
Çok ince ufak kurtlar neden olur bunları çıplak gözle zor görebilirsiniz.Balığın solungaçlarının sıvısına bulaşırlar bu sıvıyla beslenirler
solungaçlar hızlı hızlı hareket eder.
balık ağzından çabuk çabuk nefes alır.
balığın solungsçlsrı cerehatlı gibidir bir kısmı yenir.
balık kendisini bulabildiği maddelere sürter.
Tedavisi
Bu kurtcuklar yumurtalarını tankın dibine bırakır, ilaçlara dirençlidir bunlar. Tankın çok iyi arınmış olması gerekir; balıkların bütünüyle çıkarılması ve formalin banyosundan geçirilmesi icabeder. Her hafta hasta balığın bulunduğu tankın arındırılması lazımdır. Ana tankı temizledikten sonra balıkları koymak gerekir

DERİ KURTLARI (Gyrodactylus)
Dactylogyrus paraziti ile ilişkili olup deride barınır, yaşam dönemleri farklıdırdirençli safhaları yoktur.
Belirtileri
Yüzgeçleri eskimiş, bozulmuştur.Balık gövdesini akvaryumdaki maddelere sürter.Gövdesi sıvıyla kaplanınca rengi solarDerisi kızarır.Tedavisi
Akvaryumu temiz tutup, hasta balıklara formalin banyosu vermelidir (kısa dönemli)

Kadife Hastalığı(Gyrodactylus)
Bu ufacık parazit hayvanın derisinde, “altın tozu” görünümündedir. Kök biçiminde balığın dokularına tutunan yaratık, bitkiler gibi, sahip olduğu boyayla ışığı alternatif enerji kaynağı diye kullanır.
Belirtiler
Balığın derisi ve yüzgeçleri kadifemsi altın tozu görünümünde parlak bir tabaka ile örtülür.
Balık solungaçlarını hızlı hızlı hareket ettirir.
Tedavisi
Akvaryumun temiz ve mikropsuz tutulması lazımdır. Akvaryumun gölgelendirilmesi suretiyle parazitin ışığını tutmak, filtreden aktif kömürü almak yararlı olur.

Slime Hastalığı
Üç parazit bu hastalığa neden olur bunlar;Cihiclodonella,Costia ve Cyclochaeta parazitleridir.Balığın derisimde izler bırakır.
Belirtiler ve teşhis
aşırı sıvıdan dolayı balığın renginin donuklaşması yüzgeçlerin bozulması,eskiyip yırtılması hayvanın zayıflaması solungaçların zarar görmesi ölüm
Tedavisi
Hastalığın solungaçları etkilemeden fark edilmesi üzerine akvaryumun dezenfekte edilip temizlenmesi gerekir.Bundan istenen sonuç alınmazsa,parazit Cichlodonella’dır balığın kısa süreli formalin banyosundan geçirilmesi iyi olur.Solungaçlar etkilenmişse kısa süreli tuzlu su banyoso iyi gelebilir daha sonra kısa süreli formalin banyosuna balığı sokun(eğer balığınız tuzlu suya dirençli ise)

Anchor Kurtları(lernaea)
Bu kurtlar çapa biçimindedir balığın dokularına inerler,iki yumurtakesesi arkalarında görünür.Balık üzerinde parazit kolayca görünebilir,düştüğünde kötü yara izi bırakır.
Belirtiler ve teşhis
balık kendini taşlara kayalara sürer kaşınır.
balığın gövdesinde beyaz kıl kurtlar izlenirken tutundukları yerlerde yenikler bulunur.
Tedavisi
balığınızı akvaryumdan çıkarıp(bir iki dakika yaşayabilir)kurtları toplarken yaş bir beze sarın civa kromlu veya iyotlu dezenfektanla banyo yaptırın,daha sonra temiz bir akvaryuma koyun yaraları mikrop ve yosundan etkilenmesin.

Balık Biti(Argulus)
Omurgalılardandır akrep şeklinde.Balıkdan balığa geçer,yüzer güçlü vantuzları ile deriyi deler,zehiri delicidir.
Belirtiler ve teşhis
balık kaşınmak için etrafa sürtünür
5mm çapındaki paraziti gözle görürsünüz
Tedavisi
Balığı sudan çıkarıp yaş bir beze sarın,bitlerini ayıklayın(cımbızla)bitler çıkmazsa bir litre suya 15-30 gram tuz koyarak balığı suya atın bir fırça ile bitlerini alın daha sonra balığı bir hastahane tankına alın akvaryumu bit .Balığınızı temiz tanka alın ama devamlı izleyerek ve gerektiğinde tekrar uygulayın(yumurtaları olabilir)

Yüzgeç çürüğü(black moli vs..
Fazla renkli ve japon balığı gibi yelpaze kuyruklu türlerin bu hastalıklara çok duyarlı oldukları gözlenmektedir.
sebepleri; kirli akvaryum azvitamin sayılabilir.
Belirtileri ve teşhis
kuyruğun kısalması yüzgeçlerin yıpranıp bodurlaşması
Tedavisi
Hasta balığı kısa süreli banyolara sokmalı temizlemelidir,nedeni bulup bunu gidermek şarttır çürük yerin anestezi altında kesimesi gerekir.

Mantar Hastalığı
En çok rastlanılan Sabrolegnia denilen mantardır.Her balığı etkileyen bu hastalık daha çok soğuk su kökenlilerde izlenir mantar salgını diğer hastalıklara zemin hazırlar paraziter sorunları davet eder.
Belirtileri
derinin incetüylü pamuk görünümüyle kaplanması
Tedavisi
Pamuk bir bezi ıslatıp sıkınız bunu iyot veya civakrom eriyiğine batırın daha sonra hasta balığı sudan alıp üzerini ilaçlı bezle silin en sonrada balığı hastahane tankına alıp akvaryumda önleyici tedbirler alınıp mantarın kökü kurutulmalıdır

Ağız Mantarları
Chaondorococcus colunmaris olarak bilinir buna rağmen bir mantar değildir,iplik şeklini alacak biçimde mantarla birleşen bir bakterium dur.Gerçek manatrdan daha ince ve kısa bir yaratıktır,doğurgan balıklar buna yakalanırlar
Belirtileri
Ağzın etrafında kaba pamuksu oluşum
Deride beyaz yamalar
Tedavisi
akvaryumda gerekli önlemleri alın önleyememe halinde hasta balığı özel bir tanka koyun antibiyotik ilave edin.
Doğurgan türlerin akvaryumuna bir miktar tuz koyunuz.
Stres-Balık Hastalığı İlişkisi
Stres balığın hastalık yapıcı organizmalara verdiği bağışıklık cevabıdır.

Son yıllarda bizim stres ve yaratabileceği problemler konusunda duyarlılığımız artmıştır. Aslında basın tarafından popülerleşen düşünceye göre, stres insan ve hayvanda hemen hemen her üzücü sorunun kaynağıdır. Stres ayrıca teşhis edilemeyen veya edilmesinden kaçınılan hastalıkların tanımı için de kullanılır. Akvaryum hobisinde girmiş olan kişilerde, nedense stresin balık sağlığına etkisi üzerinde daha az durulur. Üstelik bu anlaşılmıştır ki stres, balıkta sağlık problemlerinin çıkmasında en büyük etkendir.
Hobiyi takip edenlere verilen bilgilerde bu faktörün nasıl geniş kapsamlı istenmeyen etkileri olabileceğinden az bahsedilmiştir. Stresin vücudu nasıl etkilediği konusundaki bilgilerimiz, son yıllarda yapılan araştırmalardan kaynaklı. Bilim adamları farklı stres türlerini incelemişler ve bu araştırmada hangisine bağışıklık cevabının nasıl olduğunu anlamayı hedeflemişler.

Bağışıklık(İmmün) sistemi, hastalıklara karşı bir mekanizmadır ve çevre koşullarındaki ani değişimlere yani strese oldukça duyarlıdır. İmmün sistemin cevabıdır ki, bizim veya balığın bu değişimi atlatıp atlatamayacağımızı belirler.Karşık olmasına rağmen, immün yanıt hakkında bildiklerimiz çok daha fazladır. Balığın immün sistemi daha basit olduğundan üzerinde daha fazla araştırma yapılmıştır. [Balık, tarif anlamında, tam bir immün sisteme sahip en ilkel canlı türüdür.] Dünya çapındaki balık ve su ürünleri endüstrisinde artışın bir sonucu olarak, daha etkili hastalık tedavisine olan ihtiyaç yüzünden, balık immün sistemi araştırmasına ilgi artmıştır. Bu araştırmaların sonuçlarını bilimsel dergilerde bulmak mümkün.

Stres immün sistemi balıkta da diğer yükarı canlılarda olduğu gibi yanıt oluşturur. Stresin oluşması bir stresör’e bağlı olacak tabi. Stres beynin bir bölümü olan Hipotalamusu tahrik eder. Hipotalamus beynin evrimsel olarak en eski bölümlerindendir ve çoğu temel fonksiyondan sorumlu: Acıkma,susama, cinsel tahrik ve memelilerde vücut sıcaklığı.Tahrik edildiğinde Hipotalamus, kimyasal sinyaller salıp, bazı olaylar zinciri sonucunda Adrenal (Böbreküstü) bezlerden hormon salgılanmasına neden olur. Memelilerde Adrenal bezler, böbreğin üstünde yerleşmiş yapılardır. Balıkta adrenal doku, böbrek dokusu ile karışmıştır ve iç-içe’dir. Bu dokudan 2 önemli homon salgılanır.
1.’si Epinefrin, “Savaş veya Uçuş” olarak da adlandırılan reaksiyondan sorumlu. Bu hormon canlıyı ayakta durma ve direnme-savaşmaya zorlayan bazı fizyolojik değişikliklere yol açar. Örneğin; kalp ritminde artış, kan basıncı ve soluk almada artış. Karaciğerdeki glikojen, hızlı ulaşılabilir bir enerji kaynağı görevi görür. Beyin ve kasa giden kan akımı, daha hızlı düşünme ve daha atik hareket için artar(Daha fazla oksijen taşınımı). Bir kombinasyon olarak tüm bu reaksiyonlar, hayvanın strese karşı koymasına yardım eder. Bu değişiklikler fazla sürerse vücudu fazla yorup kendileri bir stres kaynağı olacaklar.

2. adrenal anti-stres hormon Kortizol’dur. Çalışmalar göstermiştir ki balıklar çok kalabalık ve sıkışık bir ortamda tutulduklarında veya taşındıklarında aşırı dozda salgılanır. Kortizol Epinefrin gibi, birçok fizyolojik değişikliğe neden olabilir. Salgılanma ve etki etme süresi fazla uzadığında metabolik dengesizliğe yol açar. Örneğin; protein yıkımında artış veya tiroid hormonlarında yükselme ki, vücudun çalışma isteğini aşırı artırıp, fiziksel tükenmeye neden olur. Bu Kortizol’ün immün sistem üzerindeki etkisidir ki bu konunun merkezinde yer almaktadır. Kortizol, immün sistemin işleyişinde direkt müdahalede bulunabilir. Bu sistemin açığı da işte buradadır ve stres temelli hastalıkların(çoğunlukla bakteriyel) başlangıcıdır. Daha uzman anlatımla, kortizol immün sistemin Patositoz işlemine karışır.

Patositoz “Hücre Yeme” anlamındadır ve kandaki bakteri ve diğer yabancı materyalleri
tüketen akyuvarların işlevi ile ilgilidir. Bu işlem çoğunlukla bakterinin deri ve mukoza bariyerini geçmesi ve vücuda girmesi sırasında gerçekleşir. Makrofaj adlı bu akyuvarlar kimyasal sinyaller ile yönlendirilip, hedef taarruz bölgesine giderler. Bu hücreler tek hücreli bir canlı olan Amib’e çok benzerler ve aynı mantıkla hareket ederler. Bazı bilimadamları bu hücrelerin köken olarak sünger ve deniz anası gibi ilkel canlıların dokularında yaşayan amiblerden evrimleştiğini iddia ediyorlar. Belki milyonlarca yıl süresince bu amibler istiklallerini yetirip, canlı vücudunun immün sisteminin bir parçası haline gelmişler.

Bu fagositik (hücre yiyen) hücreler olay yerine geldiklerinde, yabancı maddenin etrafını sarıp, onu sindirirler. Hücrede enzim taşıyan ufak membran kaplı paketler vardır. Bunlar Lizozom adını alıp, içeri alınan paket ile birleşip, enzimlerini içeri salmakla, bakteri veya yabancı maddenin sindirilmesini sağlıyorlar. Bazı fagositik hücreler, içeri alınanı yok etmek için Sodyum Hipoklo